24 Mart 2017 Cuma

Perdelere takılan karakterler (*)







Perdeleri kapalı olan loş salonda oturduğu yerde gözlerini oğuşturdu uzun uzun. Arka arkaya üç film seyretmişti. 

İlkinde ölümün kapısından girip çıkan bir kadın ve öteki dünya bağlantılarını sağlayan medyum, ikincisinde trafik kazası sonucu hafızasını kaybedip, en son doktor  kimliğinde ısrar eden bir suikastçı, en sonuncusunda da bir şirkette üst düzey yönetici pozisyonunda çalışan bir adamın şirketini FBI' a ispiyonlaması ve hastalıklı psikolojisiyle ajanlık yaparken zimmetine para geçirmesi sonucu hapse girmesi konu edinilmişti.

Odanın bir yerlerine sanki bu üç filmden karakterler saçılmıştı. Gülümsedi ve gerinerek yerinden kalktı, ayakta vücudunu iyice esnetti. Mutfağa doğru yürüdü. Çay kutusunu açıp makineye, tepeleme bir kaşık çay koydu. Suyu da ekleyip makinenin düğmesine bastı. Çayın yanında mutlaka bir şey yemesi gerekiyordu. Dolapları karıştırınca hiç bir şey kalmamış olduğunu gördü. Gözlerinde birden minik bir ışıltı yandı söndü. Dolaptan buğday ekmeğini çıkardı ve kızartma makinesine yerleştirdi. Labne peyniri ve erik marmeladını da tezgaha koydu. İki tadı bir arada yemekten hoşlanıyordu, ekmekler kızarınca hemen üstüne peyniri ve onun üstüne de marmeladı sürdü. Çayı da fincana servis ettikten sonra minik bir tepsiyle salona doğru yürüdüğünde şaşkınlıktan dona kaldı. 


...


(devam edecek)


{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-






(Görsel Google' dan alıntıdır.)
(*) Tekrar yayın


22 Mart 2017 Çarşamba

baştan ayağa bahar ✿⊱╮





Bugün baharın müjdecisi kuşlar eşliğinde, tabiatın uyanışını fotoğrafladım yürüyüşümde. Döndüğümde onları bilgisayara eklerken, bazı programlarla üstünde oynadım. 


normal

suluboya efekti

hdr

normal çekim
net odak

balık gözü
normal çekim


seçilmiş alan renkli


Bahar Şiiri

Bu sabah mutluluğa aç pencereni,
Bir güzel arın dünkü kederinden,
Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden.
Çocuğum uzat ellerini.
.....

Ataol Behramoğlu





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​

MOMENTOS

20 Mart 2017 Pazartesi

karahindiba (*)






karahindiba


Elinde diş fırçasıyla pencerenin önüne yürüdü. Dişini fırçalarken gayri ihtiyari yaptığı bir şeydi bu. Bomboş gözlerle dışarıyı kolaçan etti. Kimi zaman hızlı hızlı, kimi zaman duraksayarak fırçayı ağzının içinde dolaştırıyordu. Sokakta asfaltın üstünde bir karga ile bir kediyi çekişirken görünce bütün dikkatini onlara verdi. Uzaktan pek anlayamadığı bir şeyi çekiştiriyordu ikisi de. Karga gagasına olanca gücünü aktarmış ve kediye dikleniyordu. Kedi ise bir yandan dişleriyle, bir yandan pençesiyle iyice asılmış görünüyordu nesneye. Boş bir ana denk gelse kargayı pençesiyle halledebilecek irilikteydi kedi, öte yandan karganın gözü pekliği, sokakta nice savaşı kaybetmiş kediye fazla geliyor, kendini çok da ateşe atmak istemiyordu besbelli.

Çevreden bir kaç insan da durumu görmüş ve müdahale etmeden galibiyeti kedinin mi karganın mı alacağı yönünde bahislere tutuşmuşlardı bile. Tam o anda sokağın köşesinden ambulans sirenlerini çalarak dönünce,  konsantrasyonu bozulan iki hayvan da sıkı sıkı tutundukları şeyi bırakarak, kaçıştılar. İnsanların ilgisi de ambulansa yöneldi doğal olarak. İki metre sonra duran ambulanstan inen görevliler hemen karşı binaya girdiler. Pencerenin önünde hemen karşı binadaki daireleri taradı gözüyle. Altıncı katta yalnız yaşayan yaşlı bir kadın vardı. Bir kaç kez sokakta, markette karşılaşmış, bir kaç kez de pencerede o çiçeklerine su verirken selâmlaşmışlardı. Onun dairesinde bir hareketlilik olduğunu farketti, "Umarım onu yeniden görebilirim" dedi bir umutla.

Pencerenin önünden banyoya doğru yürüdüğünde ne sokaktaki karga ve kedinin savaşı, ne de ambulans vardı aklında. Hazırlandı ve yarım günlük işine doğru yola koyuldu.

