5 Temmuz 2011 Salı

g/astronomi (6)



*****************


Baran, “of off” cümlesinden itibaren yazdığı tüm kağıtları eline aldı ve buruşturup köşede duran çöp kovasına fırlattı. Tam o esnada telefon çaldı. Yayınevinden arıyorlardı. Bu son öykünün geciktiğini, elini çabuk tutmasını söylüyordu ahizenin ucundaki yayınevi sahibi. Konuşmasını bitirdikten sonra ahizeyi sertçe yerine koydu. 

Sipariş öykü yazılırsa böyle olur işte diye düşündü. Bu projeden bahsedildiğinde ilgisini çekmişti aslında. Bir kaç yazar, kendilerine verilmiş başlıktan yola çıkarak birer hikaye yazacak ve bu kitap olarak basılacaktı. Film dünyasında bir çok yönetmenin bir araya gelerek, kendi bakış açılarını sergiledikleri eserler gibi, onlar da bir kitapta bir araya geleceklerdi. 

Ancak rahatsızlığının tam da bu döneme denk geleceğini bilmiyordu. Planlanmayan bir çok şey daha olmuştu. Hayatının orta merkezindeki kadın, bir başkasına aşık olduğunu söyleyerek gitmişti. Verilen konuya odaklanmaya çalışırken, eli ister istemez bir aşk öyküsüne doğru gidiyordu. Öte yandan daha çok taze olan yaralarını, kimseye göstermeden sarmaya çalışıyor, iki aşık  insan arasında oluşması beklenen sahneleri yazarken ise; kalbi isyan ediyor, dünyadaki bütün aşkların gelip geçici olduğunu haykırmak istiyordu. Bu yüzden öykünün içine aniden kendini de katmış olduğunu farketti ve yazdıklarını silip attı. 

Bir aşk; kağıtlar üstünde başlamayı bekliyordu. Başka zaman olsa, bir gastrolog ve astronomi uzmanının aşkını yazmak onun için dünyanın en kolay şeyi olabilirdi. Ancak şimdi, şu anda bir aşk acısı içindeydi ve bir aşk’ ın nasıl filizlendiğini, geliştiğini anlatacak enerjisi kalmamıştı. Öyle üzgündü ki, neredeyse bir ayda on yıl birden yaşlanmıştı.

Üç hafta önce sevdiği kadının gidişinden sonra kalbinde bir ağrı hissetmiş ve aniden olduğu yerde bembeyaz kesilerek bayılmıştı. Acilen hastahaneye kaldırılmış ve arka arkaya bir çok tetkikten geçtikten sonra doktoru “Sizde Ventriküler Septal Defekt var” demiş, daha sonra da kalp karıncığında delik olduğunu ekleyerek anlamasını sağlamıştı. Doktor, daha önce bir rahatsızlığı olup olmadığını sorduğunda aldığı cevabın “hayır” olmasına şaşırmıştı. Genellikle doğumsal bir rahatsızlık olarak tanımlanan bu hastalığın, eğer o yaştan beri varsa Baran’ ı bu yaşa kadar taşıması bir mucizeydi ama çocukluğundan itibaren hiç bir rahatsızlığı olmadığından, bunun yeni gelişen bir durum olması belki de son yaşadığı olaylara bağlanabilirdi. Ameliyat demişti doktor ancak Baran’ ın kan ve vücut değerlerine baktığında bunu hemen yapamayacaklarını anlatmıştı ona. En azından iki hafta iyi beslenecek ve dinlenecekti. Stresten uzak, ameliyata hazırlanmasını tavsiye etti. Haftada bir hastahaneye gelip kontrollerini yaptıracaktı.

Baran o zamandan beri evden dışarı çıkmadı. Hikayeyi yazabilmek için verdiği çaba, onu uykusuz, gıdasız ve bakımsız bırakmıştı. Bunların hiç bir ehemmiyeti yoktu onun için, kalbinin iki karıncığı arasında delik oluştuysa, hayatla arasındaki bağın da kopukluğunu ifade ediyordu bu ve onanmayacak bir kalbi taşımanın da anlamı yoktu. 

Tekrar masanın başına oturdu ve yazmak için en başa, aşçı Ege ile astronom Deniz’ in hikayesine döndü. Artık ikisini birlikte tadacakları limonlu kurabiye ve aşka dalacakları buluşmaya hazırlamak için cümleyi yazacaktı ki, birden kolu uyuşmaya, nefes alamamaya başladı. Bir el sanki kalbini bir yandan sıkıyor, bir yandan bıçaklıyor gibiydi. Herşey bir anda oldu bitti. Sandalyesinden yere yuvarlandı, ağzından “aşk” a benzer bir kelime hırıltıyla çıktı ve o son nefesi oldu.

************

Basılacak kitaba yine de Baran’ ın hikayesini aldılar, devamını diğer yazarlar tamamladı. Geride aşk acısıyla biten hayatına inat, tohumlarını attığı bir aşk hikayesi bıraktı.

Gökyüzünde bir yıldızın kayıp gittiğini görürseniz, onlar Baran’ ın cümleleriyle  kavuşamayan ve onun acısını yaşayan Ege ile Deniz’ in yıldızıdır.




(bitti)




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: görsel Google'dan alıntıdır.

