anekdot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anekdot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2019 Pazar

Hız ☇ 2







Evdeki işlerini bitirince, bilgisayarın başına geçti. Maillerini kontrol ederken, "onun" gönderdiği mesajı da gördü. Açıp baktığında, telefonda söylediği cümleden  pek farklı bir şey olmadığını, "biz farklı düşünüyoruz, o yüzden seninle görüşmek istemiyorum" diye yazdığını okuyunca şöyle bir düşündü.

Yıllarını tıp eğitimine harcamış bu şahıs, özel hayatında zamansız girişimlerde bulunduğundan uzmanlık sınavını geçememiş ve plasiyer doktor ünvanı ile geçen yıllarda ezilmiş, yaş 60 a gelince, kaybettiği sağlığını ve senelerin acısını kelleşen kafasına yapıştırdığı bir kaç tel saç ile çıkartıp, internetin nimetlerinden olan tanışma sitelerine kaydını hızlıca yaptırırken, yanına en genç ve dirisinden birini hayal ediyordu.

Tanışmanın ilk yarım saatinden sonra, karşı tarafı kendi problemleriyle bunaltıp, bundan sonraki yaşam için, hemen, kesin ve net bir cevap bekleyen bu şahsın, boşa geçecek bir dakikaya bile tahammül edemediğini anlamış ve ordan ardına bakmadan kaçmanın planlarını yapıyorken bulmuştu kendini.

Aralarındaki takvim uyuşmazlığını en uygun dille ona nasıl anlatırım diye düşünürken, onu rahata erdirecek bir durum oluşmuştu işte. 

Bu hız ilk defa onun işine yaramıştı.


-bitti-

{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




3 Haziran 2017 Cumartesi

kapı kolu*








*************************


Gecenin içinden yürüyüp giderken, kapısını çaldığı evin camına yansıyan görüntüsü gözüne takıldı ve gülümseyerek selâm çaktı. Elindeki sigaradan çektiği dumanı halka yaparak üfledi havaya ve açılan kapıdan içeri girdi.

Arkadaşları, kendi aralarında aşık atışması yapıyorlardı. Hemen onu da dahil ettiler.


her günüm keder, acı
dinmeli artık bu sancı
çalıyorum o kadar
açtı bana kapıyı bir yabancı..

********
yabancının mumu yatsıya
sen var git banyoya
yüzünü yıka da soğuk suyla
görme bir daha garip rüya

*********
rüya dediğin nedir ki,
görmeyeyim diye seni
ayakta kapadım gözlerimi
çığlık çığlık sesin yetti

**********

çığlık attım havaya
balığı koydum tavaya
bu gece de gelmez isen
seni koyarım kapıya

**********

kapı önü çöp dolu
yoktur yarin sağı solu
girecektim içeri amma
kaldı elimde kapı kolu


Herkes gülmeye başlar. Her kim ki; bu atışmalarda başladığı kelimeyi en son dizede de kullanırsa, o galip olmuş demekti.

"Dostum, bir kapı ki kolu yoktur, orada sevgi yoktur." Elini cebine atar ve çıkardığı şeyi arkadaşının avucu içine bırakır, "al bunu, girişini bulamadığın her yerde kullan" der ve parmaklarını alnına doğru götürüp selâm çakıp gider.

Arkadaşı avucundaki şeye baktığında çok şaşırır, bu bir kapı koludur.








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraf google görsellerdendir.​




18 Mart 2011 Cuma

önemsiz bir nokta





"Senden çok hoşlanıyorum, farkında mısın bilmiyorum?.." 

Aslında farkındaydı, o ne zaman dükkana girse ondaki telaşı, yüzüne ve hareketlerine yansıyan heyecanı, saçmalama halini, gizli bir zevkle izliyordu. 

"Doğrusu farketmedim, ben farklı yorumluyordum... daha doğrusu yorumlamıyordum bile"

"Sen her geldiğinde elim ayağıma dolanıyordu, sen gelmeden önce çok sinirliysem bile birden yüzüm aydınlanıyordu seni görünce."

Gülümsedi. ne diyeceğini hesaplamaya çalışıyordu, çünkü konu istemediği yere doğru ilerliyordu. Bundan sonra söylenecek sözler belliydi ama onun bunları ne konuşacak havası vardı, ne de karşısındakini kırmak istiyordu.

"Çok hoşsun ve beni çok etkiliyorsun" dedi tekrar.

