Bir türlü konuşmaya başlayamayan, kekeleyip duraksayan sesiyle "Merhaba Öykü, ben seni görebilir miyim?" dedi Nazlı. "Yarın sabah erkenden gelecektim zaten. Bekleyemeyeceksen tamam görüşelim." Ahizeden gelen sesin tonu aceleci ve sabırsızdı. "Evet evet görüşelim."
"Tamam, ben karşıya geleyim o zaman." "Yok, ben kadıköye geliyorum, seninle beraber döneriz." "Tamam peki"
Dışarıda yağmur ve fırtına vardı, Nazlı arabayı kullanacak pozisyonda değildi ki, vapurla geçeceğini söylemişti. Öykü, zorlu bir gece olacağını hissederek yanına bir iki eşyasını aldı ve o da hemen evden çıktı. Vapur iskelesinde buluştuklarında, Nazlı' nın üstünde incecik bir monttan başka birşey olmadığını gördü. Sarıldılar, "Bir çay içelim mi?" dedi Nazlı ve hemen yakındaki kafeye yürüdüler hızlı hızlı.
İçerinin sıcak havası ikisine de iyi gelmişti, tokat gibi yedikleri rüzgardan sonra. Sipariş ettikleri çay masaya geldiğinde Öykü, Nazlı' ya farkettirmeden onu incelemeye aldı. Bu yaptığının bir sebebi vardı. Zira Nazlı bipolar hastasıydı, zaman zaman atak geçiriyor, hastahaneye yatırılmasına gerek duyulacak endişe ve takıntıları oluyordu. Üstelik daha önceki ataklar, kendini eve kapattığından, kapıların kırılması ve evin içine iri kıyım hastabakıcıların ellerinde epey güçlü sakinleştiricilerin olduğu iğnelerle dalmasıyla son bulmuştu hep. Sakinleştiği ve kendinde olduğu dönemlerde konuştuklarında, bu yaşadığı sahnelerin beyninde çok iz bıraktığını, kendini çok kötü hissettiğini anlatmıştı Nazlı.
(devamı var)
{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-
not: fotoğraf buradan alıntıdır.