Akşam eve dönerken marketteki orta yaşlı adamın kendisini çağırdığını gördü. Yanına gittiğinde adam, "Bayan Sapienza bugün hastahaneye kaldırıldı" dedi heyecanla. Birden sabaha döndü ve olayları hatırlayarak "Ah evet işe gitmek için hazırlanıyordum, ambulansı gördüm" dedi. "Ambulansa bindirilirken yanındaydım, bana dairenin anahtarını size vermemi ve pencere önündeki çiçeği o gelene kadar evinize almanızı istediğini söyledi" dedi ve anahtarı uzattı. Şaşırarak, "Bana verilmesini istediğinden emin misiniz?" diye sordu. Adam olanca ciddiyetiyle anahtarı bir kez daha uzatarak "Elbette eminim. Sizin de pencerede çiçeğiniz varmış hatta, -o daha iyi bakar- dedi" Elini uzatıp anahtarı aldı ve karşı apartmana yürürken yaşlı kadının neden böyle bir şey söylediğine manâ veremediğini düşündü. Dairenin içi oldukça eski kokan eşyalarla doluydu. Antika bir büfe, vazolar, likör ve şarap kadehleri, ince porselen fincanlar, karşılıklı iki berger koltuk ve ortasında sehpa, üzerinde kapaklı bir şekerlik, gül dallarıyla bezeli perdeler, tahta ayaklı bir abajur ve sehpaların üstünde siyah beyaz fotoğraflı çerçeveler.

Yaşlı kadının gençlik fotoğraflarında yanında hep aynı adam vardı. "Kocası olmalı" diye düşündü. Salonun camındaki saksıyı alırken, karşıda kendi penceresine baktı. Camda kendi siluetini görür gibi oldu. İçini tahammül edilmez bir sıkıntı kapladı aniden ve çiçeği alarak, çıktı evden. Anahtarı tekrar mareketteki adama bıraktı. Ancak eve geldiğinde saksıyı pencere kenarına koyarken farketti saksının kenarında bir not vardı.

"Sevgili komşum, evime dönüp dönmeyeceğimi bilmiyorum ama artık sevgili eşimin beni çağırdığını hissediyorum. Bu çiçek yalnızlar için iyi bir arkadaştır. Canın çok sıkkın olduğunda saksıda boy veren çiçeklerden birini eline alıp camın önünde üflediğinde, yaprakların uçuşması gibi, tüm tasanın dağılıp gittiğini göreceksin. Biliyorum çılgınlık gibi gelecek ama çiçeğe su verirken benim daireme de bakıp arada selâm ver. Hayat sürprizlerle doludur, unutma."

Elinde notla bir müddet kalakaldı. Bu bir deli saçmasından ibaret olamaz diye geçirdi içinden ama derinlemesine düşünüp, anlamlandırmak için oldukça yorgundu. Saksıya su verdi ve geceye bıraktı kendini.

Ondan sonraki günlerde yaşlı kadın uzun süre evine dönemedi. Düşüp kalçasını kırdığından, yaşı nedeniyle de iyileşmesi zaman alıyordu. Pencere önüne her geldiğinde saksıyı hatırlıyor ve o zaman ilgilenebiliyordu. Bir akşam eve çok yorgun ve sinirli gelmişti. İçindeki hırsı nasıl atacağını bilemeden pencere önünde buldu kendini. Camı açtı, biraz esinti iyi gelmişti. O esnada gözü saksıya takıldı. Bir kaç tane çiçeği görünce çok şaşırdı. Sadece rutin hareketlerle suyunu verdiğinden gelişimini farkedememişti. Yaşlı kadının yazdığı notu hatırladı. Bir sap çiçeği dikkatlice kopardı ve dudaklarına yaklaştırıp olanca gücüyle pencereden dışarı üfledi. çiçeği oluşturan bir sürü ince sap dağılıp, uçuşmaya başladı. Bu görünüm çok hoşuna gitti, hatta pencere önüne gelmeden önceki ruh halini unutmuştu bile.

Gözleri karşı apartmana, yaşlı kadının dairesine takıldı. Pencere önünde biri vardı sanki. Alacakaranlıkta birinin el salladığını gördüğüne yemin edebilirdi. "Fazlasıyla sakinleştim galiba" dedi ve gülümseyerek pencereyi kapatıp içeri girdi.

Ertesi sabah her zamanki ritüeli diş fırçalama için pencere önündeydi. Gelişigüzel etrafı seyrederken, birinin el salladığını farketti. Karşı binada yaşlı kadının dairesinde genç bir adam ona el sallıyordu. Pencereden uzanıp sağa sola bakındı, kendine olup olmadığından emin olmak için. Penceredeki adam hem gülüyor, hem de "sen, sen" dercesine onu işaret ediyordu. O da belli belirsiz el sallamakla geçiştirdi ve içeriye girdi. 

İşe gitmek için, binadan çıkarken karşı kaldırımdan koşarak biri geldi. Yaşlı kadının dairesindeki adamdı bu. "Merhaba, sizi şaşırttığımın farkındayım. Halam Sapienza sizden bahsetti, çok sevdiği çiçeğini de size emanet etmiş. İlgilendiğiniz için çok teşekkürler" dedi. Şaşkınlıkla karışık "Rica ederim, halanıza geçmiş olsun. Umarım daha iyidir" diye yanıtladığında, genç adam "Biraz vaktiniz varsa bir kahve içip sohbet edebilir miyiz?" diye sordu.

(Okuyucuya not; evet kahve içtiler, bayan Sapienza' dan konuştular ve sonra özel bir sohbete geçtiler. Nasıl olduğunu  kendileri dahil kimse anlamadı ama artık birlikteler ve çok mutlular. Bayan Sapienza' nın çiçeğinin parmağı olabilir derseniz, mümkündür derim. Hem zaten hayat sürprizlerle dolu değil midir?) :)





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




(not: fotoğraf Google görsellerden alıntıdır.)
   (*) tekrar yayındır.



