yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2019 Cumartesi

Celaliye 5







Bir kaç gün sonra Ali nihayet ortaya çıktı. Nerde olduğunu sorduğumu gayet iyi hatırlıyorum fakat Ali' nin ne cevap verdiği net olarak kalmamış hafızamda. Sanırım ailedeki büyüklerden biri ya hastalanmış ya da vefat etmişti. Hepsinin birden topluca gitmesi buna delaletti çünkü. 

Çocukluk işte, ölüm o zamanlar net algıladığımız bir şey değildi ki, insanlar ölebilirdi bunu biliyordum ama onlar hep başkalarıydı sanki. Ölüm; çemberin içinden birine elini uzattığında ne olacaktı, bunun bilincinde değildim. Anlık mahzunluk, yerini hemen hayatın an içindeki gerçeğine bırakıyordu bizler için. Ve biz de hemen denize koştuk. Olağan yarışlarımızı yaptıktan sonra, artık Ali' ye sürpriz soruyu soracaktım. 

Tam o esnada derinlerden gelen bir müzik duyduk. İkimiz de çok heyecanlandık. Çünkü bunun ne olduğunu gayet iyi biliyorduk. Hemen evlere koştuk, ailelerimize haber verdik ve yanımıza harçlıklarımızdan bir miktar alarak caddeye çıktık. Bizim sitenin hemen yakınında duruyordu o.


Bahsi geçen şey, gezginci Migros kamyonlarıydı. Haftanın belirli gün ve saatlerinde gelen bu araçların kasalarının yan yüzlerindeki kapalı kanatlar yere paralel gelecek şekilde açıldığında, pratik bir şekilde ilkel görünümlü bir tezgah haline gelirdi. Kasanın açılan kısmından raflar meydana çıkardı. Satış elemanları kanadın arkasındaki bölüme geçerek müşterilere satış yaparlardı. Daha sonra bu kamyonlar yerlerini, arka kapısından girilip, ön kapısındaki kasanın yanıbaşında ödeme yapılarak inilen, içi iki taraflı raflarla donanmış, camsız kavuniçi renkte Migros otobüslerine bıraktılar.

Benim en sevdiğim ürün ise o zamanki çocuksu isteğin ve ülkedeki yokluk veya pahalılıktan dolayı, yurtdışından gelenlerin mutlaka yanlarında getirdiği şey olan çikolatalı ürünlerdi. O zamanlar Nestle gofret pek revaçtaydı. Nasıl tadına vara vara, gıdım gıdım yerdim anlatamam. Belki de o zamanlar başlamıştı, imrendirici ve pek iştah açıcı yemek yeme tarzım.

Ali ile gofretlerimizi minik ısırıklarla kim en geç bitirecek yarışmamız da vardı. Ama eninde sonunda biterdi işte. Bir dahaki sefere kadar biz de denize koşardık.

Artık Ali' ye o muhteşem soruyu soruyordum işte. "Ali?", "Ne var?", "Sen kürek çekmesini biliyor musun?", biraz durdu sanki, "Ehm, şey biliyorum", "O zaman gel hadi çekelim", "Benim eve gitmem lazım", "Ama niyeeee?", "Sonra gelirim". Gitti. Ben öylece kalakaldım. Aslında şaşırdım. Olacak iş değildi, ortada yarışılacak bir durum vardı ve Ali ortadan yok oldu. En sonunda şuna kanaat getirdim, Ali kürek çekmeyi kesinlikle bilmiyordu, benimle yarışsa mutlaka kaybedecekti, bu yüzden de bahane uydurdu. Gözüm parladı bu düşünceyle birden ve gülümsedim. 

Sonraki günlerde de Ali' nin pek tadı yoktu sanki ama yine de hep birlikteydik. Yaz sona eriyordu, okul alışveriş telaşı başlamadan dönmek gerekiyordu. Vedalaştık çaresiz. 

