hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2012 Cumartesi

sağlıkta - hastalıkta








Onu tanıyamıyordu artık. Geçen haftadan beri çok değişmişti. Bir keder, bir bedbinlik gelmiş üstüne, gitmemişti. Sorulacak bütün soruları sormuştu. "İşyerinde mi bir sorun olmuştu, ailesiyle - akrabalarıyla mı, kardeşiyle mi, otoparkta komşulardan biriyle mi, alışveriş ederken bir dükkan sahibiyle mi, metroda inerken binerken mi, ne ne???" diye defalarca sormuştu ama bir cevap alamadığı gibi, olumsuz da yanıtlanmıştı.

Eskiden cildinden dışarı minicik nokta halinde çıkan sakallarını anında traş eden, saçlarını belli bir intizama sokan, kolonyasını süren, kıyafetlerini düzgün katlayıp yerleştiren, bir gün giydiğini anında banyoda soyup kirli sepetine koyan, mutfakta yardımcı, yaşamda yaratıcı adam gitmiş, yerine kirli sakallı, dağınık saçlı, ağzını bıçak açmayan, açsa da olumsuz cümleler söyleyen, parmağını kıpırdatmak dahi istemeyen, koltuğunda yığın halinde oturan bir adama dönüşmüştü. 


İlk zamanlar telaş içinde ne olduğunu sorularıyla anlamaya çalışan kadın, pervane oldu adamın etrafında. Önce kendisine sonra onu tanıyan herkese birşeyler sorarak ipucu bulmaya çalıştı. Görünürde hiç bir şey yoktu. Onu biraz keyiflendirip, harekete geçirecek programlar, sürprizler yaptı, en çok sevdiklerini eve çağırıp, güzel sofralar hazırladı. Yüzünde 5 dakikalık bir gülümseme için feda edebileceklerini düşündü. Olmadı.

Yorgun düştü ve onun yanında ne kadar enerjisini yüksek tutsa da, omuzlarının düşmeye başladığını farketti sokakta vitrin camlarında kendini görünce. Renkli bir hayattan, siyah beyaza geçmiş gibiydiler sanki. Yönetmen böyle istemişti ve onlarda artık rollerini böyle oynuyorlardı. "Ne zaman bitecek bu çekimler?" diye sorabileceği kimse de yoktu üstüne üstlük.


Çaresizlik böyle bir şey miydi? Hayır değildi. Burda bir bilinmezlik vardı. Burda bile bile birini bilinmezlik kuyusunun girdabına atmak vardı. İnsanın herhangi bir derdine illaki bir şekilde çözüm bulunabilirdi. Ama burda o derdin kendisine bile ulaşılamıyordu, kaldı ki çare bulunsun.

Yatağın kenarına iliştiği yatak odasında, kadının gözü aynaya takıldı, kendine baktı. Yüzündeki renklerden midesi bulandı. Bembeyaz pudra sürülmüş gibi hafif pütürlü, pullanmış bir cilt, gözaltlarında ve kapağında halkalaşmış mürdüm eriği rengi, yanaklara doğru hafif sarılaşmakta, dudakları yol yol çatlamış ve rengini yitirmiş bir haldeydi.

Aynada kendine değil de, şu son zamanlarda hayatında tanımlanamayan soruna bakıyordu. Öfkelendi. Çok öfkelendi. Hışımla ayağa kalktı ve salona yürüdü. Televizyonun karşısındaki koltuğa yığılmış halde uyuklamaktaydı adam. 

"Uyan!" diye bağırdı. Adam gözlerini açık tutmaya çalışır halde ona baktı. Tam gözlerini tekrar kapıyordu ki, kadın çığlığa benzer bir sesle bağırdı "Uyaaaan dedim sana!".

"Ne var, ne oluyor?" dedi adam. 

"Daha soruyor musun? Hala soruyor musun? Yüzüme bak! Yüzümün renklerine bak! Karşındaki kadını tanıyor musun? Ya ben? Ben seni tanıyor muyum? Kimsin sen? Nerden çıktın? Benim tanıdığım adamı bir kuytuda öldürdün mü? Sen onun hiç tanımadığım kötü ruhlu ikizi misin? Kimsin seeeennnn?" diye bağırdı kadın.


Adam içinde gezindiği uyku sersemliğinden kurtulmuş, gecenin bir vakti beklemediği bu soruların nerden çıktığını anlamaya çalışıyordu.


"Bana bu akşam bir şeyler söyleyeceksin! Kendi hayatım için karar vereceğim ama önce bir şeyler anlatacaksın!"

"Ben..." dedi adam geveleyerek, "konuşmazsam yok olur sandım"

"Neyi?"

"Ben ölüyorum..." dedi ve ikisi birden salonun ortasındaki uçuruma yuvarlandılar.

