gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2019 Cuma

Betler Amirliği


 






Telefon görüşmesi yapma adam

"Aloooo", bir sessizliğin ardından sabırsızlıkla yeniden haykırır. "Aloooooooo !!!"

Karşıdan yanıt geldiğinde hemen toparlanarak, "Beyefendi elektriklerimiz 1 saati aşkın kesik?!" cümlesini, cevabını sabırsızlıkla bekleyen soru halinde söyler. 

"Ne aşkı kardeşim? Elektrikler diyorum, bir saatten fazla oldu kesik diyorum. Doğalgaz da gitti haliyle, bu havada donuyoruz diyorum. Bu kesinti nedir diyorum, ne zaman gelecek diyorum?" cümleleri karşısında, ahizenin ucundaki kişinin, lafı en sonundan (!) anladığı da ayan beyan ortadadır. 

Suratının aldığı ifadeden, doyurucu bir cevap gelmediği belli olan adamcağız, "Hay ben ......." kelimeleriyle bezediği bu anlamsız konuşmayı sonlandırır.

Balkona çıkar, arka arkaya alıp verdiği nefesle beraber etrafı, gösteri sahnesine pompa edilmiş beyaz dumanlara benzer bulutlarla kaplanır. Aklına bir hinlik gelmiş gibi gözleri parlar ve tekrar içeri girer.

Telefonu eline alır, aynı numarayı çevirir. Numara düştüğünde, şimdiye kadar seyrettiği onca film, tiyatro ve dizilerden edindiği tüm karakterlerden birikimle, cümleleri ağzında geveleyerek konuşmaya başlar.

"Aluoww, Pendik Betler Amirliğinden arıyorum, suç mahallinde çatışma olduğundan, derhal Gülibik Mahallesine elektrik verin!" Belli ki karşı taraf tedirgin ve tereddütlü bir cevap verir, buna mukabil hemen "Sen beni duydun mu kardeşim, devletin işiyle uğraşıyoruz biz de, yazışmalar müdürler arasında sonra da yapılır ! Senin kadar ben de emir altındayım. Derhal dedim sana derhal ! Kanun konuşuyor !" diye haykırır.

Telefonu kapatıp derin bir nefes aldıktan 2 dakika sonra elektrikler gelir. Pencereye yanaştığında kendi bölgelerinin ışıklandığını farkedince, yüzünde bir aktörden alıntıladığı yamuk gülümsemeyle, yarım kalan filme eşlik edecek kahveyi hazırlamak üzere mutfağa yollanır.











{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not:yazıda kullanılan görsel google' dan alıntıdır.




27 Ekim 2010 Çarşamba

arkası yarın 5


gün batımı ile ilgili görsel sonucu


*******************************


Gün öyle dolu, öyle eğlenceli geçti ki, akşam nasıl oldu farketmediler. Luis, Mar' ı çok özel bir yere götüreceğini söyledi. Denizin hemen dibinde sahile geldiler. Güneş olanca güzelliğiyle karşılarında duruyordu. Mar, etrafa göz gezdirirken birden kendileri gibi bir sürü insanın sahile toplanmaya başladığını farketti. "Neler oluyor?" diye sordu. Luis gözleriyle sabırlı olmasını işaret etti gülümseyerek. Ve sahil şeridine oturup bacaklarını denize uzattılar. Herkes sessizce bir şölen izliyordu aynı noktaya bakarak. Dakikalar ilerledikçe güneş, ufukta denize yaklaşıyor, bir sürü insan ellerinde fotoğraf makinesi bu anı arka arkaya deklanşöre basarak ölümsüzleştiriyordu.

Sadece denizin sesi vardı, herkes büyük bir sessizlik içindeydi sözleşmiş gibi. Derken güneşin çeyreği denize battı, ardından yarısına kadar ve gittikçe turunculaşmaya başladı. Bu sahne, insanın gözlerinde renk şöleni yaratırken, kalbinde de sonsuzluk duygusu uyandırıyordu. Mar, hayatında ilk defa kendini bu kadar huzurlu hissetti. Yüzüne güneşin yaydığı ısı ve pembelik yayılmıştı. Gülümsüyordu. Luis' in kendisini seyrettiğinden habersiz, bu sahnenin büyüsüne kapılmıştı. Derken güneşin minicik bir sınırı kaldı denize batmasına ve ufuk iyice kızıllaştı. Ve nihayet tamamen battığında oradaki herkes coşku içinde alkışlamaya başladılar. Mar şaşırmış ama o da bu heyecana kaptırarak ellerini çırpıyordu.

