yaşamdan kesit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşamdan kesit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2021 Pazartesi

YAŞAMIN MUCİZELERİ PALAVRASI/BÖLÜM 2










Yine yazmış, döktürmüş yazar. Allahı var bak, ilk satırları okurken "ne güzel" dedim, "bak bir müzisyen besteler yapıp ödüller alıyor, işinde gücünde". 

Ama yok, illa bir şeyler karıştıracak. 

Şimdi bak güzel kardeşim, yazıyorsun ama biraz destekli yaz lütfen. Hiç kurye şirketi kuryesiz kalır mı? Mutlaka organizasyonu ona göre yaparlar. Hem hiç iş sektirmemiş, özenli çalışan bir şirketin sahibi kendi yeğenini gönderir mi işe allasen? 

Kurye şirketi mi bu yoksa başka bir şey mi? Sonra bana niye söyleniyorsun diyorlar. O ikisini tanıştıracak başka yer mi yok? 

Olmaz! Hiç uygun değil.








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: kullanılan fotoğraf Yandexten alıntıdır.​



1 Ekim 2021 Cuma

YAŞAMIN MUCİZELERİ/BÖLÜM 2







Bu evi sırf terasından dolayı satın almıştı. Göz alabildiğine yeşilliğe açılan manzara ve terasa değen ağaç dalları, eve adımını attığından itibaren kalbini doldurmuş ve buranın yeni yaşamına iyi geleceğini hissetmişti.

Müzik sektöründeydi, çocukluğundan beri notaların uçuştuğu bir evde büyüdüğünden bu sihirli dünyadan çıkamamış, üstelik çok iyi bestelere imza atarak, bir çok ödülle bu başarıyı taçlandırmıştı.

Evin büyük bir bölümünü stüdyo olarak düzenlemesine rağmen geri kalan alanda rahatlıkla yaşıyordu.

Sabah kalktığında hemen terasın kapılarını sonuna kadar açıp sevdiği müzisyenlerden birinin çalışmasını cd çalara koydu. Tabiattaki tüm canlılar özellikle kuşlar sanki eşlik ediyordu bu ezgilere. Kahvaltısını hazırladı, terastaki masaya tepsiyle götürdü. O esnada telefonu çaldı. Stüdyodan hazırladığı partisyon için arıyorlardı. Göndermeyi unuttuğunu hatırladı ve hemen kurye şirketini aradı.

Sürekli çalıştığı şirket olduğundan onu tanıyor ve ona öncelik veriyorlardı. Kurye gelene kadar kahvaltı için terasa çıktı. Dışarda mis gibi hava vardı. Çayından bir yudum almıştı ki kapı çaldı. Kuryelerin hepsi bahçe kapısının şifresini bilir ve eve girip kurye kutusuna bırakılmış evrakları alarak dağıtıma çıkarlardı. "Herhalde başka birisi bu" deyip, aşağıya indi.

Bahçe kapısını açtığında saçları turuncu renk, yüzü çilli ve kocaman gülümseyen bir kızın, elinde kaskı ve son model motosikleti ile beklemekte olduğunu gördü.

Gelen kurye, şirket sahibinin yeğeni idi. Şirket ziyareti esnasında tüm kuryeler dışarda ve en yakın kuryenin gelmesi bir saati bulacağından amcası yeğenine rica etmişti gitmesi için. Yeğen de gideceği yerin sevdiği sanatçı olduğunu duyunca seve seve kabul etmişti.

Böylece, bahçe kapısındaki karşılaşma birbirleriyle rastlaşmayacak iki insan için hoş bir sürprizi  gerçekleştirmişti. Gerisi onlara kalıyordu.









{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: kullanılan fotoğraf Yandexten alıntıdır.



27 Eylül 2021 Pazartesi

YAŞAMIN MUCİZELERİ PALAVRASI/BÖLÜM 1






Bir adam, bir kadın canları aşktan yandığından artık kendilerini kapatmış ve hiç bir ilişki yaşamamaya karar vermişler öyle mi? Ya bu mümkün mü? Hayat devam ediyor eninde sonunda gelip seni bulur aşk bulacaksa, sen istediğin kadar kapat. Sonra bir gün yolda birbirleriyle çarpışıp yeniden aşkı buluyorlar(!) Bu ne saçma şey böyle.

