24 Mart 2012 Cumartesi

karahindiba



  

karahindiba


Elinde diş fırçasıyla pencerenin önüne yürüdü. Dişini fırçalarken gayri ihtiyari yaptığı bir şeydi bu. Bomboş gözlerle dışarıyı kolaçan etti. Kimi zaman hızlı hızlı, kimi zaman duraksayarak fırçayı ağzının içinde dolaştırıyordu. Sokakta asfaltın üstünde bir karga ile bir kediyi çekişirken görünce bütün dikkatini onlara verdi. Uzaktan pek anlayamadığı bir şeyi çekiştiriyordu ikisi de. Karga gagasına olanca gücünü aktarmış ve kediye dikleniyordu. Kedi ise bir yandan dişleriyle, bir yandan pençesiyle iyice asılmış görünüyordu nesneye. Boş bir ana denk gelse kargayı pençesiyle halledebilecek irilikteydi kedi, öte yandan karganın gözü pekliği, sokakta nice savaşı kaybetmiş kediye fazla geliyor, kendini çok da ateşe atmak istemiyordu besbelli.

Çevreden bir kaç insan da durumu görmüş ve müdahale etmeden galibiyeti kedinin mi karganın mı alacağı yönünde bahislere tutuşmuşlardı bile. Tam o anda sokağın köşesinden ambulans sirenlerini çalarak dönünce,  konsantrasyonu bozulan iki hayvan da sıkı sıkı tutundukları şeyi bırakarak, kaçıştılar. İnsanların ilgisi de ambulansa yöneldi doğal olarak. İki metre sonra duran ambulanstan inen görevliler hemen karşı binaya girdiler. Pencerenin önünde hemen karşı binadaki daireleri taradı gözüyle. Altıncı katta yalnız yaşayan yaşlı bir kadın vardı. Bir kaç kez sokakta, markette karşılaşmış, bir kaç kez de pencerede o çiçeklerine su verirken selâmlaşmışlardı. Onun dairesinde bir hareketlilik olduğunu farketti, "Umarım onu yeniden görebilirim" dedi bir umutla.

Pencerenin önünden banyoya doğru yürüdüğünde ne sokaktaki karga ve kedinin savaşı, ne de ambulans vardı aklında. Hazırlandı ve yarım günlük işine doğru yola koyuldu.

Akşam eve dönerken marketteki orta yaşlı adamın kendisini çağırdığını gördü. Yanına gittiğinde adam, "Bayan Sapienza bugün hastahaneye kaldırıldı" dedi heyecanla. Birden sabaha döndü ve olayları hatırlayarak "Ah evet işe gitmek için hazırlanıyordum, ambulansı gördüm" dedi. "Ambulansa bindirilirken yanındaydım, bana dairenin anahtarını size vermemi ve pencere önündeki çiçeği o gelene kadar evinize almanızı istediğini söyledi" dedi ve anahtarı uzattı. Şaşırarak, "Bana verilmesini istediğinden emin misiniz?" diye sordu. Adam olanca ciddiyetiyle anahtarı bir kez daha uzatarak "Elbette eminim. Sizin de pencerede çiçeğiniz varmış hatta, -o daha iyi bakar- dedi" Elini uzatıp anahtarı aldı ve karşı apartmana yürürken yaşlı kadının neden böyle bir şey söylediğine manâ veremediğini düşündü. Dairenin içi oldukça eski kokan eşyalarla doluydu. Antika bir büfe, vazolar, likör ve şarap kadehleri, ince porselen fincanlar, karşılıklı iki berger koltuk ve ortasında sehpa, üzerinde kapaklı bir şekerlik, gül dallarıyla bezeli perdeler, tahta ayaklı bir abajur ve sehpaların üstünde siyah beyaz fotoğraflı çerçeveler.

Yaşlı kadının gençlik fotoğraflarında yanında hep aynı adam vardı. "Kocası olmalı" diye düşündü. Salonun camındaki saksıyı alırken, karşıda kendi penceresine baktı. Camda kendi siluetini görür gibi oldu. İçini tahammül edilmez bir sıkıntı kapladı aniden ve çiçeği alarak, çıktı evden. Anahtarı tekrar mareketteki adama bıraktı. Ancak eve geldiğinde saksıyı pencere kenarına koyarken farketti saksının kenarında bir not vardı.