Hala düşünürüm, o yaz Ali olmasaydı ben yüzmeyi, denize iskeleden atlamayı, dalmayı, sandalın altından geçmeyi, uzun süre nefessiz dipte kalmayı, kürek çekmeyi ve bir arkadaşı özlemeyi öğrenebilir miydim... Kimbilir, o yaz değil belki çok daha sonra öğrenirdim ama o yaz sanki sıkıştırılmış bir paket program gibi oldu tüm bunlar Ali sayesinde. Onun bana, o zaman dilimi için gönderilmiş bir hediye olduğunu biliyorum. Belki o zamanlar söylemedim ama O' na bunu borçluyum.

Ali; sana arkadaşlığın, beni güzel şeylere teşvik ettiğin, aklımda yer edip yıllar sonra bile senden bahsedebildiğim için çok teşekkür ederim !...







(bitti)











{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




(not:  Fotoğraf Google görsellerden -wowturkey- den alıntıdır.)





30 Mayıs 2019 Perşembe

Celaliye 3







Akşamları en keyifli zaman dilimiydi. Büyükler balkonlarda çaylarını içerken, çocuklar ve gençler kumda halka halinde oturur, çeşitli oyunlar oynardık. Maharetleri olanlar bunları sergilerdi. Yazlık yer olur da gitar çalmayan olur mu hiç? Hep bir ağızdan o devrin şarkılarını söylerdik. Şimdilerde çekilen filmlerde bolca kullanılan şarkıları biz, o geçmiş zaman tünelinde ilk ağızdan dinleyen nesildik. 



Sesi çok güzel olan ablama, mutlaka gittiği her yerde şarkı söyletirlerdi. O yaz da öyle oldu. Akşamları ablam, o zaman yeni yeni ünlenen Nilüfer' in şarkılarını seslendirir ve herkesi hayran bırakırdı kendine. Ah ! derdim, birisi de bana hayran olsa ve şu Ali' den kurtulsam... Zira sabah olunca yine telaş ve heyecanın yanısıra, beni hep zorlayacak şeylerin başlayacağını biliyordum.

Tahmin edileceği üzre, iddia ve enerji küpü Ali, yeni bir şeyle karşıma geçmekte gecikmedi.

Kıyıdan biraz uzakta duran sandalları göstererek, "Sen bu sandalların bir yanından dalıp, öteki yanından çıkabilir misin?" Amanın !! Sandal bana gemi kadar büyük göründü. Küçücük ciğerlerimi düşündüm, bu kadar kocaman bir nefes alabilir miydim? 

Yapmakla yapmamak arasında gidip geliyordum. Ama içimdeki maceracı kız çıkıp, ne o pes mi ediyorsun? eğer bunu bu küçük çocuk yapabiliyorsa sen de yapabilirsin demektir, dedi ve aynı anda benim ağzımdan da "Çok kolay, tabii ki yaparım" cümlesi çıktı. Üstelik bu sefer önce ben dalacaktım. Derin derin nefesler almaya başladım ve bir anda suyun içinde kendimi aşağıya bıraktım. Kollarımla mümkün olduğunca suyu yararak büyük kulaçlar atıyordum ki, sandalın altından çabucak geçebileyim. Bu arada burnumdan kabarcıklar çıkıyordu arada. Orda geçen zaman o kadar uzun geldi ki, öteki tarafa geçmiş olduğuma şaşırdım. Nefesimi tam ayarlayamadığımdan biraz su yutmuştum, yüzeye çıkınca biraz öksürdüm. Ali ise; yine hayal kırıklığına uğramış halde bana bakıyordu. "Ne duruyorsun, hadi sıra sende" dedim. 




(devam edecek)










{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-







(not: fotoğraf google görsellerden alıntıdır.)





28 Mayıs 2019 Salı

Celaliye *







Bileniniz var mı bilmem Celaliye' yi... ama ben iyi bilirim.

