Anlatıcı: Küçükken oldukça yaramaz, afacan bir çocuktum. Ablam, benim yüzümden epey azar işitmiştir. O zamanlar ayırdında olmadığım bu olayın acısını sonraları hissettim.
Dinleyici: Neden peki?
Anlatıcı: Çünkü ben gönlümce hoplar zıplarken onun, çocukluğunu benim kadar doyasıya yaşamadığını biliyorum.
Dinleyici: Buna sebep olarak neyi görüyorsunuz?
Anlatıcı: Ebeveynlerin davranış yanlışlığını söyleyebilirim. Onların da henüz birer çocuk olduğu unutulur ve "Sen ablasın/ağabeysin, kardeşine örnek olacaksın!" denilerek omuzlarına kocaman bir ağırlık bırakılır. Hiç düşünülmez, o abla ya da ağabeyin sırf bu yüzden kardeşine diş bileyebileceği, onu kardeşi değil de bir başkası gibi görebileceği ya da sırf bu yüzden kıskanç ve zalim biri olabileceği. Üstelik kardeşlerden küçüğü diğerine göre baskın karakterde ise, işler daha da zorlaşır. Çocukluğunu yaşamadan, lafını dinletme telaşına girer büyük çocuk. Küçük olan ise, bindiği çocukluk arabasında sonuna kadar gaza basmaktadır.
Dinleyici: Evet ben de bu tür sözler işittim hep. Kardeşine mukayyet ol, yaramazlık yapmasına engel ol türünden sözler.
Anlatıcı: Buna emindim zaten! Üstelik tam bu esnada abla/ağabey çocukluktan çıkarılıp, kendisine yapıştırılan etikete sığınır. O, artık büyüktür. Madem büyüktür, o halde küçüğünden saygı görmelidir. Bu sefer bir de bunun atışması yapılır evde. Bakkala, manava kim gidecek sıkıntısı baş gösterir. "Sen küçüksün, tabii ki sen gideceksin!" denince, evin küçüğü çileden çıkar her seferinde kendisinin gönderilmesinden. Sesler yükselir, araya anne veya orda ise baba girer. Orta yol bulunur bir sonraki olaya kadar.
Dinleyici: Son bir sözünüz var mı peki bu konuda?
Anlatıcı: Var tabii. Çocuk olmak zor zanaat ey ebeveyn!.. Onları zoraki büyütmeyin, tüm damağı kaplayan şarabın tadı gibi geçsin zaman.
Belki o zaman öyle ya da böyle artık kimse kayıp çocukluğuna ağıt yakmaz!...
{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-
|)__)
-”-”-
Not: Fotoğraf google görsellerden alıntıdır.