"Ne saçmalıyorsun? Ben de bu kadar zamandır gözlerinin önünde ölüyorum görmüyor musun? Doğru dürüst anlat."

"Çok özür dilerim... ama bu bir gerçek!" ses tonundan tüm yaşananların anlamsızlığına ulaşılıyordu ama kadının, öfkesinin beslediği bedeni, duyduğu şeyleri algılamasına izin vermiyordu.

"Son kez söylüyorum. Ya bu gece herşeyi anlatırsın ya da her şey biter!".

"Daha ne söylememi istiyorsun? Ben ölüyorum!" dedi ve hıçkırıklarla beraber avuçlarıyla yüzünü kapattı adam.

Son cümleyle birlikte kelimeler harf harf kulak duvarına çarptı kadının. Duyduklarını anlamlandırmaya çalıştı. Bir iki dakika geçmişti ama o an çok uzun bir sürece tekabül etti kadının belleğinde. 


"Tabii hepimiz öleceğiz... sen, ben, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, bak hatta köpeğimiz bile. Hem sonra öteki dünyada yine birlikte olacağız, bunu biliyor musun? Öldüğü zaman kim kiminle evliyse onunla yine birlikte olurmuş. Öyle duymuştum. Hani geçen sene bir workshop' a katılmıştım ya, orda söylemişlerdi. Ama sen bilmiyorsun tabii, gelememiştin. Neden gelememiştin bakim hatırlamaya çalışayım... hıımmm galiba bir iş toplantın vardı, hani şu Romanyalılarla yapılacak anlaşma vardı, doğru hatırlıyorum değil mi? Aman canım neyse, ne diyordum.. haa..." Adam ayağa kalktı ve kadını kollarından tutarak sarstı. "Tamam tamam..." dedi gözleri dolarak ve ardından sarıldı kadına sımsıkı. Adamın kolları arasında kendini bıraktı kadın ve sarsıla sarsıla sessizce ağlamaya başladı.





Sabaha kadar uyumadan konuştular. Adam banyo esnasında farkettiği tümseği, ardından ona belli etmeden doktora gidişini, testleri, ultrasonu, doktor bir kez daha emin olmak isteyince renkli dopler çekildiğini söyledi. Tüm bunların ardından ulaşılan sonuç aynıydı. Kadın, sonunda kötü de olsa bir sebebe ulaşmıştı ve sürekli konuşarak, kendince çözümler yaratmaya çalışıyordu.

"Oturduğumuz bu evi, yazlığı ve arabaları satarız. Doktorla detaylı bir konuşma yapar, sonra da oksijeni bol, doğal yetişmiş gıdalara ulaşacağımız bir yerde bahçeli ev tutarız. Gerekirse bazı şeyleri kendimiz yetiştiririz. Bu hastalıkta doğal beslenme ve oksijen çok önemli! Ölürsen de hayatının son günlerini büyük şehir, karbondioksit ve stresten uzak geçirmiş olursun fena mı? Derhal emlakçıyı arıyorum" deyip kalktı kadın.

Adam, kadının ardından baktı. Son cümlelerinden sonra yüzündeki soluk, ölük renkler hızla kaybolmuştu. Hemen herşeyi sahiplenmiş ve yeniden omuzları dikleşerek ayaklanmıştı işte. Ondaki bu güç, sanki adama da sirayet etmiş ve vücudunda çekip çıkarılmayı bekleyen ölü deriye ilk defa elini uzatmıştı.

Ayağa kalktı, bilgisayarın başına geçip yeni yerleşim bölgesi için araştırma yapmaya başladı. Güneş, perdelerin arasından evin içine huzurla sızıyordu.



{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




Not: Yazıda kullanılan çizim google görsellerden alıntıdır.




22 Ocak 2011 Cumartesi

kem/ o /terapi




*************




Metrodan inip hızlı adımlarla hastahanenin acil girişine yöneldi. Asansörde B4 e bastı. Yerin epey altında olduklarından telefonun çekmediğinden bahsetmişlerdi. Asansörden inince bir görevliye danıştı ve arkadaşının odasını çabucak buldu. 

Odaya girdiğinde sanki yüzündeki maskeyi koridorda çıkarmış, yenisini takmış gibi hissetti. Kocaman gülümsemeyle yaklaşıp öptü arkadaşını, kocası bir toplantıya yetişeceğinden ondan rica etmişlerdi yanında kalmasını. 

O tercih edilendi. Çünkü yanında en rahat edilendi. Güçlü empati sayesinde, tam o anda ne isteyebileceğini algılıyordu karşısındakinin.