Ortalık iyice sakinleştiğinde insanlar dağılmaya başladılar. Luis, Mar' ın kalkmasına yardım etmek için elini uzattı. Mar ayaktayken yine elini tutmaya devam etti. Mar çok heyecanlanmış ve bu heyecanı dağıtmak için Luis' e soru sormaya başlamıştı. "Biraz önce yaşadıklarımız her gün olan bir şey mi?" dedi. "Evet, insanlar güneşin doğuşu ve batışını izleyerek, bu eşsiz manzarayı bize hediye eden Tanrı' ya teşekkür ederler her gün. Bu ritüelin her gün seyircisi vardır mutlaka. Ancak eğer bu manzarayı kalben yakın hissettiğin biriyle izlersen, ikinci muhteşemliği yarattığı için Tanrı o kullarına ömürlerince mutluluk bahşedermiş" dedi.
Ve ellerini tuttuğu Mar' ın gözleri içine bakarak sustu. Mar kalbinin yine delice attığını hissetti ama bu defa mutluluk hissi yüzüne kırmızı bir renk vermeye başlamıştı. Ne diyeceğini bilemez bir şekilde sadece Luis' in elini biraz daha sıkıca tutarak, hislerini aktarmaya çalıştı.

Luis tebessümle sözlerine devam etti. "Mar, biliyorum ki çok erken. Ancak tecrübelerimve hislerim bana doğru insan olduğunu, hissettirdiklerinden dolayı söylüyor. Birlikte hiç vakit geçirmedik, sadece ailelerimizin çok eskide kalan ortak bir geçmişi var, ancak bu ortak geçmiş bize bile uzandı eliyle ve buluşturdu. Gerisi sadece ikimize kalıyor. Dün ve bugünü yaşadık sadece ama hissediyorum ki, yeni bir insan tanımış gibi değilsin sen de, benim gibi. Yanılıyor muyum?", "Hayır" dedi Mar, "Yanılmıyorsun. Kendimi çok rahat ve kendim gibi hissettim. O kadar doğru ifade ettin ki, bu cümlelerden başka ne söyleyebilirim bilemiyorum ama hislerim kalbimin derinliklerinden akıp, elimden eline geçiriyor hislerimi Luis" dedi. Luis alaca karanlıkta yavaşça eğildi Mar' a ve sıcaklığı hissetti dudaklarında. 

********************

Akşam eve döndüklerinde Bay ve Bayan Sanchez evde onları bekliyorlardı. Yüzlerinde mutluluğun aydınlığı olan iki yaşlı insan, sevgiyle kucakladılar Mar' ı. Yolculuktan ve yaşananlardan kısaca, gülerek bahsettiler. Ve hasta olan dayının durumunun kontrol altında olduğu ve iyiye gittiğini konuştular. Sonra restaurana doğru yola çıktılar.

Yemekte eskilerden bahsedildi, Mar' ın dedesi ile nasıl birbirleriyle haberleştiklerini, ufak tefek bazı paketler gönderdiklerini, o günlere dair duyguları gözlerinde yaşayarak anlattılar. 
Mar' a onun hakkında sorular sordular. O da yaşadıklarını, çocukluğunu, eğitimini, kardeşlerini, evlerini bir çırpıda anlattı. Luis gece boyunca Mar' ı yüzünce tebessümle izliyordu. Bayan Sanchez' in gözünden kaçmadı bu. Ve oğluyla göz göze geldiğinde bir şeyler söyleyeceğini anladı. 