14 Mart 2017 Salı

atıl aşklar-5 (*)









Okuduğu son öykü gözlerinin yaşarmasına neden oldu. Kaldırımda öylece hareketsiz otururken, önündeki yığından bir kağıt parçası, aniden oluşan rüzgarla, caddenin ortasına savruldu. Artık bir öykü daha okuyacak gücü hissetmiyordu kendinde.

Ortalık aydınlanıyordu. Başka bir zaman okumak üzere herşeyi toparlayıp izbe gecekondusuna gitmeliydi. Kağıdı savrulduğu yerden almak üzere dizlerinden yardım alarak kalktı. Ağır hareketlerle kağıda doğru bir iki adım attı. Sabahın o saatinde trafiğin olmadığı bir yerdeydi. Tam kağıdı iki parmağı arasına almışken, sokağı hızla dönen bir araba son sürat gelip ona çarptı.

Araç öyle hızlıydı ki, hırpani kılıklı adam hemen oracıkta öldü. Araçtan inen kişi, yerde yatan çöp toplayıcısını görünce hiç önemsemeyerek "Yazık oldu ama caddenin ortasında ne işin var be adam" diyerek iki kolunu yana açıp, önemsiz bir şeye çarpmış gibi tekrar aracına bindi ve hızla ordan uzaklaştı.

Hava iyice aydınlandığında şehrin elektronik gazetelerinin manşetinde yer aldı bu olay. 

"Şehrin önemli caddelerinden birinde sabah çok erken saatlerde bir kaza meydana gelmiş, bir vatandaş yolun ortasında ölü olarak bulunmuştur. Çarpan aracın kaçtığı belirlenmiş olup, caddedeki mobese kameralarından araç tespit edilmiştir. Ünlü sanayicinin oğluna ait araç evinin garajında hasarlı halde bulunmuş ve oğlu emniyete götürülerek sorgusuna başlanmıştır."

Emniyetin önü gazetecilerle dolup taşmakta, bir demeç ve bir fotoğraf karesi için dışarda kıyamet kopmaktadır. Emniyet müdürünün odasında ise şu konuşmalar yapılmaktadır. 

E.M: "Şu olayı bana bir daha anlatın tane tane !"
Memur: "Müdürüm, biz  görev arkadaşımla sabah emniyete doğru gelirken cadde ortasında hırpani kılıklı bir adam gördük. Belli ki bir kaza olmuş ama araç yoktu meydanda. Hemen indik, adamın nabzını kontrol ettik, ölmüştü. O sırada arkadaşım telefonla bir ambulans istedi hemen. Ben adamın elinde bir kağıt parçası gördüm. Ne olduğuna baktığımda kağıtta kocaman harflerle bir aracın plakası yazıyordu". 
E.M: "Ne yani, adam ölmeden önce mi yazmış o notu?" 
Memur: "Sanmıyorum müdürüm çünkü yazı daktilo yazısı gibiydi, yani bilgisayardan çıktı alınmış gibi. Cesedin durduğu yerin biraz gerisinde kaldırımda da bir sürü kağıt bulduk". 
E.M: "O kağıtlar da neler yazıyordu?".
Memur: "Bir sürü hikaye vardı. Belki o kağıt caddeye doğru uçunca adam almak istedi ve bu kaza oldu". 
E.M: "Peki o caddenin mobese kayıtlarına baktınız mı?"
Memur: "Müdürüm maalesef yok. Bir gün öncesinden o semtte bir elektrik arızası varmış, sonra düzelmiş ama mobese kameraları devreye girmemiş. Kaza olduktan bir saat sonra kayıt gözüküyor mobesede". 
E.M: "Çok mantıksız ! Bunu bu şekliyle açıklamamıza imkan yok." 
Memur: "Gerçi kağıtta yazılı plaka numarasından kaza yapan araca ulaşıldı. Tamponda adamcağızın hırkasından bir parçayı ve kan izlerini de bulduk ama ...". 
E.M: "Belki başka mağazaların kamera kayıtları vardır, çevrede detaylı bir inceleme yapın derhal biz bir açıklama yapmadan".
Memur: "Başüstüne müdürüm"

..........

O gün orda hırpani kılıklı adamın elinden caddeye uçan son öyküde, bir trafik kazasıyla hayatını yitiren genç kız ve yaşasa ilerde sevgilisi olacakken, ona bilmeden çarpan   genç adamın hikayesi vardı. Kader bu defa, bu hayattan bıkmış ve çoktan kaybettiği sevdiklerinin yanına gitmek için gün sayan hırpani kılıklı adamın öyküsünü, bu trajik öyküyle birleştirmişti. Bu hikaye de, dilden dile dolaşarak, etkileyici bir şehir efsanesi haline geldi.




SON





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: kullanılan gif google görsellerden alıntıdır.



13 Mart 2017 Pazartesi

atıl aşklar-4 (*)










Kaldırımda oturan adam, gecenin soğuğuna çiğ damlaları da eklenince cebinden beresini çıkardı ve başına geçirdi. Konteynırda bulduğu bu hazineyi okudukça çok derinlere sakladığı, hatta içinden yıllar önce attığını sandığı duyguları yavaş yavaş hissetmeye başladı. Ellerinin titremesi, bedeninde ılık bir şeyler hissetmesi, eski bir bağımlı gibi yeniden iştahını kabartıyordu. Elini yine yığına daldırdı ve aldığı gibi okumaya başladı. 

