29 Aralık 2011 Perşembe

son yazı







Malum yılın son zamanları, sadece tarih değişecek biliyoruz ama yine de herkes de bir heyecan, bir koşturmadır gidiyor. Tatlı heyecanların yanı sıra, sürpriz durumlar da gelişebiliyor. Yaklaşık bir aydır sağ kolumda bazı hareketlerde kısıtlama yaratan dirsekteki sıkıntımı, "geçer" diyerek görmezden geldim. Ama hiç bir şeyi taşıyamadığımı ve ağrı vermeye başladığını görünce çaresiz dün hastahaneye gittim. 


Muayene, ultrason çekiminden sonra "Lateral Epikondilit" teşhisi konuldu. Halk diliyle "Tenisçi dirseği" diye anılan bir rahatsızlık. Kaale alınmadığında ameliyata kadar giden bir keyfiyetsizlik de sunabiliyormuş ileriki safhalarda. Başında yakaladığımız için fizik tedavi ve bir iki ilaçla halledilebilecek bir durum. 

Ancak sağ eli tokalaşmak, yazı yazmak, bilgisayarda mouse' u kullanarak bileği oynatmak dahil -bir şey taşımak, ağır kaldırmak zaten zinhar yasak- kullanmayı durdurmam gerektiğini söyleyince doktor kalakaldım. Ama ben söz dinleyen bir hastayımdır. Fizik tedavi bir haftanın sonunda epey işe yarayacak biliyorum, o yüzden söz dinlersem çabuk iyileşirim dedim ve bu yılın son yazısını yayınlamak istedim.

Çam ağacımı ve beni ziyarete gelerek çok mutlu eden iki dostu da burda anmadan geçemeyeceğim. Yeni yıla onlarla beraber biriktirdiğim anılarım ve bu güzel karelerle gireceğim.

Sevgili HayalKahvem ve eski adı Nessuno, yeni adıyla İstanbul' un ışıklar içindeki fotoğraflarını sizlerle de paylaşmayı istedim. 


hayalkahvem ve ben

Nessuno-İstanbul

Kalbinizden sevginin, umudun hiç eksilmemesini diliyorum.

İyi bir sene olsun hepimize...




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


Not: Gifler google görsellerden alıntıdır.
fotoğraflar kendi objektifimden.


18 Aralık 2011 Pazar

kalabalıklara...








Elektrik fişini prize taktığında antika büfenin yanında duran çam ağacının ışıkları yandı. Salon ruhani bir aydınlıkla harelenirken, bu ritüelin onu ne kadar mutlu ettiğini düşündü. Aslında yeni yıl falan bahaneydi. Bu mutluluk ağacını kurmanın, dallarına ışıklı, renkli oyuncaklar, süsler yerleştirmenin ve en sonunda karşısına geçip seyretmenin, herşeyi -tüm olumsuzlukları- unutturduğunu keşfettiğinden beri bunu yapıyordu.

Nüfus olarak kalabalık değildi yaşamı, buna rağmen tek başına da olsa mutlaka gerçekleştirdiği bir şeydi. Ayrıca o, ruhen ve kalben çok nüfuslu olduğunu düşünüyordu. İçinden biri sürü ses, ona bu çabası için teşekkürlerini sunuyordu her seferinde. En çok da, kendisine hediye verilmesini heyecan ve sabırsızlıkla bekleyen çocuk.  

Tebrik kartı hazırlarım düşüncesiyle o anı fotoğraf makinesine hapsetti. Daha zamanı vardı ama dayanamayıp gönderiverdi en sevdiklerine.








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: Fotoğraf objektifimden.

 

5 Aralık 2011 Pazartesi

A.T.' a







Elini kalbine götürdü. Orda soluk soluğa koşan duyguları dizginlemek istercesine, elinin ayasını kuvvetlice bastırdı. Son yarım yılda yaşadıklarını film şeridi gibi geçirdi aklından. 

