27 Ağustos 2010 Cuma

akıl oyunları




Yetişmemiz gereken bir randevumuz olduğundan  sokakta yürüyoruz Gia ile. Yürüdüğümüz yolun iki tarafında kaldırım var. Biz gölge olan tarafa geçtik, geçtiğimiz taraftaki trafik istikameti de bize karşı. Yani arabalara karşı yürüyoruz. İlerde dört yol ağzı ve trafik lambaları var. Kırmızı da bekleyen araçlar sağa sinyal vererek bizim tarafımıza dönüyorlar. Bir araç döndü, arkasında bir motorsiklet. onların arkasındaki araç kırmızıya yakalanmamak için gaza fazla basıyor ve dönemeçte direksiyonu toparlayamayıp motorsikleti yaya kaldırımı ile kendisi arasında sıkıştırıyor. Motorsiklet son anda kurtulma çabalarıyla gaza yükleniyor ama arkadan araba ona hızla çarpınca, aniden öne doğru fırlıyor ve kaldırıma bizim üzerimize doğru uçuyor.


*********************

Gia ile trafik lambalarının ordan sola dönüyoruz. Randevumuza geç kalmadık neyseki. Zira dakiklik çok önemli benim için. Söz verdiğim saatte mutlaka orda olurum. 


Biraz önceki kazayı mı soruyorsunuz? Böyle bir şey olmadı, sadece bir anlık olasılık sahnesiydi, hepsi o. :)








{ಠ,ಠ}

|)__) 
-”-”-



çok romantik öyküler (1)




*****************



Eylül ortalarıydı. Otobüs terminalinde yolcuların otobüse binmesi için anons yapıldı. Bir grup insan otobüse bindi, bir diğer grup aşağıda kaldı. Arkadaşının yanındaki koltuğa neşe içinde oturan kız camdan dışarı baktığında, tanımadığı orta yaşlı birinin kendisine bakarak el salladığını ve dudaklarının hareketinden "iyi yolculuklar" dediğini farketti. Önce şaşırdı, hatta boş bulunup o da el salladı ama daha sonra arkasındaki koltuktakilere el salladığını varsayarak önemsemedi. 



**********************


İki arkadaş sarı kızıl renklerin hakim olduğu tabiatın içine doğru yolculuğa çıkıyorlardı. Ne zamandır gitmek görmek istedikleri Selçuk, Şirince, Efes harabeleri ve Meryem Ana' nın evini ziyaret edeceklerdi. Çok heyecanlıydılar. Bu gezi için fikir veren ve kalacak yeri öneren kişi ise aslında Naz' ın internette mektup arkadaşlığı yaptığı ve hiç tanışmadığı Haluk idi. Haluk, Naz' dan yaşça epey büyük ama görmüş geçirmiş, zamanın, mekanın, gıdanın kalitesini  yaşamış, tatmış biriydi. Naz ile yolları internette kesişti. İkisi de edebi anlamda yazılardan keyif alıyorlardı ve birbirlerine her gün bir mektup yazıyorlardı. Günlük olayları, o olaylar esnasındaki duygularını, kalp sıkışıklıklarını, bazen bir filmi, tiyatroyu ya da hoş manzaralı bir restoranı birbirleriyle paylaşıyorlardı. 

En son Naz, bu geziden bahsedince Haluk ona Selçuk' ta tanıdığı bir dostu olduğunu, onların pansiyonunda kalabilmeleri için telefon edeceğini, hatta onları bu eski dostuna emanet edeceğini yazmıştı. Gerçekten de gidilecek tarihte pansiyonun aslında kapatılmış olacağını ama sırf bu eski dostun tanıdıkları için bir odalarını hazırlayacaklarını, ancak bir rahatsızlıkları nedeniyle kahvaltı ve yemek servisi veremeyeceklerini belirttiler. Etrafta bir çok lokanta, kafe açık olduğundan yemek işi sorun olmazdı. Hemen yolculuk için biletler ayarlandı, pansiyon adresi alındı ve Haluk' a binlerce teşekkür etti Naz. 

Birbirlerini görmemişlerdi, sadece bir kez Naz ona bir fotoğraf göndermişti, hepsi o. Ama sayfalarca mektuplar bir görüşme ihtiyacını tetiklese de, hiç bir taraf bir diğerine görüşme isteği için bir cümle sarfetmiyordu. Bazen hatlardaki kesintilerden elektronik postalarda gecikme olduğunda, her ikisi de sanki önemli bir hayat kaynağını yitirmiş gibi hissediyordu.

