8 Şubat 2011 Salı

bir minik bezelye



(David Garrett - O Mio Babbino Caro)

***************************



O gün, konser salonundan en son o çıktı. Gözü gibi sevdiği enstrümanını bile yanına almadı. Konser şaşaasını taşıyan elbisesinden kurtulup, sade giysileriyle kendini dışarı attı. Kapıdaki görevli arabasını getirtebileceğini söylüyordu ki, elini gerek yok der gibi kaldırdı ve hızla çıktı. 


Hava, sabaha nazaran oldukça serinlemişti. Yakalarını kaldırdı, içine derince çektiği nefesini bırakırken bir duman çıktı ağzından. "Sigaramın dumanına sarsam....." diye mırıldandı önce, "nefesimin sıcağına sarsam" diye değiştirdi sonra sözcükleri. Nereye kadar gideceğini bilmiyordu ama Harbiye' den Taksim' e giden yol üzerinde buldu bedenini. Bütün gün bu anı beklemişti. Kendiyle kalacağı anı. Aslında artık sadece kendisi yoktu. Bundan sonrasında ne yapacağını iyice düşünmesi gerekiyordu belki.


Belki de hiç bir şey olmamış gibi gidip herşeyi temizlemek, sıfırlamak. Korkuyordu. Günlerdir ne olduğunu anlayamadığı bir yorgunluk içindeydi. Ne kadar çok uyusa, bir o kadar daha uyuyabileceğini farkediyordu. Herkes bir şey öneriyordu, uygulasa da sonuç aynıydı. Şu konserin provalarını nasıl çıkarttığına hala şaşırıyordu. Sırf bir aksilik olmasın diye konser günü, salona yakın oturan bir arkadaşında kalmıştı. 


Çok fazla yemeye başlamıştı ayrıca. Bir aşk acısından sonra mutlaka buzdolabı en iyi arkadaşı olurmuş ya insanın, o hesap, o da sürekli dolaptan bir şeyler taşıyordu gömüldüğü koltuğa. Konserden haftalar önce ziyarete gittiği arkadaşı, şaşkınlıkla ağzı açık izlemişti, onun yatana kadar sürekli birşeyler yemesini. "Bak sana söylüyorum, bu gidişle 100 kilo olacaksın, taşımak için enstrümanına değil, sana yardımcı olacaklar, söylemedi deme" demişti işaret parmağını yüzüne doğru sallayarak.


İşte bu da elinde değildi. Tamam farkındaydı ama sürekli dipsiz bir kuyuya atar gibiydi yiyecekleri sanki, fazla değil 15-20 dakika sonra midesinde açlık hissi meydana geliyordu. Tüm bunların bir depresyonu işaret ettiğini düşünüp, konserden sonra bir psikiyatristle görüşmeye karar vermişti zaten. Evet farkındaydı, onca sevdiği enstrümanından bile haz alamadığının, en sevdiği Vivaldi, Schubert eserlerinde bile vücudunun uykuya teslim olduğunun, sabah kalkar kalkmaz ilk iş müzik kutusunu açmak yerine hemen mutfağa koşup ağzına bir şeyler tıkıştırdığının.


Hiç tahmin edemediği bir şey vardı. Bütün bu konser koşturmacaları sırasında aylık periyodunun aksadığını farketmedi. Herşey öyle yoğundu ki; elbise provalarından, konser provalarına koşturması, tüm bunların üstüne sevgilisinin ilişkiyi bir süre dondurmaktan bahsetmesi allak bullak etmişti onu. Konuşmaya bile fırsat bulamadan, gelen bir teklifi değerlendiren sevgilisi, uçağa atladığı gibi uzaklara gitmişti. Ne ağlayacak vakti oldu, ne de kederlenecek, dert yanacak. Tüm bu yaşadıklarını ise bedeninin bir isyanı olarak değerlendirmişti.


Konserden bir gün önce minik ajandasında, gözleri tarihe takıldığında bütün vücudu donup kalmıştı. Herşeyin stresten olabileceğini düşündü ve bu düşünce onu kısa süreli de olsa rahatlattı. Ama bunu kesin öğrenmenin bir kaç yolu vardı. Eczaneye gitmek ya da bir laboratuvara uğramak. Konserde bu düşüncelere odaklanmamak ve net sonuca ulaşmak için laboratuvara gitmeye karar verdi. 


