10 Mart 2017 Cuma

ATIL AŞKLAR (*)











Hırpani kılıklı adam, çöp konteynırının kapağını kaldırdı, kafasını uzatıp işe yarar birşeyler olup olmadığına bakarken, bir şey farketti. Elindeki sopa ile şöyle bir karıştırınca şaşkınlıkla "Ne kadar çok yaşanmamış aşk var burda" dedi. Konteynırın içindekileri sopasını kullanarak tek tek kaldırıma çıkardı. Bağdaş kurup sırayla incelemeye başladı.

1982 tarihli bir yaşanmamış aşktı ilk eline aldığı. İki farklı şehirden öğrenim için gelen, aynı şehirde ve aynı okulda karşılaşan iki gencin hikayesiydi bu. 

Erkek ikinci, kız ise birinci sınıftadır, birbirlerini ilk gördüklerinde etkilenirler. Kız tecrübesizdir, erkek ise çekingen. Kızın ev arkadaşı ile erkek aynı şehirden eski arkadaştırlar. Kız, onunla sohbetlerinde erkek hakkında bilgi almaya çalışır. Ev arkadaşı ise kıza, erkeği kötülemese de bu konuda destek vermez. 

Yine de aralarındaki çekim hiç azalmaz. Okul kantininde çekilen bütün fotoğraflarda hep yanyanadırlar. Bir seferinde kızla erkek, birlikte şehirdeki bir pastahaneye giderler. Erkek tam kıza açılacakken okuldan bir arkadaşları pastahaneden içeri girip, hiç teklifsiz onların masasına oturur. Akşam olunca evlere dağılırlar, kızla erkek içlerinde bir umutla.

Derken bir haber duyulur okulda. Okul dekanlığı, girdikleri bölüme göre okul öğrencilerinin ikiye ayrılacaklarını,  isteyenlerin bu şehirdeki bölüme transfer olacaklarını, isteyenlerin de farklı şehirdeki kampüse gideceklerini bildirir, en geç iki hafta içinde kararlarını vermek zorunda olduklarını da ekleyerek.

Herkes için zor bir süreç başlamıştır. Yurtta ya da bir evde arkadaşlarıyla kalanlar tüm düzenlerini yeniden bozmak, taşınmak, bambaşka bir şehir ve kampüse yollanmak zorunda kalacakları için tedirgin, arkadaşlarından ayrılacakları için daha da üzgündürler. Erkek, bölümünden dolayı gitmekle, kalmak arasında epey bocalar. Sonunda kendi bölümüyle ilgili daha geniş ufuklar açacağını düşündüğü okula gitmekte karar kılar. 




Veda zamanı tüm arkadaşları gibi kız son derece üzgündür, erkek gülümseyerek içindeki acıyı kalbine gömmeye ve her fırsatta geleceğini söyleyerek onları rahatlatmaya çalışır ve gider. Bir aşk, yaşanmadan öylece kenara bırakılmıştır.







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: fotoğraflar ​ve gif google görsellerden alıntıdır.​
      (*) tekrar yayındır.

9 Mart 2017 Perşembe

diren/me (*)










Şüphesiz hayat yine bir şeyler sunacaktı ona, her zaman olduğu gibi. Ama bu sefer iyi bir şeyler olacaktı, hissediyordu. Günlerdir kafasının içinde bir ipin iki farklı ucundan minik fareler, çekiştirip duruyorlardı düşüncelerini. Sırf bu yüzden dudağının kenarında hemen uçuk çıkmıştı. Korkuyordu, korkusu dışarı vurmuştu. Yine de bu iyi bir şeydi. Yani bir şeylerin dışarı vurması, ya içinde birikse, dağ gibi olsa ve bir gün ansızın belirsiz bir yerde patlasa bomba daha kötü olurdu, bunu biliyordu. 

Bir kapı açıldığında, hatta o kapı açılmadan önce hissettiklerine bakıyordu hep. Hangisi beni seçecek, hangisi huzurlu diye. Elbet minik esintiyle başlayan rüzgar onu bir yere savuracak ve bundan sonra kaderinin devam edeceği alana yavaşça bırakacaktı.

