İstasyona tüm heybetiyle yanaşmış trene bindi. Yanına hiç bir şey almamıştı. Aslında bu yolculuğu da planlamamıştı. Sabah evde ağzına birkaç parça meyva attıktan sonra, pencereden havaya şöyle bir bakmış ve sanki biri dışardan çağırıyormuş gibi çantasını, ceketini alarak kapıyı çarpıp çıkmıştı.
Biraz yürüdükten sonra da kendini istasyonda bulmuştu işte. Gişedeki memurun söylediklerini duymadan, başını evet anlamında salladı ve biletini aldı. Nereye gittiği önemli değildi ki, sadece gitmek istiyordu. Kompartımanın penceresinden boş boş bakmak, herhangi bir detayı görmeden, akıp giden görüntülerde kaybolmaktı niyeti.
Tren, rayların üstünde hızla kayıp giderken o da kararan havanın hediyeleri olan nokta nokta ışıkların içinde yüzüyordu.
|)__)
-”-”-
not: yazıda kullanılan gifler buradan alıntıdır.