Eskiden çağıl çağıl akan çağlayan bir kaç damlaya dönüşmüştü uzun zamandır. Ama kimse bilmiyordu daha öncesini. Herkes, gözünü sadece son yaşananlara dikmişti ve didikliyorlardı onların hayatını. Herkesin gözü önünde bir katliam gerçekleşiyordu ama yine de umursamadan, her gün ellerinde çeşitli cinayet aletiyle darbeleri arka arkaya indiriyorlardı. 

İki insan arasında yaşanan ilişkinin ameliyatını üstlenen kocaman bir toplum karşısında çaresizdi. Sessizliğe bıraktı kendini. 

Bugüne kadar yaşadığı herşeyi sahiplenmişti. Etrafta ahkam kesenler, onu dostlarına sorsalardı biraz, en azından taraflı bilgiyle harladıkları ateşe, bu kadar kolay atmazlardı. O kadar cılız kaldı ki o dostların cümleleri, zaten kimsenin duymaya niyeti de yoktu.

Bir tören yapmıştı, onu bu yaşında duygu kaynağının başına getirip, elleriyle içiren kadına bir tören. Gözü bir şey görmedi. Eros feci halde saplamıştı oku gözünden kalbine. Diğerini gönderirken yaşanılanlar, dünyanın her yerinde, her an yaşanmakta olan şeylerdi. Bir şeyler yaşanıp tüketiliyordu. Nasıl olduğunu ise ancak başroldekiler biliyordu. Fakat hesaplamadığı bir şey oldu. 

Güçsüz bırakıldığı düşünülen diğer taraf aniden ölümün darbesiyle güçlendi. Bu güç, onu yitirenin kalbine yumruk gibi indi. Eros' un oku bile ezildi bu yumruk karşısında.   Hayatında uzun süre başrolde olmuş ve bir daha hiç göremeyeceği, onun ağzından bağışlayıcı sözleri duyamayacağı sona gelinmişti. 

Hiç bir şey, canını bundan daha fazla acıtamazdı. Boğazında kekremsi bir tad, yüzünde hiç gitmeyecek kederli pişmanlık ifadesi yerini almıştı bile. Dünyadaki bütün duygular onun bedeninde kavga ediyorlardı şimdi.





{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





not: kullanılan gif google görsellerden alıntıdır.


 

25 Kasım 2011 Cuma

S.A.D.' a










"Bu dünyadan kalp kırıklığıyla gideceksin."




Çok üzgündü. İçi kırıklarla doluydu. Vücudunun onu sınamasından sonra, bir de onca yıllık ilişkisinin silkelenmesi ona ağır gelmişti. 

Herşeyin "ilk" i ne kadar farklıydı bazı insanlar için. "İlk", başladığında kişi mutludur, heyecanlıdır. Bu mutluluk yüzüne aydınlık bir gülümseme olarak yansır. Herhangi bir olumsuzluk bile değiştirmez duruşunu. Ama zaman ilerleyip "ilk" safhasını geçince tüketim başlar, duygular erozyona uğrar, çabalar azalır, ağızdan gül dalı gibi çıkan kelimeler, yerini kurşun ağırlığındaki atışlara bırakır.

O ise, tutunduğu "ilk" e, hayatı devam ederken ve günler ilerlerken de aynı derecede bağlıydı. Değişen bir şey yoktu. Aynı heyecanı, sevgiyi, özlemi, merakı, ilgiyi içinde saklı tutuyordu. Tüm duygularını "ilk" günkü gibi içinde taşıyordu. Hisleri sıcaklığını yitirmemişti, artık hiç bir şeyi beraber yapmamalarına rağmen. Sağlık durumunun eve ve ilişkiye yansımasını, yüzünden okuyabiliyordu. Herşeye rağmen yine de onu yanında istiyordu. 