"Teşekkür ederim ama abartıyor olabilir misin acaba?"

"Hayır, sen dükkana ilk geldiğin günden beri senden etkileniyorum. Hatta o zaman istediğin şeyin gelip gelmediğini haber vermek için telefonunu istemiştim ve senin hayatında biri var mı yok mu bilmeden, mesaj yazmıştım sana hatırlıyor musun?"

"Evet"

"Ve senden cevap gelmeyince hayatında biri olduğunu ya da ilgilenmediğini düşünmüştüm. Ama tekrar tekrar dükkana gelince bendeki his giderek kuvvetlendi. Seninle her sohbetimizde de hayatınla ilgili detaylara ulaşmaya çalıştım. Ve artık bugün bunu söylemek istedim. Bana bir şans verir misin?"

Yapmaya üşendiği konuşmaya geliyordu sıra. Cümleleri, onu kırmadan, incitmeden nasıl sıralayabileceğini düşünerek, sorusuna cevap vermeye hazırlanırken, bu olayın başlangıcının iki yıl öncesine dayandığını hatırlayınca da şaşırmaktan kendini alamadı.

"Biz seninle birbirimizi hiç tanımıyoruz. Benim dükkana geldiğim sürelerde ettiğimiz cümlelerden öte başka bir şey yok. Bir ilişki için öncelikle aşık olmak, sevmek gerekir. O da yoksa yoğun etkilenme. O da yoksa boşluk hissi belki de. Ama benim bunlardan birisiyle ilişkilendirebileceğim bir durumum yok, seni sadece insan olarak seviyorum. Dükkana geldiğimde ettiğimiz sohbetleri, bulduğumuz minik ortak noktaları çoğaltmayı. Seni beğenmemekle alakası da yok bu durumumun, bunu özellikle belirtmek isterim. Ama eğer istersen ortak noktalarımızdan hareketle bazı şeyleri paylaşmayı çoğaltabiliriz. Mesela, haftasonları gideceğin yürüyüşlere katılabilirim, bir iş çıkışında seninle bir yerde kahve içip sohbet edebiliriz. Biraz daha tanımaya çalışabiliriz birbirimizi, ne dersin?"

" Elbette bunları sevgiliyken de yapabiliriz, çünkü ben senden bu kadar etkileniyor ve hoşlanıyorken, arkadaş olarak davranamam. Bence bu dediklerini sevgili olarak yapalım, kahve içelim, film seyredelim, sohbet edelim."

Israr etmemesini içinden dileyerek;

"Bence arkadaşlık ederek bana kendini tanıtma fırsatını tepme. Senin hakkındaki düşüncelerimi geliştirmen için bu iyi fırsat ne dersin?"

Biraz sessizlik oldu.

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu.

"Daha iyi tanımak üzere, seni arkadaşım olarak seçiyorum" dedi.

"Ben de seni sevgilim olarak seçiyorum" cümlesi karşısında bir şey söylemedi.

****************

"Sevgili" yi seçen kişi ondan sonra arka arkaya bir sürü acemilikler yaptı. Sesini duyup, konuşmak yerine sadece mesaj çekti. Üstelik "mrh, nbr" gibi nitelikli mesajlardı bunlar (!). Mesaj çekme aralığı haftada bir idi. Bu arada ona belki de yakınlaşmak için fırsat yaratacak "sevgililer günü" nü de es geçti. Bir gün durduk yerde yine bir mesaj çekti ve "senden bir şey isteyebilir miyim?" dedi. Ve istediği şey, henüz hiç yakınlaşma yaşamadığı ve aklına ilk gelen kişi olan  "sevgili" den, çok sıkıştığı için hemen geri ödemek üzere borç oldu. 
 
"Sevgili" yi seçen; pazardan alışveriş yapar zihniyetiyle hareket ettiğinden, eve geldiğinde torbasında değil çürük meyva, bilakis içinin bomboş olduğunu görmeye her daim mahkumdu. Herhangi bir şeye özen göstermenin, istek, özveri ve tecrübe gerektirdiğini bilen "sevgili" olarak seçilen ise sessiz kalarak, sevginin derinliğini algılamadan uzak, samimiyetsiz bir tutum sergileyen bu kişiyi yok saydı.

Başlangıcı ile sonu arasında uçurum sergileyen bu olay ise, önemsiz bir nokta bile olamadı hayatın içinde.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




 (çizgiler Google görsellerden alıntıdır.)