Tek yapması gereken direnmemekti. Bunca zaman boyunca öğrendiği şey buydu.







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: kullanılan gif google görsellerden alıntıdır.
       (*) tekrar yayındır.


6 Mart 2017 Pazartesi

telepati (*)












"Kahretsin, şu telefon yan çizecek zamanı buldu!"

-Ne dedin?

"Kahretsin dedim... telefonun ses düğmesi bozuldu"

-Eeee?

"Biri aradığında sesi az duyuyorum."

-Ne yapmayı düşünüyorsun?

"Garantisi bitmiş, servisi nerde onu araştırıyorum."

-İyi işte.. bir adım atmışsın. Hem düşünsene bundan 25 sene önce telefon mu vardı. 

"Haklısın.. nasıl bu kadar öncesi varmış gibi hayatımıza girdi bilemiyorum"

-Hıh.. dayatmalar hep bunlar.. şu telefon olmasa da olur.."

"Sahi sen bu düzen içinde nasıl telefon kullanmadan yaşıyorsun?"

-Algılarımı açık tutarak..

"Nasıl? Üçüncü gözün falan mı çıktı?"

-Dalga geçme, adam gibi dinleyeceksen dinle..

"Afedersin.. dinliyorum"

-Daha önceleri insanlar birbirlerini dinliyorlardı. Sözler; havada kalan ve bir rüzgar esintisiyle dağılan bir şey değildi. Kulak verilirdi herşeye. İnsanların görüşmeleri, buluşmaları telefonla olmazdı ki. Diyelim bir tanıdığına uğramak istiyorsun, çıkardın evden ve giderdin, kapıyı çalardın ki genellikle kapı açılırdı. Kadınlar o zamanlar hep evdeydi. Başka bir görüşme için orada karar verilir, ayrılınırdı. Kapı ya da mahalle komşuları için sıkıntı yoktu. Çünkü evdeki ufaklıklar önden gönderilir, bir manileri yoksa misafir geleceğini iletirlerdi. 

Arkadaşlar bir sonraki toplantıyı, o görüşme içerisinde kararlaştırırdı. O saat ve gün belirlenen yerde beklerdi insanlar. O zamanlardan bu zamanlara geldik, göyya herkesin elinde şahsa özel iletişim aracı.. ama acaba kim gerçekten dinliyor birbirini. Ben kaç kez yanlış iletişim yüzünden sancılı görüşmelere şahit oldum. Değil dakika, saat gecikmesiyle randevulara gelenler, bir de gelmeyenler bile var.

"Yani eskiden bu yok muydu diyorsun?"

-Hayatın her döneminde eksik insanlar vardır elbet.

"Eksik?"

-Bilgi eksiği, davranış eksiği, görgü eksiği, saygı eksiği... daha sayabilirsin. Ama şimdi sürekli kulakta taşınan bu aletler yüzünden beyin hücreleri de eksiliyor ve herşeyi unutan insancıklar dolaşıyor etrafta.

"Peki napıyorsun? Yani birini özlediğinde görmek istediğinde atlayıp evine mi gidiyorsun?"

-Eğer sokağa çıkmışsam elbette ya işyerine ya da evine uğrarım. İkisinde de bulamazsam mutlaka bir kağıda not yazar bırakırım. 

"Varsayalım bıraktığın not eline ulaşmadı.."

-Telepati diye bir şey duydun mu? Oturur onu çağırırım..

"Eee gelir mi yani?"

-Ben çok kez denedim.. sonuç başarılı.. denemesi bedava. Gücümüzü kullanmak tamamen bizim elimizde evlat.

O sırada kapı çalar, kapıyı açar. Uzun zamandır görmediği ve aramayı planladığı arkadaşı gülümseyerek ona bakmaktadır.

-"Sanki beni çağırdın gibi hissettim.. o yüzden geçerken mutlaka sana uğramak istedim. Nasılsın?" diye sorduğunda, şaşkınlıktan dona kalır.











{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: gif google görsellerden alıntıdır.
       *tekrar yayın