25 Haziran 2012 Pazartesi

Uzunya ve Zekeriyaköy gezisi




















  













not: Fotoğraflar kendi objektifimdendir. Zekeriyaköy ve Uzunya ile ilgili bilgilere buradan ve şuradan ulaşabilirsiniz.




14 Haziran 2012 Perşembe

kayıp bildirisi (!)


Aşağıda fotoğrafı bulunan ailemizin en küçük üyesi dünden beri kayıptır. Gören, bilen, duyanların baykuşniyet namına bize bildirmesi rica olunur. İletişim için şurası.



Aşağıdaki fotoğrafta mes' ut günlerimizdeyken











13 Haziran 2012 Çarşamba

el/v işi






Sıcak Haziran. "Dışarı çıkmamak lâzım, güneşin alnında dolaşmamak lâzım, evin en serin yerine iş tezgâhını kurup, bir şeyler üretmek lâzım" deyip işte aşağıdaki ürünleri çıkarttık ortaya.



bunun adı "küçük haylaz" benim ürünüm


bu ve alttaki baykuşlar ise ablamın ürünüdür



ve hepsi bir arada baykuş ailesi :)



not: yastık boyutunda sanan arkadaşımın uyarısıyla yeniden boyut fotoğraflaması yaptım. gerçek boyutları aşağıdaki gibidir.












8 Haziran 2012 Cuma

kayıtsız









Evden kendini dışarı atıp sokaklarda yürümeye başladı. Kafasının içinden, saçlarını savuran rüzgardan daha hızlı geçiyordu düşünceler. Umutsuzluk hissediyordu içinde, derin koyu renkte ve kıvamda bir umutsuzluk. Oysa mutluydu hem de çok. İmrenilesi derecede. Kıskanılası hatta. Neden bu duyguyu misafir etmek zorunda kalmıştı o halde?


İnsan çevresinden bağımsız değildir elbet. Eninde sonunda çevresel faktörler, kişinin alanına sızıntı yapabilir. Kendi kapılarını kapatabilir, bir odanın, bir evin, bir sarayın, bir arabanın içinde izole olarak duygularını yaşayabilir ama günü gelip kabuğundan dışarı başını uzattığında gördükleri, bir anda atmosferini değiştirebilir. Duyarsız olmayı, bilmemeyi, öğrenmemeyi öyle isterdi ki. Ama görüyordu, farkındaydı herşeyin. Bilgi, bazen çok ağır geliyordu. 


Uzakta bir tarihi bilmek istemiyordu mesela, gitmek istediği, olmak istediği yerin koşullarını öğrenmek istemiyordu, zorunluluğun dayattığı şartları görmek ve uymak istemiyordu. Biyolojik saati belki de huysuzluk yapmaya en yatkın zamandaydı ama o bunu bile bilmek istemiyordu. 


Başını kaldırdığında sahile geldiğini farketti. Kendi içi gibi kabaran dalgalarla, rüzgarla karşı karşıyaydı. Öylece durdu ve rüzgarın yüzünü, saçlarını yalamasına kayıtsızca bıraktı kendini.
















not : görsel şurdan alınmıştır.







5 Haziran 2012 Salı

ziyaret










Kürek çekmeyi bıraktı. Güneşin altında saatlerdir yorulmuştu. Deniz, sandalı tatlı tatlı sallarken kendini bırakmak, bedenini dinlendirmek istedi. 

Sandalın içindeki brandayı başının altına destek yaptı ve gözlerini kapattı. Uzaktan teknelerin motor sesleri melodi gibi geliyordu kulağına. Dalgaların arasında bir balık yakalayabilmek için bakınıp duran martıların çığlıkları, tuzlu suların tahtayla buluşma sesleri hepsi birer bütünlük içinde ruhunun kapısını çalıyordu. Öyle keyifle geçiş yaptı ki uykuya, anlamadı bile. Gerçekle rüya arasında eşikteydi. 

Biraz uzakta beyazlar giymiş insanlar ona bakıyorlardı. Güneş ışınlarından yorulmuş gözleri, uzaktaki siluetleri netleyemiyordu bir türlü. O kalabalık geride flulaşırken bir kadın öne çıktı. Annesiydi bu. Ona gülümsüyor ve gülümseyişiyle sarıp sarmalıyordu adeta. İlk defa böyle bir duygu yaşıyordu. Hemen ardından babası yakınlaştı. Çocukluğundan beri şakacı, muzip gülümseyişini kalbinde sakladığı o haliyle bakıyordu ona. Hareket etmediği halde babasının parmaklarını, daima o çok sevdiği boynundaki beninde hissetti. Gözünü kırpıp açtığında bu sefer dedesi tüm heybetiyle duruyordu. Anlaşılan tüm sülale resmi geçit yapmaya kararlıydı. Dayısı beyaz takım elbisesinin içinde, tüm zerafetiyle ona bakıyordu. Ardından en sevdiği amcası, annesinin dayı ve teyzeleri, hiç tanıma fırsatı bulamadığı teyze, dayı ve halası hepsi burdaydılar. 

Onların hemen yanında şefkatle bakan, hiç tanımadığı birileri daha vardı. En yaşlı olan erkek ve kadın öne geldiler. Hiç konuşmuyorlardı ama sözcükler ona ulaşıyordu. Sevgilisinin dede ve ninesiydiler. Sonra babası, çok sevdiği erkek kardeşi ve diğer akrabaları hepsi sırayla ikisini de çok sevdiklerini ve onların aşkını imrenerek izlediklerini ilettiler. Sevgilisinin yakınları oğullarını mutlu gördükleri için kadına teşekkür ettiler. Kalplerindeki ateşin hiç sönmemesi için daima yanlarında olduklarını, ikisinin de bunu hakettiğini ve ilerde hep birarada olduklarında bir kutlama yapacaklarını ilâve ettiler. Müthiş bir aydınlık ve huzur içindeydi. Sevgi yumağının tam ortasına gömülmüş gibi hissediyordu kendini. 

Yüzünde tatlı bir esinti hissetti. Hafifçe gözlerini araladığında yüzüne doğru eğilen sevgilisini gördü. Rüyanın etkisiyle, "Ama beyaz giymemişsin" dedi. Adam, "Bugün günlerden mavi sevgilim" deyip öptü kadını. 

Şaşkınlığını üzerinden atıp "Nasıl tahmin ettin burda olduğumu?" diye sordu adama. "Kafandaki sorunları nasıl allettiğini bilecek kadar tanıyorum seni sevgilim" dedi ve "Nasıl geçti günün?" diye ekledi. "Çok yoruldum" deyince "Kürek çekmekten başka bir şey var mı peki?" diye sordu adam. Kadın gülümsedi ve "Bugün hiç ağzımı açmadan dünyanın lafını ettim" diyerek soru işaretleriyle yüzüne bakan sevgilisine gördüğü rüyayı anlatmaya başladı.










not: görsel şurdan alınmıştır.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...