Üstelik çarpışmalarında can yakıcı bir şey var; sıcak kahve!! Gerçekten saçmalığın daniskası. O sıcak kahve senin kafandan aşağı dökülünce nasıl tepki verirsin acaba? İki insanın canı yanınca önce bağırır, haykırır. Nerde öyle göz göze gelecek de gülmeye başlayacak, palavra ! Bunlar sadece romanlarda olur canım kardeşim. Geçiniz bunları bir kalem. 

Onlar orada bir güzel tartışırlar, sağdan soldan birileri koşturur, illâ ki biri daha fazla etkilenip yanar ve 1. derece yanıkla hastahaneye kaldırılır. 

Hepsi bu! Aşk maşk yok. Alla alla....







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: kullanılan fotoğraf buradan alıntıdır.



24 Eylül 2021 Cuma

YAŞAMIN MUCİZELERİ/BÖLÜM 1














İkisi de uzun zamandır yalnızdı. İlişkilerinden canları yandığı için, aşka uzaktılar ama kader onlara sürpriz yapmak üzereydi.

Aynı gün ikisi de farklı dükkanlardan aldıkları kahve ellerinde, hızlı hızlı yürüyorlardı. Az sonra yollarının kesişeceği köşeye gelmişlerdi ki, bir araç yola fırlayan kediye çarpmamak için frene basınca o asfaltı kazıyan ses ortalığı inletti ve sokağın tam köşesine geldiklerinde ikisi de yola baktığından oldukça sıcak(!) bir çarpışma gerçekleşiverdi.

İkisinin de baştan aşağı kahve olmuş giysileri ve yüz ifadeleri o kadar komiklerdi ki aynı anda gülmeye başladılar.

Sonuç; iki yalnız insanın bir araya gelme mucizesi gerçekleşti.









{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: kullanılan fotoğraf buradan alıntıdır.




17 Mayıs 2021 Pazartesi

UMARSIZ










Evden kendini dışarı atıp sokaklarda yürümeye başladı. Kafasının içinden, saçlarını savuran rüzgardan daha hızlı geçiyordu düşünceler. Umutsuzluk hissediyordu içinde, derin koyu renkte ve kıvamda bir umutsuzluk. Oysa mutluydu hem de çok. İmrenilesi derecede. Kıskanılası hatta. Neden bu duyguyu misafir etmek zorunda kalmıştı o halde?

İnsan çevresinden bağımsız değildir elbet. Eninde sonunda çevresel faktörler, kişinin alanına sızıntı yapabilir. Kendi kapılarını kapatabilir, bir odanın, bir evin, bir sarayın, bir arabanın içinde izole olarak duygularını yaşayabilir ama günü gelip kabuğundan dışarı başını uzattığında gördükleri, bir anda atmosferini değiştirebilir. Duyarsız olmayı, bilmemeyi, öğrenmemeyi öyle isterdi ki. Ama görüyordu, farkındaydı herşeyin. Bilgi, bazen çok ağır geliyordu. 

Uzakta bir tarihi bilmek istemiyordu mesela, gitmek istediği, olmak istediği yerin koşullarını öğrenmek istemiyordu, zorunluluğun dayattığı şartları görmek ve uymak istemiyordu. Biyolojik saati belki de huysuzluk yapmaya en yatkın zamandaydı ama o bunu bile bilmek istemiyordu. 

Başını kaldırdığında sahile geldiğini farketti. Kendi içi gibi kabaran dalgalarla, rüzgarla karşı karşıyaydı. Öylece durdu ve rüzgarın yüzünü, saçlarını yalamasına kayıtsızca bıraktı kendini.







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-

 

 

 

 

not: kullanılan gif buradan alıntıdır.​

 

 

 

25 Haziran 2010 Cuma

bir akşam...