1940 lı yıllarda Yugoslavya' da yaşayan 9 çocuklu bir ailenin hayatı yavaş yavaş değişime ve almak zorunda kalacakları büyük bir karara doğru gitmektedir. Ülkeyi birleştiren lider ölmüştür ve halklar arasında kötülük tohumları hızla büyümektedir. 

Tüm bu olaylar esnasında, aynı mahallede yaşayan ve o zamanın şartlarına göre sadece kaçamak bakışmalarla iki genç arasında heyecanlı günler başlar. İkisi de komşu çocuklarıdır. Delikanlı kızın güzelliğine ve iyilik dolu kalbine  aşık olur. Kızın ise; babasının sertliğinden sonra, güldüğünde yüzü aydınlanan bir erkeğin bakışlarıyla kalbi ısınmıştır.

Birbirlerini görebilecekleri her anı değerlendirmeye çaba gösterirler. Çarşıya, babasının dükkanına bir şey götürüleceğinde kız hiç lafı ikiletmeden götürür, komşu evlerden bir şey alınacaksa, bir düğüne gidilecekse, kardeşi gezdirilecekse, kapı önüne sarkmış dallar kesilecekse, her konuda görevi üstüne almaya hazırdır. Tüm bunların sonucunda da ödülü kalbine, ruhuna iyi gelen genç adamı görmek olacaktır. 

Genç adam ise, kimseye sezdirmeden onların kapı ve camlarını gözetler olmuştur. Bazen akşamüstleri mahallenin çocuklarını kapı önüne toplayıp, akordiyonunu çalıp onları eğlendirir. Tek amacı genç kızın da kapı önüne çıkıp eşlik etmesidir. Genç kız da müziği duyduğu anda hazırdır, yüreği ağzında ürkek, belirir kapı önünde. Göze batmamak için arkadaşlarını da çağırır, kalabalık oluştururlar. O anda birbirlerinin gözüne bakarak şarkı söylemek, onlar için dünyanın tek saadetidir. 

Onların bir yudumluk saadeti yakında sona erecektir. Zira kızın babası, çarşıdaki işyerinde ülkede yaşanan kargaşadan nasibini almakta ve gün geçtikçe zabitler herşeyi bahane ederek dükkanını basmakta, herhangi bir şey bulamayınca da gözdağı vermektedir. İstanbul' daki akrabalarına ulaşmış ve yaşadıkları durumdan bahsedip bir akıl istemiştir. Akşam karısına da durumu açar ve alabilecekleri en önemli eşyalarla bir an önce gitme planlarından bahseder. Geçen gece bir komşularının evine nedensiz baskın yapılmış, her yer hallaç pamuğu gibi atıldıktan sonra da, yanlış ihbar deyip, gülümseyerek özür dilemiştir zabitler. Yönetimin bezdirme politikaları, inatçı halk tarafından bertaraf edilse de, günün birinde silahların konuşacağı, her türlü çirkefliğin yapılabileceği bir ortamda ailesini ne kadar koruyabileceğini kara kara düşünen anne baba sonunda göç etmeye karar verirler. Çocuklara en son gün söylenecektir durum çünkü ağızlarından bu bilgiyi kaçırma ihtimali onların sonu olacaktır.

Yola çıkmadan 2 gün önce genç kızla delikanlı bahçede karşılaşırlar. Gözleri milim kıpırdamadan birbirlerine mühürlü dururlarken, uzaktan gelen kadınların sesleri onları kendilerine getirir ve oğlan hemen cebinden bir kağıt parçası ve incecik tel biçiminde bir yüzük sıkıştırıverir genç kızın eline. Sonra duvarın arkasında kaybolur. 

Genç kız avucundakileri kalbine bastırır, yanakları kızarır. Şu dünyanın tüm kötülükleri bir anda o bahçede yok olmuştur. Hemen eve gelir ve kimsenin görmeyeceği bir yerde kağıttakileri okur. Notta, onu çok sevdiğinden ve onunla evleneceğinden bahsetmektedir. Hemen elindeki yüzüğü bir ipliğe geçirir ve kolye gibi boynuna takar, kimse görmesin diye de elbisesinin içine saklar. 

Gece rüyasında düğününü görür, çok mesuttur. Sabah da yüzünde gülümsemeyle kalkar. Evdeki telaşı farketse de önemsemez. Annesi ondan bazı eşyaları toplamak için yardım ister. Ertesi gün annesi, onu karşısına alıp durumdan bahseder. Kız yıkılmıştır. Gözlerinden yağmur gibi yaşlar dökülür. O aşkı için ağlarken, anne de doğdukları  yaşadıkları yerleri terkederek meçhule gidişlerine gözyaşı dökmektedir. Gecenin ortasında sessizce yola çıkacaklarını, kimseye söylememesini, kardeşlerini de hazırlamasını söyler annesi. Genç kız ise sevdiğine bir haber iletmenin derdine düşmüştür. Sokağı, bahçeyi dolanır ama onu göremez. Çaresiz bahçedeki ağaca boynundaki tülbenti bağlar.