Çünkü ondan güç alıyordu. 
Çünkü ona sevgisi bitmemişti. 
Çünkü sadece kendi sevgisiyle bile bu ilişkiyi ayakta tutabileceğine inancı vardı. 
Çünkü o giderse, yaşamı da bitecekti.

Ama o gitti. Üstelik en gösterişli törenlerle gitti. Ona bir ceza verir gibi her hareketini, mutlaka onun da göreceğini bile bile, göstere göstere ilan etti. Maddesel acıdan çok, manevi acı içini matkap gibi oydu. Aklından geçen en kötü şeyleri sıraladı, yapmak istedi. Ama kendisi onu nasıl seviyorsa, onun da diğerini öyle sevdiğini gördü ve durdu. 

Bu yaşamda, ömrünün böyle bir deneyimle sonlanacağını anladı. Sevdiğine kalbi kırık olsa da, onu tanıdığı, sevdiği için şükretti ve nihayet onu almaya gelen yol gösterici meleklere kendini teslim etti.


......
.......
Demiştim sana hatırlarsan:
"Önemli olan zamana bırakmak değil,zamanla bırakmamaktır."
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır.

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?

Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

 
Nazım Hikmet Ran
(Bir Fotoğrafa isimli şiirden)




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-





Not: kullanılan görsel Google görsellerden alıntıdır.


22 Kasım 2011 Salı

coşku









Kapıdan içeri neredeyse hoplaya zıplaya giren arkadaşına baktı ve gülümseyerek, "Yine mi aşık oldun kız?" diye sordu. Yanakları pembe pembe kızaran kadın, "Evet! Ama bu sefer gençlik duygularımı yaşıyorum" dedi. Soran gözlerle karşılaşınca da, anlatmaya devam etti.

Kadın aşık oluşunun tüm öyküsünü müthiş coşkulu anlatırken, arkadaşı onu seyretmeye başladı. 
Belki bu aşk da bitecekti, tıpkı diğerleri gibi. Hem zaten aşka bile bir ömür biçilmemiş miydi? "Üç vakte kadar" denilecek bir zaman diliminde yaşanıp bitecek duygular için hırpalanan insanoğlu ve kızının, en çok başlangıçtaki yükselen duygularını izlemekten keyif alıyordu o. Özellikle bu esnada tutkuyu yaşayan kişilerde zenginleşen kelime haznesini, hayatı müzikale çeviren şarkı söyleme halini, gözlerin sürekli ışıldamasını, her daim yüzdeki mutluluk ifadesini, her ayrıntının farkına varılıp neşeyle tezahürat yapılmasını, tükenmeyen coşkuyu ve saçmalamasını seyretmeyi.
İşte karşısındaki kadın da, tam bu safhadaydı. Anlattığı detaylardan aslında bu adamla bu ilişkinin yürümeyeceğini görüyor fakat kadının çocuksu, saf mutluluğuna ilişmeye kıyamıyordu. Hem biliyordu ki bu durumda söyleyeceği tek olumsuz söz, kadını sadece kısa bir an durduracak, sonra "ama...." larla her lafı geri püskürtecek bir açıklaması olacak, belki de bu süreçte ona kırılıp, biraz uzaklaşacağı bir durum yaratacaktı. Ayrıca yaşanması gerekenler, yaşanmalıydı. Hayattaki tecrübelerin, tek başına yaşanıp özümsenenler olduğuna inancından dolayı, buna müdahale etmesinin çok anlamsız olduğuna karar verdi.

Düşünceleri durdurdu ve duygularını odanın her yerine saçmış arkadaşına, mutluluğunu paylaştığını ifade edercesine sarıldı ve yorulana kadar onu dinledi.




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




1 Kasım 2011 Salı

sonbahara balad








               Görünen kıyılardan da uzak,
               bir yer var içimde...
               Tüm geceler tuzak,
               yolculuklarım hiç bitmiyor..

               Bahar, sonunu yaşıyor 
               göz hizamda bir yerlerde.
               Solgun kızıllarda dans ediyor,
               güneşten hüzmeler.

