30 Ağustos 2011 Salı

kalbe batan diken






Artık dayanacak gücü kalmamıştı. Durağa kadar ayağını sürüdü ve tüm vücudunu kütle halinde banka bıraktı. Yol boyunca dudaklarını ısırarak ve sessizce döktüğü gözyaşlarını tamamen bıraktı ve haykırarak, iç çekip sarsılarak ağlamaya başladı. İmkanı yok kendini durduramıyordu. İçinde zıp zıp zıplayan iğneden bir top vardı sanki ve acı her seferinde tam kalbine oturuyordu. Etrafından gelip geçen insanlar ona bakıyor ama o aldırmıyordu. Sadece hıçkırıklarla gelen dalgalara bırakıyordu kendini.


(iki gün önce)


Doktor arkadaşının ofisine ziyarete gitti. Randevu saatleri aksadığından epey hasta birikmişti ama kararlıydı, onu bekleyecekti. Zira artık ona telefonla ulaşmak mümkün değildi. Hem yüzünü görür, sağlığından emin olur, hem de gözlerinin içine bakarak anlatacaklarını dinlerdi. Çok uzun senelere dayanan dostlukları vardı. Derinliğine kendini bu denli rahatça bırakabileceğin türden dostluklar maalesef yoktu günümüzde.

Nihayet hastaları bittiğinde birlikte deniz kenarında muhteşem manzaralı bir kafeye gittiler. Onun hafiften topallayarak yürüdüğünü ve arada yüzünde ağrının izlerini görünce, ne olduğunu sordu doktor arkadaşı. Yaklaşık bir seneden uzun süren topuk dikeni rahatsızlığından bahsedince de şaşırdı. "Bu rahatsızlık bu kadar uzun süremez ya!" diye de hayretini ifade etti. Hastahanede bir arkadaşı olduğundan ve bu konuyu halledeceğinden bahsedince, pek inanası gelmemişti. Öyle uzun zamandır bu hastalıkla içiçeydi ki, sürekli ortopedik tabanlıklı spor ayakkabı giymekten, artık normal ayakkabı giymeyi unutmuştu. En çok da sabahları yataktan doğrulup, ayağını yere basmasıyla ağrıların artması canını sıkıyordu. Eğer bu ağrı geçerse ne kadar rahatlayacağını düşündü ve yarı inanır, yarı inanmaz bakışla sohbete devam ettiler.

Ertesi gün doktor arkadaşı bir sonraki gün için randevuyu almış ve onu aramıştı. Sabahı iple çekti. Hemen yola koyuldu ve hastahanede onun geleceğinden haberdar olan doktorun yanına çıktı. Ayağındaki çorabı çıkartmasını söyledi doktor, muayene yatağına uzandı. Muayene ederken topukta öyle bir yere bastı ki, gözünde şimşekler çaktı. O bölgeye, bir iğne yapacağını, kortizon içeren bu iğneden hemen sonra bir rahatlama olacağını ancak tedavi sonrasında göstereceği egzersizleri muhakkak yapmasını söyledi ve iğne faslına geçtiler. Ayağını dümdüz, kıpırdatmadan tutmasını, ani hareketten kaçınmasını rica etti doktor. Tamam der gibi başını salladı. Derin nefes aldı ve tam o anda ikinci şimşek dalgası geldi. Tam o bölgeye iğne girdiğinde, sanki bir kedi kalbini tırmalıyor, defalarca çiziyor gibi hissetti, nefesi kesildi. Gözlerinden yaşlar gayri ihtiyari süzülmeye başladı. Doktor, iğnenin batıp çıkışının çok kısa sürdüğünden bahsediyordu ama ona asır gibi geldi. Tam kalbinde kahve telvesi gibi koyu, büyük parçalar halinde acı hala devam ediyordu. Yüreği ağzına kadar gelmiş ve rehberini kaybetmiş gibi orda kalakalmıştı.

Doktor ona yapacağı egzersizleri gösterdi, ağrı süreci hakkında bilgi verdi ve geçmezse gelin bana hesap sorun dedi gülerek. Hayır, çok istese de o gülemiyordu. Belki yalancı bir gülümseme kondurmuşumdur dudağımın kenarına diye düşündü. Teşekkür edişinde bile acılı çizikler vardı.

Arkadaşını buldu, ona da teşekkür etti ve otobüs durağına kadar yavaş adımlarla yürüdü. Gelen otobüse bindi ve şansına bir yer de bulup oturdu. Yarı yolda birden tokmaklarla vuruluyormuş gibi topuğunda ağrı hissetmeye başladı. Gittikçe çoğalıyordu. Gözünde kocaman gözlükleri, yaşla dolan gözlerini saklıyordu ama içinden katıla katıla gelen ağlama hissini daha fazla durduramayacaktı. Yaşlar yanaklarından süzülmeye başladığında, aktarma yapacağı durağa gelmişti. İndi ve artık haykıra haykıra, doya doya ağlamaya başladı.


Sonrasında doktorun söylediği herşeyi uyguladı ve 3 hafta sonra artık tamamen sağlığına kavuşmuş, spor ayakkabılarından en azından sadece spor yaparken giymek üzere kurtulmuştu. Ama topuğundaki dikenin, uzanıp kalbine batmasını hiç unutmadı.





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-








(Kullanılan görsel google' dan alıntıdır.)



28 Ağustos 2011 Pazar

bir geziden kırıntılar







Sapanca gölünün ör(n)dek ailesi

gölde gezinti yapmak isteyenler için bisiklet


suyun içinde saklandığını sanan kurbağacık

prens' e dönüşmek için öpülmeyi bekleyen kurbağa (!)
Maşukiye' deki şelalelerden                


Gölcük gölü




























Göynük' te bir cami

Cami bahçesinden detay










                   Göynük evleri

Göynüğün dar merdivenli sokakları




 Akşemseddin Hz. türbesi  

tepede konuşlanmış Zafer Kulesi  

Göynük' ten ayrılırken Zafer Kulesi görüntüsü

Mudurnu' da ahşap işçiliği muhteşem Armutçular Konağı

        Konağın tavan detayı

Kanuni Sultan Süleyman Camii



Kanuni Sultan Süleyman cami kapısı

işçiliği muhteşem bir başka konak



Yıldırım Bayezid Camii           



       Yıldırım Bayezid Hamamı

 Mudurnu çarşı içinde bir bina detayı

Bakırcılar çarşısında bir dükkan



Abant' ta yeni düzenlemeler ve yol yapımı sonucu otobüsler içeri sokulmadığından ve gezimizin son gününde iyice bitap düşüp, orda da toz toprak içinde kaldığımızdan ancak iki kare ile yetinmek zorunda kaldım.


Abant gölünde serinleyen yapraklar







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-









not: fotoğraflar ​M©MENT©arşivindendir.​



26 Ağustos 2011 Cuma

fragman








Gece, evlerin üstüne yaslandı. Yanyana irili ufaklı binalar, karanlıktan korkan çocuklar gibi birbirlerine sığındılar. Ansızın bir gök gürledi ve iri damlalarıyla yağmur döküldü üstlerine. Daha da yaklaştılar birbirlerine, sindiler oldukları yerde. Kimi ışıkları açtı korkudan, kimisi müziği. 

Sabaha kadar, sokakların bıçkın delikanlıları gibi tek başına korkusuzca dimdik duran sokak lambalarıyla lafladılar. Gün doğmak üzereyken bu geceyi ve korkularını unutup, sessizce dimdik duracaklardı yine, hiç kimseler farketmeden.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-