Yine yazmış, döktürmüş yazar. Allahı var bak, ilk satırları okurken "ne güzel" dedim, "bak bir müzisyen besteler yapıp ödüller alıyor, işinde gücünde".
Ama yok, illa bir şeyler karıştıracak.
Şimdi bak güzel kardeşim, yazıyorsun ama biraz destekli yaz lütfen. Hiç kurye şirketi kuryesiz kalır mı? Mutlaka organizasyonu ona göre yaparlar. Hem hiç iş sektirmemiş, özenli çalışan bir şirketin sahibi kendi yeğenini gönderir mi işe allasen?
Kurye şirketi mi bu yoksa başka bir şey mi? Sonra bana niye söyleniyorsun diyorlar. O ikisini tanıştıracak başka yer mi yok?
Youtube beni çok ilginç bir şarkıyla tanıştırdı. Şarkının bestecisi David Arthur Brown. Videoda görülen kadın Özgecan Tapa, bu şarkıya ilham kaynağı olan öykünün anlatıcısı imiş.
Brazzaville' in ilk İstanbul konseri için grup İstanbul' a geldiğinde David Brown, Özgecan' la tanışmış. David' in anlattığına göre Özgecan, Almanya' ya okumaya gidecekmiş. David ona "artık bir daha geri dönmezsin herhalde" demiş.
Özgecan' da kendisinin Boğaziçi ile nişanlı olduğunu söylemiş. Çünkü yıllar önce bir Boğaz vapur seferi sırasında, nereye giderse gitsin, sonunda hep İstanbul' a geri dönme dileğiyle yüzüğünü Boğaz' ın sularına attığını ve böylece onunla nişanlanmış olduğunu anlatmış.
David' de bu öyküyü şarkı haline getirirse, Özge' den klipte oynama sözü almış ve şarkı kaydedildikten sonra David' in tekrar İstanbul' a yolu düştüğünde, şarkının yukarda izlediğiniz klibini çekmişler.
Bu evi sırf terasından dolayı satın almıştı. Göz alabildiğine yeşilliğe açılan manzara ve terasa değen ağaç dalları, eve adımını attığından itibaren kalbini doldurmuş ve buranın yeni yaşamına iyi geleceğini hissetmişti.
Müzik sektöründeydi, çocukluğundan beri notaların uçuştuğu bir evde büyüdüğünden bu sihirli dünyadan çıkamamış, üstelik çok iyi bestelere imza atarak, bir çok ödülle bu başarıyı taçlandırmıştı.
Evin büyük bir bölümünü stüdyo olarak düzenlemesine rağmen geri kalan alanda rahatlıkla yaşıyordu.
Sabah kalktığında hemen terasın kapılarını sonuna kadar açıp sevdiği müzisyenlerden birinin çalışmasını cd çalara koydu. Tabiattaki tüm canlılar özellikle kuşlar sanki eşlik ediyordu bu ezgilere. Kahvaltısını hazırladı, terastaki masaya tepsiyle götürdü. O esnada telefonu çaldı. Stüdyodan hazırladığı partisyon için arıyorlardı. Göndermeyi unuttuğunu hatırladı ve hemen kurye şirketini aradı.
Sürekli çalıştığı şirket olduğundan onu tanıyor ve ona öncelik veriyorlardı. Kurye gelene kadar kahvaltı için terasa çıktı. Dışarda mis gibi hava vardı. Çayından bir yudum almıştı ki kapı çaldı. Kuryelerin hepsi bahçe kapısının şifresini bilir ve eve girip kurye kutusuna bırakılmış evrakları alarak dağıtıma çıkarlardı. "Herhalde başka birisi bu" deyip, aşağıya indi.
Bahçe kapısını açtığında saçları turuncu renk, yüzü çilli ve kocaman gülümseyen bir kızın, elinde kaskı ve son model motosikleti ile beklemekte olduğunu gördü.
Gelen kurye, şirket sahibinin yeğeni idi. Şirket ziyareti esnasında tüm kuryeler dışarda ve en yakın kuryenin gelmesi bir saati bulacağından amcası yeğenine rica etmişti gitmesi için. Yeğen de gideceği yerin sevdiği sanatçı olduğunu duyunca seve seve kabul etmişti.
Böylece, bahçe kapısındaki karşılaşma birbirleriyle rastlaşmayacak iki insan için hoş bir sürprizi gerçekleştirmişti. Gerisi onlara kalıyordu.