Gece yarısı herkes uykudayken yola koyulurlar. O güzelim evlerini, ağaçlarını tek tek diktikleri bahçelerini, besledikleri hayvanlarını, can ciğer komşularını, memleketin havasını, suyunu herşeyi geride bırakırlar. Yağan yağmur gibi, genç kızın da yol boyunca gözünün yaşı dinmez. Yeni bir hayat, onun için kocaman bir kalp ağrısından başka bir şey değildir artık. Yüreği yaralıdır ama bu konuda tek söz edemez. 

Üstünden yıllar geçip çoluk çocuğa karışsa da, hüzün kalbinden gözlerine, pencere kenarından sokağı gözetleyen kafesteki kuş gibi yerleşir ve yağmurlu göç gecesinden geriye kalan bu şarkıda sevdiceğini hatırlayıp, hala sessizce ağlar.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: kullanılan gif google görsellerden alıntıdır.
       (*) tekrar yayındır.


12 Mart 2017 Pazar

Neden blog yazıyorum?




Blog Tecrübem sayfası için (TIK)



Aslında daha öncesi de var ama blog tutmaya başlama yılım, burda görüldüğü üzere 2008 şubat olarak kayıtlı. Yazmaya aşık herkes gibi, benim hikayem de.

Ortaokuldan itibaren -Orhan Veli' den esinlenme ile- şiir yazıyordum. Daha sonra Özdemir Asaf' ı keşfedince, işin felsefe boyutunu farkettim. Gittikçe farklılaşıyordu şiirlerim. Daha demini alıyor, olgunlaşıyor ve farkedilebiliyordu.

Bir arkadaşım, bunların mutlaka kitap haline gelmesi konusunda ısrar ediyordu. Bir iki ön araştırma yapmış ve yayınevlerinin -söz meclisten dışarı- bir kurt kapanı olduğunu, çok iyilerinin ise burnundan kıl aldırmadığını bizzat gözlemlemiştim. Oysa benim tek istediğim, bu şiirleri insanlarla paylaşmaktı. En sonunda tanıdığım bir matbaa sahibi ile herşeyi cebimden ödemek şartıyla anlaştım. Kapak tasarımını ve dizgi işlerini iki yakın arkadaşım hazırlamış, bana da şiirlerin sırasını ve kitabın ismini belirlemek kalmıştı.

Dizelerimin uğrunda koşturduğum bu mecrada, satışını da kendim bizzat sevdiğim kitabevlerine gidip, konsinye bırakarak yapıyordum. Sonuçta para kazanma amacı güdülmediği için daha bir değerli olmuştu sanki kitap.

Geçen zamanla şiirler arttı. İkinci kitap beklentisine giren arkadaşlarıma bir blogda herşeyi toparlayacağımı söylediğimden bu yana -sanırım 2003 dü- epey zaman geçti. Blog maceram böyle başladı ve artık sadece şiir değil, öykü, anı, gezi, fotoğraf, arada yemek tarifi bile yayınlıyorum. :)

Peki bu yazı nerden çıktı? En üstte bloğunu fotoğrafladığım, Blog Tecrübem' in yayınında sorduğu sorudan.

Blog dünyasında yardımlaşmak, birbirini haberdar etmek, hatta ve hatta bir araya gelmek bildik şeylerdi. O zamanlar kalabalık bir grup iken, yavaş yavaş suskunluklar oldu, yeni sosyal medya araçlarına kapılanlar, kapısına kilidi vurup gidenler ve anahtarı da denize atanlar... 

Bir süre ara verdikten sonra tekrar döndüğüm bu mecrada unuttuğum, takıldığım, korktuğum konularda yardımını esirgemeyen Blog Tecrübem' i tanımaktan çok mutluyum. Blog ve bloğu oluşturan kodlarla ilgili her tür detay ve ipucuna yer veren, sorulara cevaplarıyla blog yardımlaşma ruhunu çok iyi yansıtan biri kendisi. Sizlere de bu vesile ile tanıtmak istedim.






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.




atıl aşklar-3 (*)










Hırpani kılıklı adam, kendi hayatından oldukça uzak olan tüm bu kavramlarla beraber, kalbinde yeniden bir şeyler hissetmeye başladı. Çok uzun zamandır en diplere gömdüğü hissiyatla birlikte, yaşadığı hayattan çıkıp bambaşka bir hayatın kapısından içeriye girmişti. Yeniden hissetmemekte kararlıydı. Silkelendi ve gecenin soğuğuna aldırmadan, önündeki yığına rasgele elini daldırdı.

1970 li yılların sonuna doğruydu. Bir aile, şehre yakın sayfiye yerinde yazlık ev kiralamış, ailecek yazın keyfini çıkarmaktaydılar. Ailenin küçük kızı, her fırsatta mendirekten denize girmeye gidiyordu. Sevimli ve gelişmekte olan bir kızdı. Yüzünde masumiyet, yüreğinde ve davranışlarında samimiyet vardı. Çabucak kendine yeni arkadaşlar edindi. İki sene sonra üniversite sınavına girecekti, büyük hayalleri vardı. 

Karşı apartmandan bir arkadaşı onu epey kalabalık bir grupla tanıştırdı. Hemen kaynaştı onlarla. O yaz tavlayı öğrendi ve bu konudaki başarılarını sergilemeye başladı. Bu arkadaş grubunun içinde, üniversitede okuyan biri ilgisini çekmişti. Onu her gördüğünde heyecanlandığını farketti. Bir gün genç adam, kızla sohbet edip, ona sorular sordu. Neler yaptığı, hangi okulda okuduğu, üniversitede ne okumak istediğiyle ilgili bir sürü sorular. Kızın kalbi, ağzından çıkacak gibiydi ve her soruya cevap vermeye çalışıyordu. 

