31 Mart 2017 Cuma

Beklenmedik




Penceredeki perde hafiften kımıldadı önce, sonra açısı biraz daha genişledi, bir kuşun kanatlanıvermesi gibi iyice havalandı. Odayı dolduran serinlik üşümesine neden oldu. Ürperen kollarını sıvazlayarak kalktı, pencereyi kapattıktan sonra odasına gidip, giysi dolabından bir şal aldı, sarındı.

"Hazır ayaktayken, bir de çay suyu koyayım" deyip, mutfağa doğru yürüdü. Işığı açmadan önce mutfak penceresinde bir karaltı görür gibi oldu. Eli, ışığı açmak için hareketlendiğinde, karaltı da birden yok oldu. Ama bu korkulu heyecan, onun sandalyeye yığılmasına yetti. Sakinleştikten sonra "niye abarttım ki şimdi?" dedi zoraki gülümseyerek. 

Annesi öleli 3 sene olmuştu. Yalnızlığa gün geçtikçe alışıyor ama özlem dinmiyordu bir türlü. Yalnızlığın ilk zamanlarını hatırlayınca ürperdi. Evde bir ses olmasına o kadar alışmıştı ki, birden derin bir sessiz kuyu içine düşmüş gibi hissetmiş, evin tüm odalarına düşük volümde çalan radyolar yerleştirmişti. Bu huyundan bir yıl sonra vazgeçmiş ve sonunda alışıvermişti işte. Hatta sonrasında duvar saatinin tiktak sesi sinirini bozduğundan bir antikacıya üç kuruşa satıvermişti.

"İnsan nelere alışmıyor ki" deyip, annesinden önce kaybettiği bir sürü insanı hatırladı. O ve üç kardeşi küçükken, erken veda eden babasını, oğullarının gidişine dayanamayıp beş gün arayla vefat eden büyükbaba ve büyükannesini, maceracı teyzesinin eşiyle birlikte çıktığı yarı dünya turunda teknelerinin fırtınada batışını ve kurtulamayışlarını, en yakın arkadaşını kanserden, amcasını başka bir ülkedeyken meydana gelen depremin ardından oluşan tsunami felaketinde, en küçük kardeşini diploma kutlamasından dönerken trafik kazasında kaybedişini hatırlayınca bu sefer içi acıdan ürperdi ve battaniyeyi oturduğu yerde üstüne aldı. Ocağa koyduğu çaydanlıktan kaynama sesleri geliyordu. "Evet sıcak bir çay çok iyi gelecek" dedi ve mutfağa yürüdü. 

Kapıdan girdiğinde pencereye gözü takıldı. Son anda yine bir hareket olduğunu farketti bahçe tarafında. Işığı açmadan pencere önüne gitti ve tüm bahçeyi taradı gözüyle. Endişesi artmaya başladı. "Şimdi çayla uğraşamayacağım" deyip ocağı kapattı ve salonda duran telefonu eline alıp numaraları çevirmeye başladı.

Tam o esnada kapı çaldı. Endişeli bir şekilde "kim o?" diye seslendi. 

Gelen, bir sokak arkada oturan komşusuydu. Evinin önünden geçerken birinin kapıda olduğunu görüp ilgilenmiş ve nasıl yardımcı olacağını sormuş. "Tuhaf görünüşlü bir adamdı" diyerek, kendisine iletmek üzere verdiği zarfı uzattı.

Teşekkür edip kapıyı kapattı ve elindeki zarfa merakla bakarak yürüdü. Zarfı açtığında içinden tek satır yazılı bir kağıt çıktı. 

"Benden korkma, ben seninleyim."

Öylece kalakaldı. Geçen gün mutfak camından gördüğü karaltı mıydı acaba bu notu gönderen? Benden korkma dediğine göre öyle olması muhtemel. Ama korkulacak bir yanı yoksa neden karanlıkta camlardan içeri bakıyor? Nasıl bir iyiniyet saklı olabilir bu davranışında?

Sorular arka arkaya sıralanıyordu. Derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. En azından onu korkutan durumun ne olduğu ortaya çıkmıştı ve korkmamasını söylüyordu. Bekleyip görecekti, başka çaresi yoktu. Herhalde bu nottan sonra karşısına çıkıp, ne istediğini söyleyecekti ona. Kim olduğunu çok merak ediyordu. Gerilmiş, meraklanmış ama bir o kadar da rahatlamıştı. Şimdi gerçekten bir fincan çay iyi gelecekti ona. Kalktı mutfağa gitti, ışığı yaktı ve küçük yemek masasında oturan adamı farketti. Bir çığlık attı, o esnada adam "lütfen korkma" dedi güçlü bir sesle. Kalbi deli gibi atıyordu. Biraz önce salonda gevşemiş olan bedeni, bıraksalar tespih böceği gibi kıvrılıp kapanacak duruma gelmişti.