               Kış gelmiş sokakta,
               cengaver bir kelebek.

               Kimbilir ömrü yeterse
               Yeni baharlar bekleyecek...


               Momentos (S.Ö.)




















{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


(Kullanılan görsel google' dan alıntıdır.)


30 Ekim 2011 Pazar

tenhalaştım...






........
İnan pek yeni bir şey yok.
Biraz yaşlandım tabii,
Seyrekleşti biraz saçlarım.
Bir bitmeyen gece bıraktın.
Ve üç nokta düşürdün...
Belli etmedim ben pek, tenhalaştım.




{ಠ,ಠ}

|)__) 

-”-”-




Not: Emre Aydın "Son Defa" isimli şarkısı




28 Ekim 2011 Cuma

ve içinde saklı....(*)












 


....bir o kadar hayat !























{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




(*) : Bakınız maviliğin içinde bir tık.




26 Ekim 2011 Çarşamba

18 Ekim 2011 Salı

atıl aşklar (5)







Okuduğu son öykü gözlerinin yaşarmasına neden oldu. Kaldırımda öylece hareketsiz otururken, önündeki yığından bir kağıt parçası, aniden oluşan rüzgarla, caddenin ortasına savruldu. Artık bir öykü daha okuyacak gücü hissetmiyordu kendinde.

Ortalık aydınlanıyordu. Başka bir zaman okumak üzere herşeyi toparlayıp izbe gecekondusuna gitmeliydi. Kağıdı savrulduğu yerden almak üzere dizlerinden yardım alarak kalktı. Ağır hareketlerle kağıda doğru bir iki adım attı. Sabahın o saatinde trafiğin olmadığı bir yerdeydi. Tam kağıdı iki parmağı arasına almışken, sokağı hızla dönen bir araba son sürat gelip ona çarptı.

Araç öyle hızlıydı ki, hırpani kılıklı adam hemen oracıkta öldü. Araçtan inen kişi, yerde yatan çöp toplayıcısını görünce hiç önemsemeyerek "Yazık oldu ama caddenin ortasında ne işin var be adam" diyerek iki kolunu yana açıp, önemsiz bir şeye çarpmış gibi tekrar aracına bindi ve hızla ordan uzaklaştı.

Hava iyice aydınlandığında şehrin elektronik gazetelerinin manşetinde yer aldı bu olay. 

"Şehrin önemli caddelerinden birinde sabah çok erken saatlerde bir kaza meydana gelmiş, bir vatandaş yolun ortasında ölü olarak bulunmuştur. Çarpan aracın kaçtığı belirlenmiş olup, caddedeki mobese kameralarından araç tespit edilmiştir. Ünlü sanayicinin oğluna ait araç evinin garajında hasarlı halde bulunmuş ve oğlu emniyete götürülerek sorgusuna başlanmıştır."

Emniyetin önü gazetecilerle dolup taşmakta, bir demeç ve bir fotoğraf karesi için dışarda kıyamet kopmaktadır. Emniyet müdürünün odasında ise şu konuşmalar yapılmaktadır. 