Ona bazı yazarların kitaplarını tavsiye etti. Kız o kitap listesini özenle sakladı. Ve şehre gittiği ilk fırsatta o kitapların hepsini edindi. Farketti ki, kalbi ona aşık. Oysa onun bundan haberi bile yoktu. Genç adamın ailevi sorunları vardı. Anne babası ayrıydı ve çocukluğundan beri tatsız zamanlar geçirmiş, gençliğine de sinirli bir hal olarak yansımıştı bu durum. Çok fazla konuşkan biri olmamasına rağmen genç adamın o gün nasıl olup da onunla sohbet ettiğini yıllar sonra bile düşünmüştü kız. 

Bir gün topluca diskoya gitmeye karar verdiler. Ailesi kızı yalnız göndermeyecekleri için yanına ablası ve onun nişanlısı da katıldı. Sitenin önünde epey kalabalık bir grup toplanıp, 4 km uzaktaki diskoya gitmek üzere araçlara bindiler. Kız, müziğin ve dansın onları yakınlaştıracağını hayal ediyordu. Gece boyunca çok eğlendiler ama o, hep onun gelip kendisini dansa kaldırmasını bekledi ve nihayet beklenen oldu. İnanamıyordu kız, yüreği vücuduna sığmıyor, nefes almakta zorlanıyordu. 

Ne zamandır beklediği andı bu. Onun kollarındaydı, arada gözlerine bakmaya çalışıyor ama utanıp kaçırıyordu, yüzünden bütün duygularını anlamasın diye. Dans ettikleri parçayı hafızasına kazıdı. "Nights in white satin". Kendini şarkıdaki gibi beyaz saten gecede hissetti, onun kollarında uçuyor gibiydi. 

Gece bitti ama genç adam alkolü fazla kaçırmıştı ve davranışları biraz kontrolsüzleşmişti. Dönüş için araçlara bindiler. Genç adam, kızın oturduğu koltuğun hemen arkasına yerleşti. Onun orda olduğunu bilmek kızı daha da heyecanlandırdı. Bir ara saçlarında gezinen bir el hissetti ama hiç ses etmedi. "Onun da kalbi benim için atıyor mu acaba?" diye düşündü o gece sabaha kadar kız. Ertesi gün onu göremedi ama diğer arkadaşlardan alkol yüzünden zor bir gece geçirdiğini öğrendi. 

Sonraki günlerde onu görebilmek için çırpındı. Yaz bitiyordu. Herkes yavaş yavaş yazlık evleri kapatıp dönme telaşına girmişti. Onu son bir kez daha gördü kız ama oldukça ilgisiz davrandı, o gece hiç yaşanmamış gibiydi. Kendisinin hissettiği duyguların birazını hissetseydi, şehre dönmeden ona yakınlığını belli ederdi diye düşündü kız. O geceye ait yaşadıklarının, sadece alkol zafiyeti olduğunu anlaması için hayatında bir kaç tecrübe edinmesi gerekecekti. 

Yaz bitti, herkes normal yaşantısına döndü. Kız ise bu platonik aşkı 2 sene daha içinde burgu gibi taşıdı.





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: kullanılan gif google görsellerden alıntıdır.
       (*) tekrar yayındır.
 


11 Mart 2017 Cumartesi

atıl aşklar-2 (*)








Adam bağdaş kurduğu kaldırımda iç geçirdi ve elini yeniden önündeki yığına uzattı. Bu sefer 1990 lı yıllardan yaşanmamış bir aşk geçti eline. Erkekle kadın aynı şirkette çalışmaktadır. İkisi de evlidir. Kadının evliliği, çocuktan sonra kopma raddesine gelmiştir. Aralarında hiç bir sevgi kırıntısı olmadan, yıllardır aynı evde yaşamayı sürdürmektedirler mecburiyetten. Erkek ise yeni evlenmiştir ama evlilik öncesinde aileler arasında, son derece yıpratıcı ilişkiler yaşanmıştır. Gizli bir kızgınlığı sürdürmektedirler birbirlerine farkında olmadan.

Tam bu esnada kadınla erkek, şirket için çok önemli bir projede birlikte çalışacaklardır. Daha önce birbirlerini tanıdıkları halde, ilk yanyana gelişlerinde müthiş bir elektriklenme hissederler. Gittikçe birbirlerine duygularını hissettirerek yakınlaşırlar. Çalışma saatlerini mesai dışına çıkartarak daha fazla birlikte zaman geçirmeye, sohbet etmeye başlarlar.

Kadın uzun zamandır biriyle bu kadar sıcak bir sohbeti paylaşmadığını farkeder. Erkek de, bir kadının ilgisini ne kadar özlediğini. Akşamları ne kadar geç gidiyorlarsa, sabah da o kadar erken çıkmaya başlarlar evlerinden. Heyecanları, yaptıkları işe de yansır ve proje müthiş başarı sağlar. Şirket onları ödüllendirmek için haftasonu tatili verir aileleriyle birlikte. İkisi de hafta sonu tatilini birlikte geçirmek istemekte ama birbirlerine itiraf edememektedir. 