Adam oldukça sevecen bakıyordu ve "lütfen korkma" demeyi sürdürüyordu. Elini kalbine koydu, nefesini düzenlemeye çalışırken "kimsiniz siz?" diyebildi yavaşça. "Ben sen' im, iç sesinim, endişelerinim, korkularınım" dedi. "Buna inanmamı güçleştiren durumun farkında mısınız?" diyebildi.
"Bu durum hangi koşulda kabul edilebilir olurdu ki sizce?"
"Hiç bir koşulda"
Adam, gördünüz mü haklıyım der gibi yüzünde hafif bir gülümsemeyle baktı, "Amacımın sizi korkutmak olmadığını anladınız biraz önce salondayken, anlaşılabilir, kabul edilebilir, algılanabilir -her neyse- bir durum olmadığının farkındayım ancak son zamanlarda sanki gelmemi istediniz diye algıladım."
"Nasıl? Nasıl istedim?"
"Sanki kendi kabuğunuza çekildiniz, hayat size beklediğiniz hiç bir şeyi vermemiş ve siz ona kırılmışsınız gibi bir el etek çekme durumu oluştu gözlemlediğim."
Kadın küçümseyici bir bakışla, "O zaman yaşadıklarımı size anlatmama gerek yok, nasılsa her şeyi biliyorsunuz. Her bir acıyı tek tek!" dedi.
"Elbette, unutmayın herkese taşıyabileceği kadar yük verilir. Yaşamdaki hangi acı, bir diğerinden daha az olabilir ki? Herkes yaşadığı acı etrafında yoğunlaşır, merkezi o olur ve müsade edilirse, bir süre sonra ele geçirir kişiyi. Merkez siz olmadınız hiç bir zaman, etrafınızda örgülendi herşey ve siz de izin verdiniz."
"Ne söylüyorsunuz? Nerdeyse bütün bunları ben yarattım diyeceksiniz?!" diye haykırdı kadın.
"Sadece, siz gerçek bir duygu, size ait bir acı yaşamadınız bugüne kadar diyorum"
"Yaşadıklarımın hiçe sayılması onurumu kırıyor ve kızdırıyor beni hatta. Ne söylemek istiyorsunuz? Söyleyin dolandırmayın lafı !"
"Kalbiniz diyorum, aşk diyorum. Merkezi siz olan bir durum diyorum."
"Gecenin bu vakti benim duygusal durumum ile ilgili konuşmak için geldiğinize inanamıyorum."
"İnanın"
"Neden peki?"
"Çünkü bir süredir dediğim gibi görünmez olmayı seçtiniz, kabuğunuz olsa nerdeyse onun içine kaçacaksınız."
"Ne olmasını istiyorsunuz?"
"Sizi biraz hareketlendireceğiz. Yarın sabahtan itibaren hayatınıza bir renk gelecek."
"Ne diyorsunuz?"
"Kalbinizin nasıl çalıştığını öğreneceksiniz. Diğer uzuvlarınız işlevlerini yaptılar ama pas tutmak üzere olan bir kalbiniz var ve yaşamınız sona ermeden mutlaka bu eksik kalan noktaya da dokunacağız."
"Yani durduk yerde bir aşk mı yaşayacağım, güldürmeyin beni"
"Bana sakın yaştan dem vurmayın ! Bu kalp her yaş için yaratıldı hanımefendi."

Kadın yüzünde alaycı gülümseyişle, bu deli saçması konuşmaların son bulmasını isteyen bir el hareketiyle yerinden kalkmaktayken, adam ayağa kalkıp sanki eliyle tepeden bastırıyormuş gibi tekrar oturmasını sağladı.
"Siz.."
"Hanımefendi şimdi beni dinlemek zorundasınız!. Siz, üstünüze ölü toprağı serperek bir şeyleri çağırıyor olabilirsiniz ama ne yazık ki sizin sıranız gelmedi öbür dünya için. Bu yüzden duruma el koyduk ve yarından itibaren hayatınızda epey bir şey değişime uğrayacak. Bu akşam son kez emanet acılarınızla konuşun, vedalaşın. Bundan sonra herşey size ait olacak ve etrafınızda gelişecek."

Kadın hayretle adama bakarken o, "Çok iyi gizlemişsiniz ama siz güzel bir kadınsınız, şimdi bunu görecek birileri olacak sadece. Güzel şeyler yaşamak hakkınız." deyip göz kırptı ve mutfak kapısından bahçeye yürüyüp kayboldu.