E.M: "Şu olayı bana bir daha anlatın tane tane !"
Memur: "Müdürüm, biz  görev arkadaşımla sabah emniyete doğru gelirken cadde ortasında hırpani kılıklı bir adam gördük. Belli ki bir kaza olmuş ama araç yoktu meydanda. Hemen indik, adamın nabzını kontrol ettik, ölmüştü. O sırada arkadaşım telefonla bir ambulans istedi hemen. Ben adamın elinde bir kağıt parçası gördüm. Ne olduğuna baktığımda kağıtta kocaman harflerle bir aracın plakası yazıyordu". 
E.M: "Ne yani, adam ölmeden önce mi yazmış o notu?" 
Memur: "Sanmıyorum müdürüm çünkü yazı daktilo yazısı gibiydi, yani bilgisayardan çıktı alınmış gibi. Cesedin durduğu yerin biraz gerisinde kaldırımda da bir sürü kağıt bulduk". 
E.M: "O kağıtlar da neler yazıyordu?".
Memur: "Bir sürü aşk hikayesi vardı. Belki o kağıt caddeye doğru uçunca adam almak istedi ve bu kaza oldu". 
E.M: "Peki o caddenin mobese kayıtlarına baktınız mı?"
Memur: "Müdürüm maalesef yok. Bir gün öncesinden o semtte bir elektrik arızası varmış, sonra düzelmiş ama mobese kameraları devreye girmemiş. Kaza olduktan bir saat sonra kayıt gözüküyor mobesede". 
E.M: "Çok mantıksız ! Bunu bu şekliyle açıklamamıza imkan yok." 
Memur: "Gerçi kağıtta yazılı plaka numarasından kaza yapan araca ulaşıldı. Tamponda adamcağızın hırkasından bir parçayı ve kan izlerini de bulduk ama ...". 
E.M: "Belki başka mağazaların kamera kayıtları vardır, çevrede detaylı bir inceleme yapın derhal biz bir açıklama yapmadan".
Memur: "Başüstüne müdürüm"

..........

O gün orda hırpani kılıklı adamın elinden caddeye uçan son öyküde, bir trafik kazasıyla hayatını yitiren genç kız ve yaşasa ilerde sevgilisi olacakken, ona bilmeden çarpan   genç adamın hikayesi vardı. Kader bu defa, bu hayattan bıkmış ve çoktan kaybettiği sevdiklerinin yanına gitmek için gün sayan hırpani kılıklı adamın öyküsünü, bu trajik öyküyle birleştirmişti. Bu hikaye de, dilden dile dolaşarak, etkileyici bir şehir efsanesi haline geldi.




SON



{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: kullanılan gif google görsellerden alıntıdır.

14 Ekim 2011 Cuma

atıl aşklar (4)










Kaldırımda oturan adam, gecenin soğuğuna çiğ damlaları da eklenince cebinden beresini çıkardı ve başına geçirdi. Konteynırda bulduğu bu hazineyi okudukça çok derinlere sakladığı, hatta içinden yıllar önce attığını sandığı duyguları yavaş yavaş hissetmeye başladı. Ellerinin titremesi, bedeninde ılık bir şeyler hissetmesi, eski bir bağımlı gibi yeniden iştahını kabartıyordu. Elini yine yığına daldırdı ve aldığı gibi okumaya başladı. 

1940 lı yıllarda Yugoslavya' da yaşayan 9 çocuklu bir ailenin hayatı yavaş yavaş değişime ve almak zorunda kalacakları büyük bir karara doğru gitmektedir. Ülkeyi birleştiren lider ölmüştür ve halklar arasında kötülük tohumları hızla büyümektedir. 

Tüm bu olaylar esnasında, aynı mahallede yaşayan ve o zamanın şartlarına göre sadece kaçamak bakışmalarla iki genç arasında heyecanlı günler başlar. İkisi de komşu çocuklarıdır. Delikanlı kızın güzelliğine ve iyilik dolu kalbine  aşık olur. Kızın ise, babasının sertliğinden sonra güldüğünde yüzü aydınlanan bir erkeğin bakışlarıyla kalbi ısınmıştır.

Birbirlerini görebilecekleri her anı değerlendirmeye çaba gösterirler. Çarşıya, babasının dükkanına bir şey götürüleceğinde kız hiç lafı ikiletmeden götürür, komşu evlerden bir şey alınacaksa, bir düğüne gidilecekse, kardeşi gezdirilecekse, kapı önüne sarkmış dallar kesilecekse, her konuda görevi üstüne almaya hazırdır. Tüm bunların sonucunda da ödülü kalbine, ruhuna iyi gelen genç adamı görmek olacaktır. 