Naz, seyahatin tüm ayrıntılarını, nerden hangi seyahat şirketi ile gideceklerine dair tüm bilgiyi Haluk' a iletti onun soruları neticesinde. Hatta Naz, şakayla karışık soru işaretli bir cümlede "yolculamaya mı geleceksin yoksa?" diye sorma cesaretini bulmuştu. Herhangi bir evet ya da hayır cevabı olmamakla beraber Haluk, tam da o akşam bir toplantısının olacağından bahsedince, gizli beklentisini de kırmıştı Naz' ın.



***************************





Harika bir gezi olmuştu. Selçuk' ta nefis bir sonbahar yaşadılar, sokaklarda neredeyse diz boyuna gelen sarı turuncu, kırmızı yapraklar içinde uçuyormuş gibi yürüdüler. Şirince' nin daracık taş sokaklarında, sobalardan çıkan gri dumanlar ve doğanın renk değiştirmesiyle meydana gelen görüntüye hayran hayran bakarak gezdiler. Her meyvadan yapılmış şaraplarından tadarak, tatlı bir sarhoşluk yaşadılar. Pansiyon sahibi, onlarla çok iyi ilgilenmiş ve bir zamanlar kurucusu olduğu müzeyi, Efes' i ve Meryem Ana' yı her santimetrekaresini hiç üşenmeden gezdirerek, detayları hakkında bilgi vermişti. 

Dönüş yolculuğu bu tatlı gezinin görsel hafızalarında bıraktığı renklerle, yüreklerinde onları ağırlayan evsahiplerininsevgi dolu bakışlarıyla İstanbul' a kadar sürdü. Hem yeni-eski şehirler görmüşler, hem de yürekleri sevgi dolu insan kazanmışlardı. 


**************************

Tatil dönüşü hemen internet başına geçmişti Naz ve büyük bir açlıkla ondan gelen mektupları okudu yüreği heyecanla çarparak. Ardından da tatilin tüm detaylarını yazdı bir çırpıda. Hatta mektubun sonunda otobüse bindiklerinde bir adamın ona bakarak el salladığını sandığını ve sonra bu hissine güldüğünü bile anlattı. 

Haluk' tan gelen cevapta ise sadece bir tek satıra odaklandı, yüreği ağzında.

"Evet, o akşam gerçekten oraya seni yolculamak için geldim, o el sallayan bendim"






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not:  kullanılan görsel M©MENT©S arşivindendir.




alzheimer


(sağlıklı beyin ile alzheimerlı beyin görüntüsü)


Bir sürü anı odasının kapısını açıp içeri kafayı uzatıp, hiçbir şeyi hatırlamamak gibi bu hastalık.. ne bir derinlik duygusu, ne his, ne yaşanmışlık. 

Kadrolu bir yabancı olmak hayatına ! Belki de kendini koruma mekanizması beynin.. 




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: görsel Google'dan alıntıdır.



22 Ağustos 2010 Pazar

hikayesizliğin içinden çıkan hikaye


Garip elbet... ama bir o kadar gerçek. Dün akşam, artık iyice haşır neşir olduğum bir sokak kedisi yine her zaman olduğu gibi balkonumu oldukça iyi bir açıdan kesen bir yere sotalanmış, bir hareket beklemekteydi. Beyaz renkli sadece sırtında gri kırçıllı tüyleri olan, yeşil gözlü kedicik taze anne. Yavruları epey büyüdü, sanırım artık süt vermiyor ama o gün bugündür onunla ilgilenmeye devam ediyorum. Beni görünce sesini en minik tona ayarlayarak ve iç acıtıcı bir surat ifadesiyle miyavladı... Eh doğru 1.5 gündür evde değildim merak etmiş olmalı. Hemen özel kedi mama torbasını alıp, bir de plastik bir kaba su doldurup dışarı çıktım. Artık bana alıştı, evvelden uzakta durup benim mamasını koyup çekilmemi bekler, öyle yaklaşırdı. Baktım bacaklarıma sürtündü, bende bundan cesaretle boynuna biraz dokundum, alıştırma babında.

O mamasına yumulmuşken su kabını da güzelce bir yere yerleştirmeye çalıştım. Kaç tane kap koyduğumu artık ben hatırlamıyorum, çünkü şu plastik kap toplayıcıları herşeyi alıp götürüyor. Mümkün olduğu kadar onların göremeyeceği bir yere sokuşturdum ama ümitsizim. 