{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-






not: kullanılan gif Google görsellerden alıntıdır.



29 Mart 2017 Çarşamba

Bir gezi









Selçuk' a doğru yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Hava yağmurlu olacağını, bulutlarla ve rüzgarla ilan ediyor ama biz de bu yoldan dönmeyeceğimizi.

Meryem Ana ve Efes antik şehrine giden yolda değişikliler yapılmış. (Buraya en son 1998 de geldiğim düşünülürse, aradan epey yıl geçmiş.) Bariyerler, tümsekler gelenleri yavaşlatıp durdurmak ve kimlik sorgulaması yapan jandarmaya yardımcı olmak için. Ancak hem aşağıda, hem de yukarı çıkıldığında kimlik denetimi gereksiz geldi. Sonrasında Meryem Ana' ya giderken sadece cüzdan ve telefonlarımızı yanımıza alabileceğimizi, kesinlikle çanta alınmamasını ikaz ettiler ve araçları otoparka bırakıp ziyaret yerine yürümemiz gerektiğini. Bu kadar sıkı tedbirlere karşın, üstümüzün aranmaması, buraya herhangi kötü amaçla gelebilecek birinin cebine, montuna bir yere herhangi bir madde koyup geçebileceği ve tüm bunların sadece göz boyamaktan öte bir olay olmadığını düşündürttü.

Önce Yedi Uyurlar' ı ziyaret ettik. Aşağıda wikipedia' dan aldığım bilgileri aktardım.

"Efsâneye göre Decius (Dakyus) zamanında yedi veyâ sekiz Hristiyan genç devrin putperest inançlarına kurban edilmekten korkarak yaşadıkları yerin yakınlarındaki bir mağaraya sığınırlar ve üzerleri kapatılır. Orada mucizevî bir uykuya dalarlar. Bu kişilerin adları, bir rivâyete göre Maximilian, Iamblicus, Martinian, John, Dionysius, Exacustodianus ve Antoninus'tu. Başka kaynaklarda başka isimler rivâyet edilir. Bu mağaraya gelen askerler şaşkınlık içinde geri dönerler. Bunun üzerine komutanları mağara girişinin taş ve harçla kapatılmasını emreder. Burada "Yedi Kâfir’in ölüme terkedildiklerini" bildiren bir levhâ bırakarak giderler.

Hristiyanlar tarafından kabul edilen hikâyedeki mağara Selçuk ilçesindeki Efes antik şehrinin yakınlarındaki Panayır Dağı eteklerinde bulunmaktadır. Bu mağaranın üstüne bir kilise yapılmış hali 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarıldı, kazıda 5. ve 6. yüzyıla ait mezarlar bulundu. Yedi Uyurlara ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.Yedi Uyurlar'ın üzeri kapatıldıktan yaklaşık 184, 200, veyâ 230 sene sonra mağaranın yer aldığı arsanın maliki, işçileriyle birlikte mağara girişini açar ve Yedi Uyurlar ile karşılaşırlar. Iamblicus, şehre ekmek almaya gider ve Meryem oğlu İsa'nın adının şehirde serbestçe anıldığını farkeder. Decius (Dakyus) zamanından kalma paralarla alışveriş yapmaya çalışır. Psikopos'un karşısına çıkarılırlar. Hikâyelerini dinleyen piskopos bunun bir mûcize olduğunu dile getirir."




mezar

mezar

mağara oyukları

mezarlar

geniş açı görünüm

doğa
İncir ağaçları tomurcuklanmaya başlamış. "Yedi uyurlar" haricinde herşey bir uyanışta. 


yol üzerinde heykel

İsa' nın doğumunu anlatan figür

eve giriş yolunda heykel

eve giriş

dua

heykel



meryem anada mum dikmek ile ilgili görsel sonucu
dilek mumları
(sadece bu foto google görsellerden alıntıdır.)







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​
     Meryem Ana evi ile ilgili bilgi için tık.



27 Mart 2017 Pazartesi

Perdelere takılan karakterler 4







- "Seyrettiğiniz filmleri nasıl buldunuz, siz de nasıl bir etki bıraktı?"
- "Sonunda film karakterleri olduğunuz konusunda hemfikiriz anlaşılan" dedi gülerek ve devam etti. "Sizin filminizden oldukça etkilendim. Kurgusu ve anlatımı güzel bir senaryo, görüntülerle de çok iyi desteklenmişti."

Derin bir nefes aldı.