10-11 yaşlarımın haşarı hali, oralarda geçti. Denizi sevdiğimin farkındaydım ama yüzme öğrenmek ayrı bir işti. Hele ki, yüzmeyi sadece kurbağalama olarak uygulayan sülalede şansım ne kadardı bilmiyordum. Her şeyden önce bir öğretmene ihtiyaç vardı herhalde. İlk yaz orada tutulan evde kalabalık olan sülalenin, sırayla kalma işi organize edildi. Hoş; arada daha fazla gelmeye çalışanlar nedeniyle tartışmalar çıkmıyor değildi ama sonunda bunun mutlaka bir düzende yapılması gerekliliğini algılayıp, herkesin yaz' dan keyif alması sağlandı.

İşte o yazlığa ilk gidişimde, çok heyecanlanmıştım. Apartmanın ön kısmı yola bakıyor ve dairenin içine girildiğinde de salonun ve mutfağın önünde, tamamen uçsuz bucaksız görünen kumsal ve denize baktığı görülüyordu. Öyle güzel bir manzaraydı ki; kumlar altın gibi ışıldarken gözlerim kamaşıyor ve bir an önce denize ayaklarımı değdirmek istiyordum. Hemen giyinip, kumlara indim. 

Deniz durgundu, kıyıya yakın siteye ait kayıklar nazlı nazlı salınıyorlardı. Etrafıma baktım ve öğrenecek ne kadar çok şey olduğunu farkettim. Öte yandan acaba kendi yaşıtım arkadaşlar da var mıydı diye merak ediyordum. Yerleşme ve öğle telaşını atlattıktan sonra akşam üzeri deniz ve güneş banyosu için evdekiler de indiler. Komşularla tanışma faslı sonrasında, yaşıtım bazı çocuklarla tanıştırıldım. 

İçlerinden sadece bir tanesi herşeye kafa tutar gibiydi. Adını maalesef hatırlamıyorum ama biz ona Ali diyelim. Ali, biraz hırçın bir çocuktu. Her fırsatta meydan okuyan tavırla yanıma gelip, "sen yüzme biliyor musun?" diye sorardı. Önceleri bu soruyu geçiştiriyordum ama dişine göre birini bulduğunu farketmiş olacak ki, soruları hakkında daha da baskın çıkıyor ve açıkça bilgisiyle beni ezmeye çalışıyordu. Kesin rol model aldığı biri vardı ailesinde böyle davranan. O yaşta çocuğun ruhsal durumunu çözümleyebilecek durumum yoktu haliyle ve restlerine, ben de restle karşılık vermeye başladım. Ali, benim içimdeki anarşist, dizginlenmez, ateşli yanımı ortaya çıkartmıştı.

Genellikle denizin kıyısında debelenip duruyordum, zira annemden tembihliydim. Bu yüzden kıyıya paralel yüzerken sığ yerde olduğumdan ellerim denizin içinde girdiğinde kumlardan kuvvet alarak vücudumu ileri ittiriyordum, sonra öteki kulaç, sonra öteki, derken dışardan bakan biri için basbayağı yüzüyor görünümündeydim. Ben en azından kendi başıma yüzme alıştırmalarını yapar ve sonrası için büyük adımlara hazırlanırken, Ali yine yanımda bitiverdi ve meşhur soruyu sordu. "Sen yüzme biliyor musun?", "Görmüyor musun, yüzüyorum işte", "Var mısın yarışa?", Ah kışkırtma beni Ali, kışkırmaya hazırım "Varım !", "Tamam o zaman", "Tamam ama kıyıya paralel yüzeceğiz annem izin vermez yoksa...", "İyi". 