**************************************************






Bir akşam karanlıkla ben, balkonda birlikteydik... masada kağıt, kalem ve mürekkep. Satır satır yazılacakken kelimeler bir misafir geliverdi, beklenmeyen... soluk kanatlarıyla tutunup balkon panjurunun demirine, öylece kaldı. Sessizlik büyüktü.. kanat bile çırpmadı. Ben de hiç hareket etmedim. Geceyi böler diye...




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: görsel M©MENT©S arşivindendir.



15 Nisan 2010 Perşembe

bugün 1. gün



 *****************

Hayatımın birinci günü... dün saat 11.00 sularında annemle bir bütün olduğum bedenden dışarı çıkmışım, yıllar geçti...uzun, heyecanlı, korkulu, sevinçli, mutsuz, mutlu, başarılı, başarısız, neşeli, tutkulu, herşeye aşk dolu...

Şikayetim yok... keşkelerim yok... kendimi artık sakin, huzurlu bir göl kenarında gibi hissediyorum. Büyük kavgalardan uzak (anlık minik kızgınlıklar sanırım hayatın gidişatıyla ilgili bir de burcumla :) ).

Tek bir dileğim var, o da ben de saklı..

Pastayı üfledim, şimdi ağzımda hayatım boyu çok sevdiğim çukulata tadı ve yüzüme yayılan gülümseme ile başbaşayım.




ANNE !... BABA !... BENİ DUYUYOR MUSUNUZ? TEŞEKKÜR EDERİM SİZLERE...






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-






not: görsel Google' dan alıntıdır.



3 Nisan 2010 Cumartesi

ver bi yanak


Uzun zaman önce, çocukluğunda babasıyla birlikte başlattığı bir oyundu bu. Hafif üzüntülü, sıkılmış, gerilmiş olduğu zamanlarda babası ona "ver bi yanak bakalım" derdi, o da yanağını uzatır, babası iki parmağının arasına pembe gergin yanağını yerleştirip sanki ordan bir parça koparmış gibi yaparak, "tamam aldım içindeki sıkıcıyı" der ve ikisi birden gülerlerdi. 

Bu hareketi babasından başkasına yaptırmak istemezdi. Çünkü hiç kimsenin parmakları babasınınki kadar tüy hafifliğinde değildi. Hele aileden birileri vardı ki, onlarla her karşılaştığında mutlaka elleriyle yanaklarını kapatırdı. Bazen boş bulunduğunda bir el yanağına hızla yaklaşıp uzaklaşırken, önce gözlerinden ateş çıkartan bir acı hissini ardından bu hissi müthiş bir öfkeye dönüşürken ve içinde, bunu yapan insanların etlerini lime lime etmek için dayanılmaz bir isteğin pompalandığını hayretle farkederdi. Kızgınlıkla haykırır ve ardından benim yanağımı sıkmayınnn !!! diye bağırırdı. Annesi bir iki kez kaş göz işaretiyle onu ikaz edecek olsa da, canının acısıyla gözlerini devirerek bakar ve bu mücadele sona ererdi.


Sahi insanlar neden bir başkasının yanağını et koparır gibi acıtırlardı?!.. "Ah bak bunun yanağı tam benim şu iki parmağımın arası için yaratılmış", "ay ay ne iştah açıcı elma gibi yanaklar bunlar, kopartayım biraz.." türünde mi düşünüyorlar acaba... biri onlara o başkalarının yanaklarından makas alacaklarına, kendi yanaklarına sıkı bir tokat attırmaları gerektiğini mutlak surette söylemeli.... ahanda ben burada söylüyorum işte ey makas sevdalıları (!) hadi biz büyükler neyse derdimizi anlatabiliyoruz, en azından yumruk atıp küfredebiliyoruz ama ya şu bebekler, minik çocuklar... bir kadın toplantısında ille de birinin bebeği, küçük çocuğu geldiğinde, orda mutlaka bir ya da iki kadın makas için parmaklarına antreman yapmaya başlarlar. O parmaklar çalışmaktan öyle bir sıkı hale gelir ki, sanırsın mengene !.. Bir kavga olsa bu tipler saç başla uğraşmayıp bir makas alsalar yanaktan karşı taraf anında mort olur zaten.  

Baba beni duyuyor musun ordan?! hadi ver bi yanak...

.




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: görsel Google' dan alıntıdır.