8 Nisan 2017 Cumartesi

Ildır' da bahar kontrolü 2





•*¨`*•..¸ ƸӜƷ¸..•*¨`*•.



dallarını gerine gerine sarkıtan deniz iğdesi

gölgeli yerde yangelmiş yatan bir kedi

ilk salkımlarını tablo gibi sunmuş ortaya

az düşmedim peşine lavanta

müşterilerini bekleyen yemekhane

memleket zenginliklerinden

antik kalıntılar

kadife gibi dokusu olan bitki

ağaç altı bankları dinlenecekleri bekler

bir masayı neşelendirmek için çiçek önkoşul

tepeden Ildır görünüşü

kadife ismiyle çağrılan kedi

hafif şırıldayarak oynaşmakta

sakinlikte bekleyen tekneler

gök ve deniz karışmış birbirine

yüksekten bakma telaşında sarı gül

şapkayı önüne koyup düşünmek gerek

çeşme limonları meşhurdur

bir bardak limon&turunçlu su

oturunca gördüm ki, bir minik dal ayakkabıya çelme takmış meğer :)





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​


7 Nisan 2017 Cuma

Çeşme' de bahar kontrolü 1






.•*¨`*•..¸ ƸӜƷ¸..•*¨`*•..



kuğu görünümündeki kala (veya gala) çiçekleri


 çevre düzenlemesinden güzellikler

  en güzel hangimiz diye soran beyaz gelinler gibiler

ezilmekten korkup dala tırmanan sümüklüböcek

kendine yer açan yapraklar

bahara tek sevinen doğa mı? dört ayaklılar da çimen sefası yapmakta

az kaldı insanları kokumla sarhoş etmeye

duvar dibinde dört kafadar gelincik






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: fotoğraflar ​M©MENT©S​ arşivindendir.​


3 Nisan 2017 Pazartesi

tekrar (*)











Uzandığı yatakta doğruldu, oturdu kaldı bir süre. Sonra ayağa kalktı ve saate baktı. Zamansız uyumuştu, bir nevi uykuya kaçmıştı. Şimdi daha iyi hissediyordu. Bir bardağa soda doldurdu, bir iki dilim limon kesip attı içine ve yazı masasının başına geldi. Renk renk kalemlerine baktı, dizi dizi duran defterlere. Biraz sonra yine oturacak, bir şeyler yazacak, yazdığını tekrar okuyacak, beğenmediği yerlerin düzeltmesini yapacak, içine sinerse yayınlayacaktı.

Sonra; kocaman derinliği olan bir dünyaya "bungee jumping" atlayışı yapar gibi, yazısını sanal aleme bırakacaktı. Sonrasını bilmiyordu, kim kapıyı çalar gelirse okuyacaktı. Yanlış adrese gelmiş çoğunluk bir bakar giderdi herhalde ama birinin üstüne yapışması da muhtemeldi sözcüklerden bazılarının. Duyabiliyordu; "vay canına, iyi laf!", "uçmuş bu ya..", "nasıl yani?!", gibisinden cümleleri. Ama uzun zamandır şunu farketmişti ki; kendi içine yazıyordu o. Kendi kalbine, kendi gözlerine, kendi kulağına, midesine, ciğerine...

Her birine mesajı vardı ulaşması gereken. Canı mı sıkıldı bir olaya? Yaz, gönder ruhuna, müzikli bir pul da yapıştırmayı ihmal etme diyordu. Acıyan kalbine, yorulan ayaklarına, şişen göbeğine, kanayan dişetlerine, nasırlı ellerine, minicik kristalize bir taş barındıran böbreğine, herşeye yazarak rahatlatıyordu vücudunu. Hatırladığı en son bir sevgilisinin onu aldatmasından sonra haykırışlarını barındıran bir şeyler karalamıştı. Ama yazdıktan sonra okuduğunda birden, o olayın üstünden sanki yıllar geçmiş gibi duygusunu körelmiş hissetti. O gün bugündür sadece kendi içine yazıyordu işte bu yüzden.

Masasındaki lambayı açtı, eline mor renkli bir kalem aldı ve bir süre sayfanın üstünde başlayacağı cümleyi resmetmeye çalışır gibi havada çizgiler savurdu, sonra yazmaya başladı.





"Uzandığı yatakta doğruldu, oturdu kaldı bir süre...."







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: kullanılan gif Google' dan alıntıdır.
      * tekrar yayındır.