6 yorum:

  1. Efendim, son sayıya kadar heycanla okudum. Fekat o da nedir? Öykü içinde öykü içinde öykü varmış meğer... Bir nevi ressamın resmini yapan ressamın resmi... gibi birşey :))

    Filhakika, sonlarda olayın kahramanı öldü, peki eşi ne oldu? Bir karakter ki, olayın kilit karakteri bence. Merak ettik biz okurlar :))

    Kaleminize sağlık, efendim :))

    YanıtlaSil
  2. Haydi bakalım sen sağ ben selamet:)
    Bir öykümüz de burada bitt. Aaa!
    O ne? Gökten üç elma değil, kuyruklu yıldız düşmüş:))

    Mometos bu fotoğraf gelecek öykünün ipcunu galiba.. Kuyruklu yıldız altında bir izdivaç.. Hayırlar getirsin inşallah:))

    YanıtlaSil
  3. Tomrukcaaan !! Demek buralardaydınız... ben sizi tatile gitti sandımdı. Cidden beğendiniz mi? beni epey zorladı bu öykü, belki de sıcağın bende yarattığı etki de buna sebeptir birincil olarak. Eh madem burdasınız o halde bir sorum olacak öyküyle ilgili... Öyküde hangi karakter iz bıraktı sizde? (Yazarın eşi mi?) ve sonunu siz bağlasaydınız nasıl yazardınız? Cidden merak ediyorum :))

    Yoruma çok sevindim, teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  4. HayalKahvem valla çaktırmadan sipariş vermek diye ben buna derim :))))) efenim o hikayenin mükemmel şekilde yazıldığını söylesem ve misafir ne bulursa afiyetle yer desem ne dersin? bak ıslak kek diyorum, elmalı kek hatta cevizli ve yanında ister koyu kahve, ister sütlü :))) ve bu keklerin yanına da bir top (isteğe göre artar eksilmez) dondurma :)) yaaaa

    hayırlar olsun inşallah :)))

    YanıtlaSil
  5. Momentoooosss! :))
    Böyle karşılıklı seslenmek negzelmiş :))
    Efendim, bende iz bırakan yazarın eşidir. Nasıl bir sebeple, hayatının orta merkezinde olduğu bir erkeği terkedip gitmiştir? Filhakika öyküdeki Ayla karakterini anlayabiliyorum. İlk Yazarın (ismi yoktu sanırım yazarın?) ona karşı olan tavırları, bir nevi Ayla'yı evindeki herhangi bir nesne gibi görmesi, Ayla'nında aslında bir bakıma buna zemin hazırlamış olması (tam kıvamında hazırlanmış limonata mesela?) sonucunda, Ayla'nın adamdan ayrılmak istemesini anlayabiliyorum... Fekat öteki, evet öteki? Yazarın haberi bile olmadan neden alıp başını gitmiştir? Gittiği adam mesela, bilmiyor mudur ki, kendisi için bir başkasını terk ederek gelen birisi, gene bir başkası için de onu terk edebilir?
    Ben olsaydım, en baştaki yemek yapan Ege’yi öyküye tekrar katar, “Kapıyı açmaya gittiğinde az önce son sayfasını okuduğu kitabı masanın üstüne bırakmıştı. Denizi karşısında görünce şaşırdı, eşinin ani ölümü onu sarsmış, omuzları çökmüştü” gibi bir cümleyle, en başa bağlardım. Böylece kim gerçek, kim hikaye şahane bir karışım olurdu…

    Selamlar :))

    YanıtlaSil
  6. Tomrukcan; iyi ki seslenmişim de, o soruları sormuşum.. zira karşılığında belki de bir yazanın, okuyanın yazdıkları hakkında ne düşündüğünü merak etmesine güzel bir cevap olmuş. Tamam şu aralar tembellik modundasınız ama biraz sıkıştırılınca (ki zaten sihirbazın şapkasında sıkışmış konumdasınız ya) :) ne de güzel öykü çeşitlemesi yapıverdiniz. Çok hoşuma gittiğini söylemeliyim.

    Yazar; benim baş karakterim. Onun mesleki açıdan sıkışmasını, öte yandan başka hayatları irdelerken, kendi hayatında es geçtiği noktaların gittikçe birleşerek bir eğri meydana getirdiğini izletmek istedim. Baran (yani son bölümdeki yazar), eşinin başka birine aşık olduğunu söyleyerek gitmesiyle boşluğa düşüyor. Zira bu zaman zarfında eşinin duygu gelişimini izlememiş, değişiklikleri farketmemiştir. Ayla ise; Baran' ın hayalindeki eş' tir. Araya kattığı o öyküdeki eş (Ayla), bu yüzden mükemmele yakın tasvir edilmiştir. Ve bir ara o öyküdeki yazar gafletle, "hayatında biri mi var Ayla?" diye sorduğunda kadın çok içerler ve o zaman çekip gider. Aslında çekip gitmesinin bir aşk için değil de, kişinin kendini bulması, bir ilişkinin yenilenmesi adına olması onun gönlündeki isteğidir.

    Öte yandan gidilen adam için bir önemi yoktur bunun bence... o düşünceyi sanırım kimse kaale almıyor (istisnalar hariç), derler ya aşk gelince akıl gider diye. Belki de o yüzden.

    Hani parmaklar arasına geçirilen ip (ya da lastik) gibi bir şeyle oynanan oyun vardır. İkinci kişi belirli yerlerden parmaklarını geçirerek yeni bir şekil verir iplere ve bu sefer o tutar, sonra öteki yine parmaklarını geçirerek ipleri ondan alır vs.. :)) Ege' yi öykünün sonuna tekrar bağlamak deyince nedense aklıma bu oyun geldi.. kim gerçek, kim hikaye, ipin başı nerdeydi, ortası nerde vs gibi :)

    Valla buna diyeceğim bir şey yok.. ama artık buna bir örnek sizden bekliyorum (z) yahu... Zaman yok demeyin, şu yorumu oturup yazmak bile zaman ister. Çok teşekkürler, sizin de elinize sağlık.

    Buz gibi havalar diliyorum :)) (dilenecek en iyi şey diye düşündüm ama..)

    YanıtlaSil

{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...