Kadın, bu aşamada evlilik bağının kalbini bağlayamadığını görmekte ama erkeğe bir adım attığında yükü taşıyıp taşımayacağının muhasebesini yapmaktadır. Erkek ise bunca zamandır birlikte olduğu kişiyle bir imza atarak, ilişkiyi bu denli yıpratmasının hayal kırıklığı içinde, yorulan ruhunun sevgiye ne denli muhtaç olduğunu düşünmektedir. Yapılacak tek şey vardır, hayatlarının tatsız gittiği şu günlerde, kendilerine bu ödülü vermek kaçınılmazdır. 

İşyerinde öğlen yemeğindeyken, ailelerinin bu tatile gelemeyeceğini söylediklerinde, artık kendilerini neyin beklediğinin farkındadırlar. 

Hafta sonu geldiğinde yüreklerindeki çarpıntı artmıştır. Kaldıkları otel, onların farklı bir bedene, farklı bir sevgiye uzanışlarının başlangıcı olacaktır. Tek kelime etmeden   birbirlerine gözleriyle aşkı vaad ederler. Yemek arasında,  bedenlerini dans müziğine bırakıp, yakınlaşırlar. Erkek kadının kulağına yaklaştırdığı dudaklarından sıcak nefesini üfleyerek, "Bu anı hayal ettim uzun zamandır" der. Kadın iç geçirir ve "Tıpkı benim gibi" diyerek, erkeğin gözlerine mühürler bakışlarını. Herşey içiçe geçmiştir artık ve hazırdır tek bedende yanmaya bu iki yürek.

O esnada garson yanlarına yaklaşır ve "Hanımefendi telefonunuz var" deyip bir rüyayı sonlandırır. Zorla uyandırılmış gibi şaşkınlıkla bakar kadın. Garson ona yol göstermektedir. Beraberce telefonun yanına giderler. 

Telefon evden gelmektedir. Çocuğun gece boyunca ateşi düşürülememiş ve hastahaneye kaldırılmıştır. Kendisini dişi bir kadın hissettiği rüyanın içindeyken, aniden annelik vasfıyla yüzleşince dengesini kaybeden kadın, hemen dönmek için eşyalarını toplar ve yola çıkarlar. Yolculuk boyunca hiç konuşmazlar. İkisi de yaşanan bu olayın, kendilerini girecekleri yanlış yoldan döndürmek için bir uyarı olduğuna çoktan inandırmışlardır. 

O akşam orda veda ederler ve ondan sonra aynı şirkette olmalarına rağmen karşılaşmamaya özen gösterirler.










{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar ve gif google görsellerden alıntıdır.​
       (*) tekrar yayındır.

10 Mart 2017 Cuma

atıl aşklar (*)











Hırpani kılıklı adam, çöp konteynırının kapağını kaldırdı, kafasını uzatıp işe yarar birşeyler olup olmadığına bakarken, bir şey farketti. Elindeki sopa ile şöyle bir karıştırınca şaşkınlıkla "Ne kadar çok yaşanmamış aşk var burda" dedi. Konteynırın içindekileri sopasını kullanarak tek tek kaldırıma çıkardı. Bağdaş kurup sırayla incelemeye başladı.

1982 tarihli bir yaşanmamış aşktı ilk eline aldığı. İki farklı şehirden öğrenim için gelen, aynı şehirde ve aynı okulda karşılaşan iki gencin hikayesiydi bu. 

Erkek ikinci, kız ise birinci sınıftadır, birbirlerini ilk gördüklerinde etkilenirler. Kız tecrübesizdir, erkek ise çekingen. Kızın ev arkadaşı ile erkek aynı şehirden eski arkadaştırlar. Kız, onunla sohbetlerinde erkek hakkında bilgi almaya çalışır. Ev arkadaşı ise kıza, erkeği kötülemese de bu konuda destek vermez. 

Yine de aralarındaki çekim hiç azalmaz. Okul kantininde çekilen bütün fotoğraflarda hep yanyanadırlar. Bir seferinde kızla erkek, birlikte şehirdeki bir pastahaneye giderler. Erkek tam kıza açılacakken okuldan bir arkadaşları pastahaneden içeri girip, hiç teklifsiz onların masasına oturur. Akşam olunca evlere dağılırlar, kızla erkek içlerinde bir umutla.

Derken bir haber duyulur okulda. Okul dekanlığı, girdikleri bölüme göre okul öğrencilerinin ikiye ayrılacaklarını,  isteyenlerin bu şehirdeki bölüme transfer olacaklarını, isteyenlerin de farklı şehirdeki kampüse gideceklerini bildirir, en geç iki hafta içinde kararlarını vermek zorunda olduklarını da ekleyerek.

Herkes için zor bir süreç başlamıştır. Yurtta ya da bir evde arkadaşlarıyla kalanlar tüm düzenlerini yeniden bozmak, taşınmak, bambaşka bir şehir ve kampüse yollanmak zorunda kalacakları için tedirgin, arkadaşlarından ayrılacakları için daha da üzgündürler. Erkek, bölümünden dolayı gitmekle, kalmak arasında epey bocalar. Sonunda kendi bölümüyle ilgili daha geniş ufuklar açacağını düşündüğü okula gitmekte karar kılar. 