Prova arasında telefon ettiğinde sonucu öğrendi. İçinde bir başka canlıyı taşıyordu. Hiç bir şey hissedemedi. "İçimde büyüyen bir canlı var" dedi şaşkınlıkla. Prova boyunca aklı notalarla bu mesaj arasında gidip geldi.


Konser bitiminde, yaşadığı gerilime daha fazla dayanamayarak halsiz düşen bedenini alıp hemen kendini sokaklara attı. İşte şimdi herşeyi biliyordu ve tek başınaydı. Bir bezelye kadar canlıyla birlikte, sokaklarda yürüyordu. Karmakarışık duygular sardı yüreğini. "Sevdiğin birinden ve senden bir parça taşıyorsun" dedi. "İyi ama niye korkuyorum? Her yemek yediğimde onun daha da büyüdüğünü düşünüp,  sanki içimde büyüyen bir canavarmış gibi korkuya kapılıyorum?" Gözleri doldu. "Yalnızsın, bu kocaman duyguyu tek başına yaşıyorsun, belki o yüzden" dedi ve gözyaşları akmaya başladı. İçinde onun yediklerini ondan önce tüketen bir canlıyı düşünmek, yalnız olmak, tek başına birinin sorumluluğunu üstlenmek, sürekli yorgun olmak, ona destek verecek, heyecanlarını, ağrılarını, korkularını paylaşacak birinin olmaması bu tabloyu daha da karartıyordu. Yürüdüğü yollarda kaldırımlar gözyaşlarıyla ıslandı. 


Taksim meydanında büfelerin önüne geldiğinde midesi kazınıyordu artık. Onu içeri buyur eden garsonun yüzüne neden şaşkınlıkla baktığını anlaması için aynaya bakması yeterli oldu. Gözündeki bütün boyalar akmış ve nerdeyse bir palyaço makyajı havasına bürünmüştü yüzü. Haline gülmeye başladı, eline bir mendil alıp silerken, garsona 3 ıslak hamburger, bir sosisli, bir dönerli-kaşarlı dürümle, bir ayran ve bir limonata siparişini de çoktan vermişti.







{ಠ,ಠ}

|)__) 
-”-”-


10 yorum:

  1. :) evet çok doğru ! "insan olun biraz" siz ne güzel bir insansınız :)) teşekkürler...

    YanıtlaSil
  2. sevgili momentos çok güzel bir hikaye yazmışsın, okurken öylesine kaptırdım ki kendimi ne yalan söyliyeyim devamı gelsin istedim :))

    Müzik de çok etkileyici, sokaklarda yalnız yürürken genç kadın arka planda bütünlük oluşturdu resmen..

    YanıtlaSil
  3. Ah uğraşmalarımın meyvesini almak ne kadar keyifli bir bilsen sevgili Giz :)) inan yazarken bu kadar sil baştan yapmıyorum, müziği seçtiğim kadar. Okuyanda uyandırdığı duygu, bıraktığı his önemli nedense :)))
    Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. :-) Bir gebe kalan pişman bir kalmayan:-)))))Çok güzel bir hikaye..Tebrik ederim canım ablam

    YanıtlaSil
  5. Teşekkür ederim Lalehancığım :)

    YanıtlaSil
  6. Tabi ki önemli o kadar emek veriyorsun ama okuyan o keyfi alıyor inan canım :)

    Momentos mimlendin canım :*

    YanıtlaSil
  7. Bu iyi haber Giz :))

    Bu arada mim olayına artık girmek istemiyordum ama senin mimin o kadar kısa açıklamalı bir mim ki; eh dedim tamam bu olur :)))
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  8. Yazını okudum. Sanki gerçek bir hikayi gibi etkilendim kadın olmama rağmen. Bir deha okudum. Kuran okur gibi yüce duygulara kapıldım. Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  9. Sağolun Profösör...
    Hayat bir hikaye... hikayeler de hayat gibi. Eksikliklerimizi gidermek için uğraşıyoruz :)
    Yorumunuz bu anlamda değerli.

    YanıtlaSil

{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...