8 Temmuz 2010 Perşembe

are you lonesome tonight ?




*******************


"beni özle olur mu ?" dedi.. hafifçe gülümseyerek "ben seni yıllardır özlüyorum zaten" dedim.

******************

"Ne garip, daha önce platonikti, şimdi ise minik bir terfi ile telefonik oldu aşkım" diye düşündü kadın. Tam o esnada telefon çaldı, arayan kız arkadaşıydı, nasıl olduğunu soruyordu. Söylemesine gerek kalmadan sesinden anladı. Son olaydan sonra bu ilişkinin tek taraflı özveriyle yürüyemeyeceğini söylüyordu hep ve şimdi de onu biriyle tanıştırmaktan bahsediyordu. Adamın yaşını, tipini, medeni ve ekonomik durumunu bir çırpıda anlatıvermişti bile. Kadın dinliyordu ve sadece sesleri dalgalanışlarına göre algılıyordu. Bir soru cümlesine gelmişse arkadaşı ona göre cevap veriyordu, ama yüreği o anda bambaşka bir yüreğin yanındaydı. İyi dileklerle telefonu kapattılar.

Kadın, içinde yıllardır sadece kendisinin bildiği büyük birikimini en sonunda olayın öznesiyle paylaşabilmiş ve ona duygularından kocaman bir hesap açmıştı bile. Hesapsız bir hesap !.. Gerçek olamayacak kadar güzel. Ama hiç bir zaman türk filmlerinin baş cümlesi "mutluluğum bitecek diye korkuyorum" demedi. Kendine sunulanı büyük minnetle kabul etti. Fakat onu aşan şeyler vardı... bu oyunda sadece kendisi yoktu elbet. Diğerlerinin çözmesi gereken sorunlar vardı. Ona düşen köşeye çekilmek, yedek kulübesinde kıyafetleriyle hazır, bir düdükle oyuna çağırılmayı beklemekten başka çaresi yoktu.


Sessiz derinlikte beklemeyi kaldıramayan ruhu, mutsuzluğunu maske gibi yüzüne asıyordu her sabah, her gün, her akşam. Renklerine sıkı sıkı sarılsa da, yavaş yavaş soluyordu.


"Tamam" dedi dudaklarından çıkan bir ses... kendi bile şaşırdı. "Tamam, tanışacağım... en azından kendime bir şans vereceğim"  Sonra durdu.. aklına bir iki görüntü geldi, biraz durdu, yüreği acıdı, gözü yaşardı ama görüntüyü, burnuna kötü bir koku gelmiş gibi eliyle silkeledi, toparlandı.

Arkadaşını aradı ve kararını bildirdi.  Cd çalara en sevdiği şarkıyı koydu. Odasına gidip, kendisini yeni bir sayfaya hazırlamaya başladı.









{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




3 Temmuz 2010 Cumartesi

notalarda ölmek




**************************************



Eğer birileri bana yaşamda olmak istediğim şeyi sorsalardı; müzisyen derdim. 

Şiir yazabilen, resim yapabilen biri olarak en çok müzikten etkilenirim. Notaların cazibesi ruhumun derinliklerinde öyle bir yeri titretir ki, orda olmaktan ürkerim bazen... Çok yüksek bir yerden düşerken hiç bir korkunun  olmaması gibi bir duygudur bu. Çılgınca, dalgalar gibi çoğalan ve yükselen...

Ses ilahi bir olgudur benim için. İster vokal olsun, ister enstrüman. Notanın yerleştiği her yer kabulüm. Gönül tellerimi titreten, duyguyu anlatamayacak yerde ise ağlatan bir olgu müzik.

Tanrım; hayat ve gönül kırıklarını tamir için müziğini esirgeme bizden !..







{ಠ,ಠ}

|)__) 
-”-”-




not: görsel Google'dan alıntıdır.



hayat çok acımasız




********************







Telefonda ağlayarak diyor ki, "Hayat çok acımasız.. insanlar neden bu kadar kötü?" Kalakalıyorum.. söyleyecek öyle çok şeyim var ki.. sadece "Bu bir süreç.. her insanın burda deneyimlemesi gereken şeyler var. Biri açlığı ve sonuçlarını deneyimler, öbürü ihaneti, diğeri hainliği, acizliği, parayı, parasızlığı, aşkı, aşksızlığı.. ama herkesin bir kapısı var, açılması ya da tamamen kapanması da onun elinde olan." dyebiliyorum.

"Biliyorum haklısın ama artık bu hayat omuzlarıma çok ağır geliyor, bu naiflikle taşıyamıyorum be canım!" cümlesi, öğretmenin tahtada tebeşirle yazarken kör bir noktaya gelmesiyle çıkan ses gibi çiziyor içimi.

Telefon ahizesinden geçip, yakın tarihte belli zaman dilimlerine gidiyorum.

Haksızlık nedir? Haksızlık; yapanın içinde bulunduğu durumu tamamen pozitife çıkartabilecek bir pozisyon olabileceği gibi, yapılanın da kendisine hak görülen bu durumu kendi mağduriyeti olarak açıklayabileceği bir olgu sadece. Bulunduğun "taraf" ile ilgili bakış açısı. Kimse "ben haksızlık yaptım" demez, "haklıyım" der. Ama sıkça şu cümleyi duyarız "bana haksızlık yapıyorsun"

Yaklaşık beş senedir "hak" konusunda çok hassasım. "Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma" sözü yol rehberim olarak seçtiğim bir cümledir. İnsanlık dürtüleriyle bazen şaşsam da kısayoldan dönüşü bulma çabalarım, ruhumu rahatlatır daima. Hayatım bazen önüme sürpriz şeyler çıkarır diyebilirdim çok önceleri ama o "sürpriz" diye nitelenen şeyleri aslında benim çağırdığımı farkettim. Farkettiğimden beri de kendimi rahat bırakıp, içindeki öğretinin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum ve yaşıyorum.

Belki bana da haksızlıklar yapılmıştır ama benim o olaylarda nasıl bir tutum sergilediğim daha önemli. Telefonun ucundaki ses, telefon açtığı kişiye hayatın acımasızlığından bahsederken, kendisiyle ilgili herhangi bir davranışı süzgeçten geçirmiş miydi acaba? Ya da telefon açtığı kişinin, kendisiyle ilgili ruh, duygu durumunu gözden geçirmiş miydi? Elbette hayır... sadece o an' ki yaşadığı duygu bulanıklığını paylaşmak istemişti.

Hayat çok acımasız !...







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: görsel Google'dan alıntıdır.