Luis, kadehini eline aldı ve söze başladı. "Bugün Mar' la birlikte güneş batışı seramonisini izledik" deyince anne babası mutluluktan ve hayretten şaşkın ikisini izlemeye başladılar. 
"Ve onunla geçirdiğimiz iki gün boyunca ikimizde farkettik ki, doğru zaman ve yerdeyiz. Kalplerimiz huzurla buluştu. Birbirimiz için çok yeni olsak da, kalplerimiz çok eskiden tanışıyor gibi. Birlikte Mar' ın annesi babası gibi.." kendi anne babasına bakarak, "sizler gibi bir çift  olmayı istiyoruz. Bunu sizlerle paylaşmak istedik." deyince, Sanchez ailesi böyle bir habere hazırmış gibi sevinçle kalkıp ikisini de kucakladılar. 

**************

Bu sevinç tablosu, daha sonraki günlerde haber olarak Arjantin' de yaşayan Fernandez ailesine de ulaştı. İki aile uzun seneler sonra hiç kopmamış olan bağlarını, mutluluk ve sevgiyle daha da yakınlaştırmış oluyordu. 

Yıllar sonra bile, iki ülke arasında Mar ve Luis' in öyküsü, arada ne kadar kilometre olursa olsun, birbirini tanıyan iki kalbin günün birinde, bir gün batımında mutlaka birbirine koşacağı dillerden dillere anlatıldı durdu.



(bitti)

 

{ಠ,ಠ}

|)__) 
-”-”-





not: görsel Google'dan alıntıdır.


26 Ekim 2010 Salı

arkası yarın 4


*********************


Juan, kendisini hastahane kapısında taksiyle bekleyen Ramon' a doğru yürüdü, araca bindi. "Bay Sanchez gitmemizi söyledi. İkimize de teşekkür etti", nefes aldı ve "ne geceydi ama... bayanı eve davet ederken hiç böyle şeyler olacağını tahmin etmezdim" dedi. "O kadını istasyondan aldığımda bir gariplik sezmiştim ben" diye mırıldandı Ramon. "Ne gibi?", "Kadınla aynada göz göze geldik, yüzü bembeyaz kesildi birden", "ah Ramon yine mi oyundan makyajını temizlemeden çıktın?", "Hava yağmurlu diye taksi durağından sürekli anonslar yapıyorlardı yolcu var diye. Ben de çıkmak zorunda kaldım.", "Eh desene her şey yerli yerine oturuyor. Kadın belki de istasyondan itibaren, yüreğindeki ürkek kuşla geldi bay Sanchez' in evine kadar", "Aynen öyle olmuş" dedi Ramon ve sonra başka konulardan konuştular eve kadar.


Hastahanede bay Sanchez Mar' ın yanında, uyanmasını bekliyordu. Hemşire odaya girdi ve son damlaları kalmış serumu çıkardı. Bu arada Mar gözlerini açtı, etrafına bakındı. Hemşireye teşekkür etti.  "Geçmiş olsun Mar" dedi Bay Sanchez. Sesin geldiği yöne doğru döndü ve yatakta doğrulmaya çalıştı. "Teşekkür ederim" cevabı aynı zamanda kimsiniz der gibiydi. "Ben Sanchez" dedi ona doğru yaklaşarak. Mar, şaşkınlığını belirten ifadeyle "Bay Sanchez mi? diye sordu. "Daha doğrusu oğul Sanchez desek daha iyi olur, adım Luis" elini uzattı. Tokalaştıktan sonra Mar, "Bu çok hoş bir sürpriz oldu" dedi gülümseyerek. "Kendinizi daha iyi hissediyorsanız artık eve gidebiliriz, yorgun olmalısınız. Güney Amerikadan geldiniz ve epey de macera yaşadınız, üzgünüm. İstasyona sizi almaya gelmek üzere yola çıktım ama yağmur nedeniyle yolda kaza oldu, geciktim. Üstelik anne ve babam da başka şehirde oturan dayımın rahatsızlanması sonucu oraya gitmek zorunda kaldılar, çok özür dilediler sizden. Neyse devamını evde konuşuruz. Hazırsanız gidelim" dedi ve Mar' ın omuzuna dokundu. Mar, bu dokunuşla bütün vücudunun ürperdiğini hissetti ama çok yorgun olduğundan üstünde durmadı.