- "Ölüm, sonu gözükmeyen boşluk, derin bir uçurum gibi. Bu da, hayatı oldukça somut yaşayan biz insanlar için korkutucu. Aynı zamanda bizim gerçeğimiz. Sonunda yüz yüze geleceğimiz parçamız. Bu tür yüzleştirme filmlerini seviyorum. Bu arada başka dünyalarla bağlantı kurabilenlerin, bu duyguyla tanışmak için güzel bir hediye olduğunu düşündüm, bu filmden sonra."
"İçinizde ölümle burun buruna yaşayan bir tek ben varım sanırım."
"Elinde silahla bu cümleyi sarf etmek pek komik oluyor."
"Eline silah almakla ölümü uzağında tutmuş olmuyorsun. Ölüm şu salonda otururken bile gelip seni bulur. Yediğin şey yanlış boruya girer, hık der gidersin."
"İlk bağlantıda içine girdiğim sis tabakası ürpertmişti beni. Uzanan bir sürü el, kendisini seslendirmemi isteyen bir sürü hayat vardı. Bir çok kişiye aracı oldum. Kafasındaki soru işaretlerini sanki bir perde arkasındaymışlar gibi birbirlerine ilettim. Ama hala bilmiyorum orda olmanın nasıl bir duygu olduğunu ya da ordaki yaşam kurallarını. Öğrenmek için bir çabam da olmadı. Bir ara kendimi ucube gibi hissetsem de, sonradan ölenleriyle minik bir diyalog yaşayan insanların, kalp hafifliğinin yüzlerine yansımasını izleyince bunun değerli bir hediye olduğuna karar verdim, çünkü bu sayede hayatımın en değerli hediyesiyle tanıştım."
- "Evet, film boyunca ikinizin arasında görünmez bir köprünün varlığı hissediliyordu. Güzel bir sondu."
"Peki ya benim bulunduğum film?"
- "Başta çok düzgün bir karakter sergilediniz, iyi bir aile babası, iyi bir yönetici. Bir kaç adım sonra ufak ufak yalanlarınız çıkmaya başladı. Hepsini harika bir şekilde sıralamanız, biraz da aşinası olduğum psikiyatrik rahatsızlığı anımsattı ki zaten sonrasında böyle olduğu ortaya çıktı."
"Ama yine de hapsi boylamaktan kurtulamadım."
- "İnce hesaplar bile Bağdat' tan döner."
"Anlamadım?" 
- "Bir deyim sadece."

Sessizlik oldu ve suikastçı kendisi hakkında yorum beklediğini belirten bir ifadeyle baktı.

- "Sizin filmin konusu da çok ilginçti. Filmin yönünü bir anda değiştiren bir senaryoydu. Doktor olduğunuza o kadar inandırdınız ki, bunun nasıl bir komplo olduğunu çözemedim, ta ki geçirdiğiniz kazayla kısa bir hafıza kaybı yaşadıktan sonra, görevi devralan başka bir suikastçıyla karşılaşınca. Kaç hayat taşımışsınız üstünüzde, hepsi ortaya serilince siz de şaşırdınız, işte o sahne çok ilginçti."
"Bir ara ben de aklımı kaçırıyorum sandım. Aksiyonu bol filmdi. İzlemeyi bırakırsınız sanıyordum."
- "Cidden bir gün için fazla sayılırdı belki üç film ama hepsi de iyi seçimlerdi." dedi gülerek.

Pencereye doğru bakıp, "Salonu biraz havalandırayım, hem perdeler de kapalı kalmış" dedi ve eli perdelere uzanıp da kenara çekince salonu bir aydınlık kapladı. Dışarda yağmur yağdığını görünce şaşırdı, camları açıp dışardaki yağmur ve toprak kokusunu içine çekti. "Onca saattir kapalı perdeler ardında hiç bir şeyin farkında değildim. Ama bu oksijen hepimize iyi gelecek değil mi beyler?" dedi ve salona döndüğünde hiç kimsenin olmadığını görünce şaşırdı. Evin her yerini dolaştı ama tamamen yalnızdı. "Neydi bu şimdi?" diye sordu kendi kendine. 

Birden değerli sanatçı Münir Özkul' un meşhur tiradını hatırladı. Herkes gittikten sonra repliklerin, şarkı sözlerinin, diyalogların, fısıltıların perdelerin bir yerlerine takılması ve gün ağarınca "Perdeee!" sözcüğüyle hepsinin kaçışmasını. Gülümsedi ve pencereden ince ince yağan yağmura bakıp "Perde!" diye bağırdı.




bitti





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


(Görsel yüksek ökçe' den)