"Sevgili komşum, evime dönüp dönmeyeceğimi bilmiyorum ama artık sevgili eşimin beni çağırdığını hissediyorum. Bu çiçek yalnızlar için iyi bir arkadaştır. Canın çok sıkkın olduğunda saksıda boy veren çiçeklerden birini eline alıp camın önünde üflediğinde, yaprakların uçuşması gibi, tüm tasanın dağılıp gittiğini göreceksin. Biliyorum çılgınlık gibi gelecek ama çiçeğe su verirken benim daireme de bakıp arada selâm ver. Hayat sürprizlerle doludur, unutma."

Elinde notla bir müddet kalakaldı. Bu bir deli saçmasından ibaret olamaz diye geçirdi içinden ama derinlemesine düşünüp, anlamlandırmak için oldukça yorgundu. Saksıya su verdi ve geceye bıraktı kendini.

Ondan sonraki günlerde yaşlı kadın uzun süre evine dönemedi. Düşüp kalçasını kırdığından, yaşı nedeniyle de iyileşmesi zaman alıyordu. Pencere önüne her geldiğinde saksıyı hatırlıyor ve o zaman ilgilenebiliyordu. Bir akşam eve çok yorgun ve sinirli gelmişti. İçindeki hırsı nasıl atacağını bilemeden pencere önünde buldu kendini. Camı açtı, biraz esinti iyi gelmişti. O esnada gözü saksıya takıldı. Bir kaç tane çiçeği görünce çok şaşırdı. Sadece rutin hareketlerle suyunu verdiğinden gelişimini farkedememişti. Yaşlı kadının yazdığı notu hatırladı. Bir sap çiçeği dikkatlice kopardı ve dudaklarına yaklaştırıp olanca gücüyle pencereden dışarı üfledi. çiçeği oluşturan bir sürü ince sap dağılıp, uçuşmaya başladı. Bu görünüm çok hoşuna gitti, hatta pencere önüne gelmeden önceki ruh halini unutmuştu bile.

Gözleri karşı apartmana, yaşlı kadının dairesine takıldı. Pencere önünde biri vardı sanki. Alacakaranlıkta birinin el salladığını gördüğüne yemin edebilirdi. "Fazlasıyla sakinleştim galiba" dedi ve gülümseyerek pencereyi kapatıp içeri girdi.

Ertesi sabah her zamanki ritüeli diş fırçalama için pencere önündeydi. Gelişigüzel etrafı seyrederken, birinin el salladığını farketti. Karşı binada yaşlı kadının dairesinde genç bir adam ona el sallıyordu. Pencereden uzanıp sağa sola bakındı, kendine olup olmadığından emin olmak için. Penceredeki adam hem gülüyor, hem de "sen, sen" dercesine onu işaret ediyordu. O da belli belirsiz el sallamakla geçiştirdi ve içeriye girdi. 

İşe gitmek için, binadan çıkarken karşı kaldırımdan koşarak biri geldi. Yaşlı kadının dairesindeki adamdı bu. "Merhaba, sizi şaşırttığımın farkındayım. Halam Sapienza sizden bahsetti, çok sevdiği çiçeğini de size emanet etmiş. İlgilendiğiniz için çok teşekkürler" dedi. Şaşkınlıkla karışık "Rica ederim, halanıza geçmiş olsun. Umarım daha iyidir" diye yanıtladığında, genç adam "Biraz vaktiniz varsa bir kahve içip sohbet edebilir miyiz?" diye sordu.

(Okuyucuya not; evet kahve içtiler, bayan Sapienza' dan konuştular ve sonra özel bir sohbete geçtiler. Nasıl olduğunu  kendileri dahil kimse anlamadı ama artık birlikteler ve çok mutlular. Bayan Sapienza' nın çiçeğinin parmağı olabilir derseniz, mümkündür derim. Hem zaten hayat sürprizlerle dolu değil midir?) :)




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



(not: fotoğraf Google görsellerden alıntıdır.)
   




4 yorum:

  1. Sürprizler aynı zamanda kaderin birer cilvesidir ki; her an bilerek ve bilmeyerek bir süprizin içindeyiz. Eğer yüzümüz gülebiliyorsa, şükretmeliyiz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Profösör, güzel bir cümle bu.. eğer yüzümüz gülebiliyorsa şükretmeliyiz. Zira tam tersi de olabilir..
      Çok teşekkürler,
      Saygılar,

      Sil
  2. süprizleri anlamdırmalı ve şansımızı iyi kullanabilmeliyiz.profösörün dediği gibi süprzler yüzümüzü güldürdüğünde ne kadar şanslı olduğumuzu birkez daha hatırlamalıyız...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin Buket,
      Teşekkürler yorumuna. Gezi ve ağız tatlarıyla ilgili yazını bekliyorum :))

      Sevgiler,

      Sil

{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...