23 Haziran 2011 Perşembe

tekrar




>>>>> o <<<<<




Uzandığı yatakta doğruldu, oturdu kaldı bir süre. Sonra ayağa kalktı ve saate baktı. Zamansız uyumuştu, bir nevi uykuya kaçmıştı. Şimdi daha iyi hissediyordu. Bir bardağa soda doldurdu, bir iki dilim limon kesip attı içine ve yazı masasının başına geldi. Renk renk kalemlerine baktı, dizi dizi duran defterlere. Biraz sonra yine oturacak, bir şeyler yazacak, yazdığını tekrar okuyacak, beğenmediği yerlerin düzeltmesini yapacak, içine sinerse yayınlayacaktı.

Sonra; kocaman derinliği olan bir dünyaya "bungee jumping" atlayışı yapar gibi, yazısını sanal aleme bırakacaktı. Sonrasını bilmiyordu, kim kapıyı çalar gelirse okuyacaktı. Yanlış adrese gelmiş çoğunluk bir bakar giderdi herhalde ama birinin üstüne yapışması da muhtemeldi sözcüklerden bazılarının. Duyabiliyordu; "vay canına, iyi laf!", "uçmuş bu ya..", "nasıl yani?!", gibisinden cümleleri. Ama uzun zamandır şunu farketmişti ki; kendi içine yazıyordu o. Kendi kalbine, kendi gözlerine, kendi kulağına, midesine, ciğerine...

Her birine mesajı vardı ulaşması gereken. Canı mı sıkıldı bir olaya? Yaz, gönder ruhuna, müzikli bir pul da yapıştırmayı ihmal etme diyordu. Acıyan kalbine, yorulan ayaklarına, şişen göbeğine, kanayan dişetlerine, nasırlı ellerine, minicik kristalize bir taş barındıran böbreğine, herşeye yazarak rahatlatıyordu vücudunu. Hatırladığı en son bir sevgilisinin onu aldatmasından sonra haykırışlarını barındıran bir şeyler karalamıştı. Ama yazdıktan sonra okuduğunda birden, o olayın üstünden sanki yıllar geçmiş gibi duygusunu körelmiş hissetti. O gün bugündür sadece kendi içine yazıyordu işte bu yüzden.

Masasındaki lambayı açtı, eline mor renkli bir kalem aldı ve bir süre sayfanın üstünde başlayacağı cümleyi resmetmeye çalışır gibi havada çizgiler savurdu, sonra yazmaya başladı.




"Uzandığı yatakta doğruldu, oturdu kaldı bir süre...."







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




.
 

11 yorum:

  1. "Uzandığı yatakta doğruldu, oturdu kaldı bir süre...."
    Bu dünyanın kötü bir yer olduğunu, insanın başına gelebilecek en kötü şeyin ‘doğmuş olmak’, olduğunu çünkü insanın doğduğu andan itibaren her şeyini yitirdiğini... düşünmedi. Soğuyan çayını değiştirmek üzere kalkıp mutfağa doğru yürüdü...

    YanıtlaSil
  2. Hikaye devamı olmuş ellerinizden :) çok sevdim ! Yorumda çeşitli varyasyonlar yapabildiğinizi bildiğimden acaba mor renkli olabilir miydi yazılanlar diye düşündüm sadece :) Teşekkürler Tomrukcan.

    YanıtlaSil
  3. Mor olan bütün değerleri severim ben. Öykü de gerçekten güzelmiş. İçimde bir öykü yazma isteği uyandırdı diyebilirim. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. Bir şeyleri tetiklediyse öykü sevindim Profösör. Teşekkür ederim ben de.

    YanıtlaSil
  5. Çok ilginç oldu bu :)) hayretler içinde kaldım :) Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  6. Tomrukcan; öykü akabindeki yorum bana, burcupc ile aynı konuda farklı öykü çalışmalarınızı hatırlattı.. epeydir tembellik yapıyorsunuz, bence başlanmalı :) nacizane..

    YanıtlaSil
  7. işallah efendim, önümüzdeki kış :)) Yazın pek vakit olmuyo maalesef :)

    YanıtlaSil
  8. "minicik kristalize bir taş barındıran böbreğine, herşeye yazarak rahatlatıyordu vücudunu. "


    ayrıntıda ki taşı sevimli hale getirme hastalıkla barışık bir durumu anlatıyor sanki..

    güzel bir öykü..:))

    YanıtlaSil
  9. :) Pozitif bilime yakın duruyor demek ki öyküdeki şahıs.. ayrıntıyı farketmek de ayrıcalık yaratır efenim.. :) teşekkürler yorumunuza, katılımınıza CWRM..

    YanıtlaSil

{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...