7 Eylül 2011 Çarşamba

denizi olmayan yer







Serin bir yaz günüydü, hani “limonata serinliği” derler ya işte öyle. Evler dar geliyordu ona, belki sokaklar da.

Bir lambanın altında durup sigarasını yakmak istedi. Ama sonra sigara kullanmadığını hatırladı, ne komik bir durumdu. Seyrettiği filmlerden etkilenmişti besbelli. Filmdeki adam sigarasını, bir kaşı kalkık hem etrafa, hem ateşe bakarak yakar ve derin bir nefes aldıktan sonra kibriti ahenkli salınımlarla söndürür ve maalesef yere atardı. O an bir kadın geçerdi ordan ve gözleri adamda takılı kalarak adımlarını atardı. Adam, kadının arkasından kaybolana kadar bakar ve sonra yoluna devam ederdi.

Adam da yokuş yukarı devam etti, kale’ ye doğru. Yolu bozuk taş sokaklarda bir müddet yürüdü. Sokak taşlarının arasından inatçı otların, minicik çiçeklerin hayat çırpınışlarını fotoğrafladı. Yetmedi; evlerin bedenlerini, elbiselerini, ayaklarını, ellerini, şapkalarını.

Kale’ nin en tepe noktasında bir yerlere baktı elini siper ederek. Ordaydı, görüyordu. İnanmaz bakışlarla beraber, istem dışı ağzı açıldı ve öylece kaldı. Nasıl olurdu ki bu? Burası onun bildiği şehirse, o zaman bu bir halisünasyon değil de neydi? Acaba iyi miyim diye kendini tokatladı, kolonyalı mendil çıkardı boynunda gezdirdi. Yok, yok ordaydı hala.

Fotoğraf makinesine hapsetmesi gerekiyordu, deklanşöre arka arkaya bastı. Bu onu biraz olsun rahatlattı ama oraya gitmesi gerektiğini hissetti birden. Toparlandı ve dar yokuş sokaklardan büyük gürültülerle koşmaya başladı. Ne kadar koştuğunu hatırlamıyordu ama bi türlü yol sona ermiyordu.

Yokuşun sonuna geldiğinde arabasına bindi ve kararlılıkla gaza bastı. Biliyordu ordaydı. Korkmuyordu, aslında memnundu da. Bunca zamandan sonra onu görmek heyecan vermişti ona, tüm damarlarına kanla birlikte hayat yürümüştü sanki. Yanakları pembeleşmişti.  Radyoyu açtı ve hayreti daha da arttı. “Amman bre deryalarrrr, kanlıca deryalarrr” diyordu şarkıda. Bu da varmış bugün yaşanacaklar arasında deyip, daha fazla gaza bastı. Hedeflediği yere varmasına az kalmıştı, içinden “nasıl olur ki bu? anlayamıyorum” diye sordu yeniden cevapsız bırakarak.

Tahmin ettiği yere geldiğinde ağzı yeniden açık kaldı. İşte burdaydı ama kimse farketmiyordu, görmüyordu, deli olacaktı. Aldı eline bir taş ve fırlattı en uzağa, taaa uzaklara.

Taş gitti, gitti, gitti ve tepesinde güneşle sarı sarı salınan başak tanelerinin arasına daldı. Ancak o zaman anladı, taş attığı yerin deniz olmadığını. Etrafta çalışan birkaç köylü garip garip baktılar, hatta bi tanesi sinirli sinirli üstüne yürümeye başlarken, o toparlandı ve arabasına binip, uzaklaştı ordan. Radyoda hala “aman bre deryalar”, neşeli notalarıyla çalmakta devam ediyordu.





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





Okuyucuya not: Bu denemeyi 15/07/2003 tarihinde yazmışım. Dosyamı karıştırırken bulduğum yazıyı ilk defa sizlerle paylaşmak istedim.


(Kullanılan görsel google' dan alıntıdır.)


8 yorum:

  1. Ben şu anda tam "limonata serinliği"nin olduğu yerdeyim.
    Kendime gelince, okumaya devam edeceğim.

    YanıtlaSil
  2. Ne enfes bir kelimedir limonata serinliği ve ne enfes bir taddır limonata :) Keyifler diliyorum HayalKahvem..

    YanıtlaSil
  3. Profösör merhabalar,

    Teşekkür ederim beğeninize :)

    YanıtlaSil
  4. Betimlemeleri çok yalın ve güzel insanı içine çeken bir hikaye daha. Ellerine sağlık Momentos'cuğum çok keyifle okudum ve bitmesin istedim :)


    http://gizliteras.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  5. Öyle hoş bir sürpriz oldu ki bu yazıyı bulmam, o yüzden çok sevindim ve paylaşmak istedim, minik düzeltmelerden sonra. Yazıp yazıp kenara koymak ve sonra, birden, aniden bir yerde küt diye karşılaşmak, pek keyifli... bundan sonra böyle yapacağım diyemiyorum, zira artık bir blog var ve tüm yazılar tamamen buraya akıyor :)

    Teşekkür ederim Giz :) paylaşmak ne güzel..

    YanıtlaSil
  6. Momentoscum,
    Hanidir düzenli okuyamadığımın farkındasındır. Bu sabah direkt sana tıkladım ve ilk bu öykünü seçtim. Çünkü denizi olmayan yerlerde yaşamayı merak eder ve oralara her gittiğimde sürekli, bir sokağı dönüverince karşıma deniz çıkacağını sanarım :))
    O yüzden ve senin stilin sayesinde, deniz gibi akan bu öykünü çok sevdim. Yaşattın resmen. İyi ki bulmuşsun bunu :)
    öperim kocaman...

    YanıtlaSil
  7. Mügeciğim hoşlargeldin... izliyorum seni, yepyeni bir doğum aşamasından geçiyorsun, her yazar-şair gibi, her üretken birey gibi :)

    Öğrencilik yıllarımda Balığın esir olduğu (!) bir kentte bulununca oldukça sıkılmış ve bu tarz şiir ve yazılar yazmıştım, kalmış bir kenarda :)

    İlle de deniz diyenler/deniz :))))
    Kucak dolusu sevgiler...

    YanıtlaSil

{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...