Eve vardıklarında, Luis hemen odasını gösterdi ona. Ve ertesi sabah kaçta isterse uyanabileceğini söyledi.  İyi geceler dilediler ve Mar, kendini mis gibi kokan çarşafların içine bıraktı.

*******************




Sabah erkenden uyandı. Deliksiz uyumuştu. Camdan dışarı baktığında pırıl pırıl, güneşli bir hava ve çiçeklerle dolu yeşil bir bahçe gördü. Akşam yağmur, şimşekte hiç farkına bile varamamıştı. Kısa yeşil tahta çitlerle çevrelenmiş, minik heykellerle süslenmiş oldukça bakımlı bir bahçeydi. Giyinip odasından dışarı çıktığında, hafif bir müzik geliyordu salondan. Tam mutfak kapısına geldiğinde, o anda da Luis mutfaktan çıkıyordu çarpıştılar. "Ah affedersin" dedi Mar. İkisi de gülümsedi. Birden, Luis gülümseyince yüzünün ne kadar aydınlandığını farketti Mar ve içi ısındı. Kahvaltı masasına geçtiklerinde ailelerinin birlikte ne güzel günler geçirmiş olduklarını konuştular. Mar' ın dedesinin dedesi, ailesiyle daha iyi yaşam koşulları için Güney Amerika' da Arjantin' e göç etmişlerdi. İlk zamanlar sıkça haberleşiyorlar, bazen yol uzak olsa da tek tük gelen giden oluyordu. Zaman geçtikçe yaşlılar hastalanmaya, ölmeye başlayınca haberleşmede sekteye uğramıştı. Mar' ın dedesi, çocukluğunda hikayelerini duyduğu Sanchez ailesiyle ilgili tüm bilgileri derlemiş toparlamış ve İspanya' da bir zamanlar köklerinin büyüdüğü La Coruña şehrine yola çıkma hazırlıkları yaparken bir rahatsızlık geçirmişti. Bir süre hiç bir yere kıpırdamadan yatması gerektiğinden, Mar bu işi seve seve üstleneceğini söyledi dedesine ve gerekli hazırlıklara başladı. Adresler, yazışmalar, uçak biletleri, İspanyaya indikten sonra kullanılacak ulaşım araçları, tüm bilgiler tamamlanmış ve yola hazırdı. Sanchez ailesi, Fernandez ailesinden Mar' ı ağırlamaktan çok memnun olacaklarını yazmışlardı mektuplarında.

Derken dün gece olanları konuşmaya başladılar. Mar, onca yoldan ve havanın şartlarından iyice sersemlediğini, sonra bindiği taksideki adamın yara izini ve sert bakışlarını, sonra evin kapısının açılmasını beklerken arkasında bir ses duyup irkildiğini ve yan komşunun davetini artık reddemeyecek hale geldiğini, ardından eve girince mutfaktaki annenin bir türlü yanlarına gelmemesinden onun gerçek olup olmadığını düşündüğünü, sonra çay içince içinin ısındığını ve kendinden geçtiğini  ama gecenin bir yarısı uyanınca tamamen yabancı bir odada bulup, üstelik de kapısının açılmamasıyla panik atak rahatsızlığının had safhaya ulaştığını ve artık son kez yine kendine geldiğinde o taksici ve adamla aynı takside nereye gittiğini bilmediği bir yoldayken işlerin iyice çığrından çıktığını bir çırpıda anlatıverdi.

Luis ise taksici Ramon' un aslında şehir tiyatrosunda oyuncu olduğunu ama ek iş olarak da taksicilik yaptığını, bazen oyundaki makyaj ve giysilerle göreve çıktığını, yan komşuları Juan ve annesinin ise çok iyi insanlar olduklarını, zamanında çok varlıklıyken iflastan sonra kendilerini ancak idare edebildiklerini,  baba Sanchez' in onlara yardım ettiğini anlattı.