İşimi bitirip eve doğru yürüyordum ki, bir telefon sesi duydum açık penceremden. Hemen koşturdum ve kapıyı bile kapatamadan telefona yetiştim, tanıdık ses olduğunu görünce de biraz bekleteceğimi söyleyip, hemen kapıyı kapatıp ahizeye yönlendim. Arayan sevgili Nessuno' ydu. Biraz hoşbeşten sonra ona bu sıcaklardan bunaldığımı ve artık beynimin bile uykuda olduğunu, dolayısıyla hiç bir yazı çıkmadığını söyledim bir çırpıda. Ardından neden telefonu geç açtığımı, kediyi, su kabını, plastik kap toplayıcılarını da sıkıştırıverdim sohbet içine. Nessuno hemencecik benim zaten kocaman bir hikayenin içinde olduğumu ve bundan neler çıkacağını söyleyince hak verdim.

Özellikle plastik kap sorunuma yaklaşımı pek eğlenceliydi. Su doldurduğum kabın üstüne kocaman bir not yazarak, benim kediciği işaret edip, bu kabın kedilere ait olduğunu, almamalarını rica eden içeriğiyle gecemiz şenlendi, gülüştük. 

Aslında bu hikaye Nessuno' nun elinden çıkarsa daha şenlikli olur diye düşünüyorum ve bir de ondan rica edeceğim yazmasını.

Şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum öyküsünü. Bunca zamandır elimden bir şey çıkmazken yeniden blogu hareketlendirmek keyifli geldi bana da. Ha, bu arada yazdığım oda şu anda öyle esiyor ki; şükrediyorum. Lütfen sonbahar ve kış gelsin... ben onlara ne öyküler yazarım, ne kestaneler pişiririm, ne kurabiyeler yapıp, çaylar demlerim :)))

Sevgiyle kalın...






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: görsel M©MENT©S arşivindendir.



12 Ağustos 2010 Perşembe

deniz üstü serinlik...



Şu geçirmekte olduğumuz bungunlu günlere inat, ne kadar serinletici, ferahlık verici görüntü, müzik, söz varsa hepsini kullamaya çalışıyorum yapabildiğim kadarıyla, zira kendime gaz vermeye çalışsam da uzuvlarım herhangi bir hareket kabiliyetini reddediyor. 

O yüzden Kaptan bir dostumun Bodrum' da katıldığı yarıştan birincilikle çıktığı teknenin yarış anı fotolarını yayınlıyorum. 

Teşekkürler Gürsel Kaptan !..



hep teknenin bu burun uzantısında durup sanki uçuyormuş gibi gitmeyi hayal ederim.


işte gidiyoruz denizi yara yara


müthiş bir macera


Dragonfly' ın yelkenler rüzgarla dolmuş



Dragonfly' ın kamara penceresinden hoş bir enstantane



iyice yan yatmış teknenin dıştan görünümü


bu da içten görünümü.. Kaptan Gürsel, tek ayakta dengeyi sağlamaya çalışıyor


tekne güzel bir sonuca doğru gidiyor, Kaptanımız memnun


ve son kare.. deniz ve Kaptan' ın birlikteliğidir !



Not: Bu yarıştan kupa kazandılar. Maalesef bu güzel tekne, elektrik kontağından çıkan yangına müdahale için Bodrum limanında batırıldı ve kullanılamaz halde. Görkemli günlerine bir gönderme yapmak istedim.







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-

10 Ağustos 2010 Salı

waka waka




(Biraz enerji gerek bize)

********************************


 





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



5 Ağustos 2010 Perşembe

teşekkürler !





 dünkü yazımdan sonra; şu anda hava kapalı ve gök gürlüyor 

:))

Teşekkürler Tanrım !!!






{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-

4 Ağustos 2010 Çarşamba

ilkbahar, sonbahar, kış




*************************



Sıcaktan pelte olmuş durumdayız... Hele öğle sonrasında, sanki birileri dev fön makinalarıyla evi, sokağı ısıtıyor gibi sıcak üflemiyor mu hava, çıldırıyorum. Yaz mevsimi bana göre değil vallahi.. bilgisayar başında oturmak da külfetli hale geliyor, zavallı o da kendini soğutmaya çalışıyor, sürekli içindeki sıcağı dışarı  üfleyerek. 

Tanrım, bu yazıyı biraz olsun serinleyebilmek için yazıyorum... beni affet ama sadece üç mevsim de yetermiş :)

Benim gibi daralanlar için, bu şarkı ve fotoğraf karesi...









{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


not: görsel Google'dan alıntıdır.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...