Kendimi hemen kıyıya yakın tarafa alıp onu dış kısma koyuyordum. Her seferinde buna itiraz edecek oldu ama bir şekilde onu alt ettim. Yarışlarda hep başabaş geliyorduk. Zordu çünkü ellerimle kendimi ileri ittirmek. Bir keresinde sanırım farkeder gibi oldu ve itiraz etti. Ben de çirkefe yattığını, basbayağı da yüzdüğümü söyledim. Sonraki günlerde ilginç bir şey oldu. Ben günümün çoğunu denizde geçiriyor ve sürekli ellerimi ayaklarımı çırpar pozisyonda çalışıyordum. Ellerimin ve ayaklarımın yerden kesildiğinin farkına varmadığım bir gün suyun üstünde kalabildiğimi görmek inanılmaz mutlu etmişti beni. Artık daha beter kafa tutuyordum Ali' ye. O da, iddialarını çeşitlendirmeye başladı.




"Sen denize dalabiliyor musun?" Eyvaah, tabii ki bilmiyorum.. "Biliyorum!", "İyi o zaman yarışalım". Birden ellerini önünde uzatarak birleştirdi ve nefes alıp denize daldı. Çok fazla başarılı değildi ama bunu hiç yapmamış olan o yaştaki ben için zorlu bir mücadele olacaktı. Onun yaptıklarının aynısını yaptım ama çabuk çıktım yüzeye ve o hemen itiraz etti. "Ohhooo, dalamadın işte", "Sanki sen çok iyi daldın.", "E tamam bir daha o zaman". İşte o bir dahalar sonunda denize her dalışımda gözlerim açık etrafa bakmaktan ve denizin dibinin ne kadar zengin bir dünya olduğunu keşfetmiştim. Enteresandır bu konuda da günler sonra onu geçtim. Denize daldığım yerden epey ilerde çıkıyordum yüzeye ve böbürlenme sırası bana gelmişti.




  
(devam edecek)













{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





(not: fotoğraf google görsellerden alıntıdır.)
* tekrar yayındır.




12 Eylül 2017 Salı

32 derece




Hala yazdayız. Eylül ama sıcak dorukta. Yaz; disiplini elden bırakmış bir öğrenci gibi hissettiğim mevsimdir. Yeme-içme, uyku, gezme vs alışkanlıklarının bozulduğu ama bir o kadar da düzeltmek için uğraşılmadığı bir zaman dilimi.

Bu zaman dilimine, biriktirme mevsimi diyorum. Geçenlerde internette bulduğum bir filmi izledim. 2017 Amerika-Kanada yapımı, Rememory.






Rememory, hatıraları seçip tekrar izlemenizi sağlayan devrimsel bir cihaz geliştiren ünlü bilim adamının esrarengiz ölümünü ve bu ölüm sonrasında yaşanan olayları anlatıyor. Bilim kurgu-dram türdeki filmde tanıdık bir yüz olarak Peter Dinklage ve Julia Ormond' u izlemek güzeldi. 

"Anılarımızın özetiyiz."

"Taşıdığımız en güçlü hatıralar, sevgi içeren anlardır."


*******

Severek izlediğim bazı bloglar artık yazmıyor, kimisi ise tamamen vazgeçiyor. Sonbaharın yaprak dökümünü anımsatıyor bu durum. Yerine yenileri geliyor elbet ama yine de blogdaş birilerinin eksilmesi, damağımda bir tadın eksilmesi gibi oluyor.

Yayın hayatına yeni başlamış bir blog keşfettim, az ve öz yayınları, araya katıştırdığı müzikleri var. Keyif aldım izlerken, okurken ancak bunu ona iletebileceğim ne bir yorum bölümü, ne de ulaşılacak bir mail adresi var. En iyisi burdan yazmak dedim :) 

merak ettiyseniz adresi aşağıda;

http://gabuzzicafe.blogspot.com.tr

Bazı izleyenleri ben de takip etmek istiyorum ancak onların sayfasını bulamıyorum. Bari onları da burdan yazayım da belki okur ve kendi bloglarını takip ederek, onları bulmama yardımcı olurlar. 

Moka, Tuğba Küçük, Arif Öztürk, Murat Cenk, Burcu C, Volchitsa.


İşte böyle...






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: Kullanılan görsel, Google' dan alıntıdır.