Kendi çocukluklarına ait detaylara indiler, bir iki fotoğraf albümü de karıştırdılar. Çok sıcak bir sohbet olmuştu. Kahvaltı bittiğinde, Luis ona şehri gezdirmeyi önerdi. Akşama anne babası da dönüyorlardı ve şehrin en güzel restauranında yemek için rezervasyon yapılmıştı. Arabaya binip, şehrin yağmurla yıkanmış sokaklarında keşfe çıkmış iki çocuk gibi neşeyle yola koyuldular.


(devamı gelecek)


{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: görsel Google'dan alıntıdır.


24 Ekim 2010 Pazar

arkası yarın 3


taxi inside ile ilgili görsel sonucu

***********************

Mar, kendine gelir gibi olduğunda bir arabanın içinde olduğunu farketti. Hafızasını yeniden çalıştırmaya başladı. Önce salondaydı, sonra kendini karanlık bir odada buldu, ardından da bu aracın içinde. Yanında evin sahibi olan adam vardı. Hızla ilerliyorlardı. Mar dehşet içinde arabadaki şoförün kendisini getiren taksici olduğunu görünce, bütün bunlara dayanamayarak "Beni nereye götürüyorsunuz? Bırakın beni, İmdaaat" diye bağırmaya başladı. Adam telaşla, "Bayan bayıldınız sizi hastahaneye götürüyoruz. Sakin olun" dedi ama Mar sakin olamayacak kadar akıl muvazenesini kaybetmişti. Taksinin kapısına doğru yönelince adam onu sıkıca tuttu kollarından, Mar debelendikçe debeleniyor, bu yabancı şehirde tanımadığı bu insanlardan kötülük göreceğini düşünüyordu. Kriz tırmandıkça tırmandı ve bedeni daha fazla dayanamadı, yine bayıldı.

****************

Gözlerini açtığında beyaz önlüklü bir doktor onu muayene ediyordu. Bütün gün yaşadığı yol ve yağmur stresi, ardından arka arkaya bu olaylar onu epey sarsmıştı. Doktor, "Hanımefendi, önemli bir şey yok, merak etmeyin. tansiyon ve nabızda oynamalar olmuş. Sanırım uzun bir yoldan gelmişsiniz. Bir sakinleştiricili serum bağlandı. Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz 1 saat sonra" dedi. Mar' ın ne birşey söylemeye, ne de doktoru durdurup teşekkür etmeye hali kalmamıştı. Gözlerini kapatıp, damarlarında sakinleştiricinin gezinmesine izin verdi.

Odanın çıkışında koltukta oturan iki adam, doktor odadan çıkınca ayağa kalktı. Bay Sanchez "Durumu nasıl doktor bey?" diye sordu. Sanıyorum panik atak rahatsızlığı var, kendine gelince detaylı bilgi alacağız. Yolculuk yapmış galiba, yanınızdaki beyefendi söyledi", "Ah evet kendisi komşumuz. Ne zaman çıkabilir hastamız?", "Bir ya da iki saat sonra taburcu ederiz, geçmiş olsun" deyip yanlarından ayrıldı.

"Juan, neler oldu bir anlatsana" dedi. "Bay Sanchez, çok yağmur yağıyordu, o da sizin evin kapısı önünde bekliyordu, epey ıslanmıştı. Ama siz yoktunuz." " Evet bu kadar yağmur olduğunu görünce bari onu istasyondan gidip alayım dedim, yolda giderken kaza oldu trafik kilitlendi", "Anlıyorum efendim. O orda bekleyeceğini söyledi, ben de bize buyur ettim, geldi. Annem yeni kek yapmıştı...", "Anladım Juan, sonra?", "Sonra o salondayken ben annemin yanına gittim, döndüğümde uyuyakalmıştı. Ben de misafir odasına taşıdım rahat uyusun diye. O odanın kapısı tutukluk yapıyor arasıra. Gece uyandı ve açmaya çalışınca kilitlendiğini sandı korktu herhalde", "Peki sonra?", "Sonra uyandıramadık, korktuk, ellerini yumruk yapmıştı. hemen bizim taksici Ramon' u çağırdım, hastahaneye götürürken yine uyandı ve işte burdayız" dedi başını üzgün şekilde önüne eğerek. "Tamam Juan, herşey üstüste gelmiş.Senin bir suçun yok. Bilakis ilgilendiğin için teşekkürler" dedi Bay Sanchez. "Ramon seni bekliyorsa götürsün eve, gerisini ben hallederim".