Veda zamanı tüm arkadaşları gibi kız son derece üzgündür, erkek gülümseyerek içindeki acıyı kalbine gömmeye ve her fırsatta geleceğini söyleyerek onları rahatlatmaya çalışır ve gider. Bir aşk, yaşanmadan öylece kenara bırakılmıştır.







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar ​ve gif google görsellerden alıntıdır.​
      (*) tekrar yayındır.

9 Mart 2017 Perşembe

diren/me (*)










Şüphesiz hayat yine bir şeyler sunacaktı ona, her zaman olduğu gibi. Ama bu sefer iyi bir şeyler olacaktı, hissediyordu. Günlerdir kafasının içinde bir ipin iki farklı ucundan minik fareler, çekiştirip duruyorlardı düşüncelerini. Sırf bu yüzden dudağının kenarında hemen uçuk çıkmıştı. Korkuyordu, korkusu dışarı vurmuştu. Yine de bu iyi bir şeydi. Yani bir şeylerin dışarı vurması, ya içinde birikse, dağ gibi olsa ve bir gün ansızın belirsiz bir yerde patlasa bomba daha kötü olurdu, bunu biliyordu. 

Bir kapı açıldığında, hatta o kapı açılmadan önce hissettiklerine bakıyordu hep. Hangisi beni seçecek, hangisi huzurlu diye. Elbet minik esintiyle başlayan rüzgar onu bir yere savuracak ve bundan sonra kaderinin devam edeceği alana yavaşça bırakacaktı.

Tek yapması gereken direnmemekti. Bunca zaman boyunca öğrendiği şey buydu.







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: kullanılan gif google görsellerden alıntıdır.
       (*) tekrar yayındır.


6 Mart 2017 Pazartesi

telepati (*)












"Kahretsin, şu telefon yan çizecek zamanı buldu!"

-Ne dedin?

"Kahretsin dedim... telefonun ses düğmesi bozuldu"

-Eeee?

"Biri aradığında sesi az duyuyorum."

-Ne yapmayı düşünüyorsun?

"Garantisi bitmiş, servisi nerde onu araştırıyorum."

-İyi işte.. bir adım atmışsın. Hem düşünsene bundan 25 sene önce telefon mu vardı. 

"Haklısın.. nasıl bu kadar öncesi varmış gibi hayatımıza girdi bilemiyorum"

-Hıh.. dayatmalar hep bunlar.. şu telefon olmasa da olur.."

"Sahi sen bu düzen içinde nasıl telefon kullanmadan yaşıyorsun?"

-Algılarımı açık tutarak..

"Nasıl? Üçüncü gözün falan mı çıktı?"

-Dalga geçme, adam gibi dinleyeceksen dinle..

"Afedersin.. dinliyorum"

-Daha önceleri insanlar birbirlerini dinliyorlardı. Sözler; havada kalan ve bir rüzgar esintisiyle dağılan bir şey değildi. Kulak verilirdi herşeye. İnsanların görüşmeleri, buluşmaları telefonla olmazdı ki. Diyelim bir tanıdığına uğramak istiyorsun, çıkardın evden ve giderdin, kapıyı çalardın ki genellikle kapı açılırdı. Kadınlar o zamanlar hep evdeydi. Başka bir görüşme için orada karar verilir, ayrılınırdı. Kapı ya da mahalle komşuları için sıkıntı yoktu. Çünkü evdeki ufaklıklar önden gönderilir, bir manileri yoksa misafir geleceğini iletirlerdi. 

Arkadaşlar bir sonraki toplantıyı, o görüşme içerisinde kararlaştırırdı. O saat ve gün belirlenen yerde beklerdi insanlar. O zamanlardan bu zamanlara geldik, göyya herkesin elinde şahsa özel iletişim aracı.. ama acaba kim gerçekten dinliyor birbirini. Ben kaç kez yanlış iletişim yüzünden sancılı görüşmelere şahit oldum. Değil dakika, saat gecikmesiyle randevulara gelenler, bir de gelmeyenler bile var.

"Yani eskiden bu yok muydu diyorsun?"

-Hayatın her döneminde eksik insanlar vardır elbet.

"Eksik?"

-Bilgi eksiği, davranış eksiği, görgü eksiği, saygı eksiği... daha sayabilirsin. Ama şimdi sürekli kulakta taşınan bu aletler yüzünden beyin hücreleri de eksiliyor ve herşeyi unutan insancıklar dolaşıyor etrafta.

"Peki napıyorsun? Yani birini özlediğinde görmek istediğinde atlayıp evine mi gidiyorsun?"

-Eğer sokağa çıkmışsam elbette ya işyerine ya da evine uğrarım. İkisinde de bulamazsam mutlaka bir kağıda not yazar bırakırım. 

"Varsayalım bıraktığın not eline ulaşmadı.."

-Telepati diye bir şey duydun mu? Oturur onu çağırırım..

"Eee gelir mi yani?"

-Ben çok kez denedim.. sonuç başarılı.. denemesi bedava. Gücümüzü kullanmak tamamen bizim elimizde evlat.

O sırada kapı çalar, kapıyı açar. Uzun zamandır görmediği ve aramayı planladığı arkadaşı gülümseyerek ona bakmaktadır.

-"Sanki beni çağırdın gibi hissettim.. o yüzden geçerken mutlaka sana uğramak istedim. Nasılsın?" diye sorduğunda, şaşkınlıktan dona kalır.











{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: gif google görsellerden alıntıdır.
       *tekrar yayın


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...