***************

Annesi hastahanedeyken şöyle demişti. "Gelebiliyorsan sen gel... en çok senin, ablanın bir de küçük kızkardeşimin yanında iyi hissediyorum. Diğerleri gelmesin, gelmelerini engelle"

Herşey bu cümlede saklıydı. Onun başına kötü bir şeyin gelmeyeceğini, iyileşeceğini söylerken, yüzündeki ciddi ve herşeyi üstlenen tavırdan etkileniyordu, ameliyat sonrası travmayı kolay atlatabilmesi için psikiyatrik destek sağladığında, hastahanedeki konforunu evindeki rahatlığa eşitleyecek çabalara giriştiğinde, şarkı söylediğinde, herşeyin çabucak geçip gideceğine emindi.

Oysa nöbeti ablasından devralırken ağlama krizine girdiğini, annesini böyle görmeye dayanamadığını kaç kez tekrarlamıştı. Sadece çok iyi rol yapıyordu. Durumunun kötüye gittiğini farkeden birisine bile bunu unutturacak kadar !..

**************

Arkadaşının kocası gittiğinde yalnız kaldılar. Bir yandan hemşire geliyor ve sırasıyla açılmış damarlardan mide koruyucuyu, ardından alerjiye karşı ilaçları yapıyordu. Sonunda damarı yıkadılar ve sahneyi alacak assoliste geldi sıra. 

Assoliste yakışır bir ambalajla geldi üstelik. Dışı tamamen yaldızlı folyo ile kapatılmış paketi getirdiklerinde sordular hemen; "aa neden böyle folyoyla kaplı?", "çünkü ışıktan etkilenen bir madde, o yüzden korumaya alıyoruz"
İlaç serum demirine takıldı ve elinin üstünde açılmış damar yolundan verilmeye başlandı. Rahatsızlık veren bir durum olduğunda, kırmızı butona basmalarını söyleyip gitti hemşire.

Derin bir mevzuya girmişlerdi, devam ettiler konuşmaya. Konuşmanın bir yerinde arkadaşının yüzü birden kızarmaya  başladı ve eli boğazına doğru giderken, yutkunmakta zorlanır gibi bir ifadeyle "bir şey oluyor" dedi. Hemen yerinden kalkıp, butona bastı ve arkadaşına "tamam sakin ol, bunu bekliyorduk, nefesini ayarlamaya çalış, birazdan herşey geçecek" dedi. 

Annesi ve teyzesi de aynı tedavilerden geçtikleri için, bir kaç cümle kulağında duruyordu. İlaç verildikten sonra boğulur gibi tıkanma hali, cildin üzerinde böcekler yürüyormuş gibi bir his vs. vs. Bunları bilip, gayet emin bir ses tonuyla geçeceğini söylemek ne kadar kolay gibi gözüküyordu, ama aslında hiçbir şeye yetememenin, bunu durduracak güce sahip olamamanın aczi içindeydi. Sadece elini tutup, "bunu aşacağız, herşey geçecek" diyebildi. 

Hemşire geldi, ilaç bir süreliğine durduruldu, doktoruyla görüşüldü ve daha yavaş bir senkronda verilmesi kararlaştırıldı. O kadar çok konuştu ki, onu meşgul etmek, ne yaşadığını biraz unutturabilmek için ıvır zıvır, günlük hayattan ne varsa anlattı. Güldüler, gözlerinden yaş gelinceye kadar... belki de o yaşlar aslında gizledikleri acılarıydı.
Sabah başlayan ilaç verme işlemi akşamı buldu. Bir gün önce arkadaşının doğum günüydü. "Garip bir hediye anlayışı var Tanrı' nın" dedi gülümseyerek. 



**************



Eve geldiğinde, bir hamaldan daha fazla yorgun olduğunu farketti. Duşa girdi, çıktığında boşlukta gibiydi. Koltuğa oturdu, bir fincan çayla boşluğa bakmaya başladığında beklenen ziyaretçiler gelmeye  başladı. 

**************

Hastahane odası, annesi, ilaçlar, boşa yapılan ama denenmese, acaba denese miydik pişmanlığını yaratacak ameliyatlar, gittikçe yitirilen konuşma, yeme, boynunu çevirme gibi yetiler...

Annesi tedavilerinde genellikle yalnız gitmek zorunda kalıyordu hastahaneye. Oysa hastaya destek olacak birilerinin olması öyle çok şey ifade ediyordu ki, bunu ancak şimdi anlıyordu. 

Annesine bir konfor verebilmiş olması ve hep tercih edilen, danışılan olması bile yetmiyordu, o acıların gelip de içine güm diye çöreklenmesine. Bir işinin olduğu, her zaman izin alamadığı gerçeği, tam şu anda, koltukta otururken gelen beklenmeyen misafirleri durdurmaya  da yetmiyordu işte. 

"Nasıl bu kadar acımasız olabildim?" diye başladı yağmurla beraber haykırmaya. Onu durdurmaya kendi gücü bile yetmeyecekti, bıraktı kendini ıpıslak zemine. Belki de ruhunu ancak böyle temizleyebilecekti....








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-

.