(devamı gelecek)





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


not: görsel Google'dan alıntıdır.


23 Ekim 2010 Cumartesi

arkası yarın 2









 Mar, ürkek adımlarla evin basamaklarını çıktı. Verandayı lambası epey kirlenmiş bir avize aydınlatıyordu. Kapı açılırken gıcırdadı.

Adam içeri seslendi "Anne, misafirimiz var". Mutfak olduğunu tahmin ettiği yönden sesler geliyordu. "Duymadı galiba ben haber vereyim" dedi ve onu salonda bıraktı. Evin dışı olduğu kadar içi de dökülüyordu. Parkeler yer yer çürümüş o kısımlar sehpa, koltuk gibi eşyalarla kapatılmaya çalışılmıştı. Salonda iki büyük koltuk ve tek kişilik eski bir berger, ortada neredeyse yemek masası büyüklüğünde, boyası eskimiş, çizik çizik olmuş bir sehpa vardı. Köşede eski tarz bir büfe, üstünde bir radyo tam önünde de 2 adet sandalye duruyordu. Bacaklarının titremeye başlamasıyla artık ayakta duracak gücü kalmadığını anladı. Koltuğa ilişiverdi. 

Adam biraz sonra elinde bir tepsiyle geldi. Tepsinin içinde bir tabakta iki dilim kek ve bir fincan çay vardı. Sehpaya koyarken, "Annemin biraz işi var az sonra gelecek" dedi. Mar, teşekkür ederek tabağı aldı ve hemen ağzına bir parça kek attı. Gerçekten tadı nefisti, çayıyla birlikte keki yiyince kendini iyi hissetti. "Siz ziyarete mi geldiniz Sanchez ailesini?" diye sordu adam. "Bir nevi öyle. Aslında Bay Sanchez uzaktan bir akrabam. Annemin büyükdedesinin teyzesi tarafından. Ama herkes bir yere savrulunca görüşemez olmuşlar, araya ölümler, yaşlılıklar da girince" sustu. Gözkapaklarının ağırlaştığını hissediyordu. Biraz uyuyup dinlensem diye düşündü ama hemen oturduğu koltukta dikleşti ve gözlerini iyice açmaya çalışarak, "siz uzun zamandır komşusunuz sanırım onlarla" dedi. Adam, "Benim annem de bu evde doğmuş, dedesi de" dedi, gülerken ağzındaki eksik dişlerin çirkin görüntüsünü unutarak. "Annenizin yardıma ihtiyacı varsa..?" deyince adam hemen yerinden kalkıp, "ben bakayım" dedi. Mar daha fazla dayanamadı, gözleri kapandı, koltukta yana devrildi.

*******************

Mar gözlerini açtığında koyu bir karanlığın ortasındaydı. El yordamıyla etrafını tanımaya çalıştı. En son koltukta oturuyordu. Şimdi nerdeydi, allahım beyni patlayacak gibiydi, içini müthiş bir korku kapladı. Eli bir lambaya değdi, hemen düğmesine bastı. Hafif bir ışıkla aydınlanan odaya baktı. Üzerinde oturduğu tek kişilik bir yataktı, başucunda bir komodin, bir lamba ve bir sürahi ile bir bardak vardı. Eski tip bir dolap, hemen yanında çalışma masası ve eski tarz bir sandalye ile oda tamamlanıyordu. Buraya nasıl geldiğini ise bilemiyordu. Yataktan kalkıp kapıya elini attı, kapı açılmıyordu. Üst üste denedi, herşey müthiş bir gerilim hikayesine aitti sanki. Gittikçe artan panik damarlarındaki kanın daha hızlı akmasına, bu da yeni bir kriz geçirmesine sebep olacaktı. Kapıyı hızla itmeye, yumruklamaya başladı. Bağırmaya çalışıyor ama sesi çıkmıyordu. Bir kez daha yumrukladı kapıyı ve olduğu yere yığıldı kaldı.


(devamı gelecek)






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


(kullanılan görsel buradan alıntıdır.)