Genç adam ise, kimseye sezdirmeden onların kapı ve camlarını gözetler olmuştur. Bazen akşamüstleri mahallenin çocuklarını kapı önüne toplayıp, akordiyonunu çalıp onları eğlendirir. Tek amacı genç kızın da kapı önüne çıkıp eşlik etmesidir. Genç kız da müziği duyduğu anda hazırdır, yüreği ağzında ürkek, belirir kapı önünde. Göze batmamak için arkadaşlarını da çağırır, kalabalık oluştururlar. O anda birbirlerinin gözüne bakarak şarkı söylemek, onlar için dünyanın tek saadetidir. 

Onların bir yudumluk saadeti yakında sona erecektir. Zira kızın babası, çarşıdaki işyerinde ülkede yaşanan kargaşadan nasibini almakta ve gün geçtikçe zabitler herşeyi bahane ederek dükkanını basmakta, herhangi bir şey bulamayınca da gözdağı vermektedir. İstanbul' daki akrabalarına ulaşmış ve yaşadıkları durumdan bahsedip bir akıl istemiştir. Akşam karısına da durumu açar ve alabilecekleri en önemli eşyalarla bir an önce gitme planlarından bahseder. Geçen gece bir komşularının evine nedensiz baskın yapılmış, her yer hallaç pamuğu gibi atıldıktan sonra da, yanlış ihbar deyip, gülümseyerek özür dilemiştir zabitler. Yönetimin bezdirme politikaları, inatçı halk tarafından bertaraf edilse de, günün birinde silahların konuşacağı, her türlü çirkefliğin yapılabileceği bir ortamda ailesini ne kadar koruyabileceğini kara kara düşünen anne baba sonunda göç etmeye karar verirler. Çocuklara en son gün söylenecektir durum çünkü ağızlarından bu bilgiyi kaçırma ihtimali onların sonu olacaktır.

Yola çıkmadan 2 gün önce genç kızla oğlan bahçede karşılaşırlar. Gözleri milim kıpırdamadan birbirlerine mühürlü dururlarken, uzaktan gelen kadınların sesleri onları kendilerine getirir ve oğlan hemen cebinden bir kağıt parçası ve incecik tel biçiminde bir yüzük sıkıştırıverir genç kızın eline. Sonra duvarın arkasında kaybolur. 

Genç kız avucundakileri kalbine bastırır, yanakları kızarır. Şu dünyanın tüm kötülükleri bir anda o bahçede yok olmuştur. Hemen eve gelir ve kimsenin görmeyeceği bir yerde kağıttakileri okur. Notta, onu çok sevdiğinden ve onunla evleneceğinden bahsetmektedir. Hemen elindeki yüzüğü bir ipliğe geçirir ve kolye gibi boynuna takar, kimse görmesin diye de elbisesinin içine saklar. 

Gece rüyasında düğününü görür, çok mesuttur. Sabah da yüzünde gülümsemeyle kalkar. Evdeki telaşı farketse de önemsemez. Annesi ondan bazı eşyaları toplamak için yardım ister. Ertesi gün annesi, onu karşısına alıp durumdan bahseder. Kız yıkılmıştır. Gözlerinden yağmur gibi yaşlar dökülür. O aşkı için ağlarken, anne de doğdukları  yaşadıkları yerleri terkederek meçhule gidişlerine gözyaşı dökmektedir. Gecenin ortasında sessizce yola çıkacaklarını, kimseye söylememesini, kardeşlerini de hazırlamasını söyler annesi. Genç kız ise sevdiğine bir haber iletmenin derdine düşmüştür. Sokağı, bahçeyi dolanır ama onu göremez. Çaresiz bahçedeki ağaca boynundaki tülbenti bağlar.

Gece yarısı herkes uykudayken yola koyulurlar. O güzelim evlerini, ağaçlarını tek tek diktikleri bahçelerini, besledikleri hayvanlarını, can ciğer komşularını, memleketin havasını, suyunu herşeyi geride bırakırlar. Yağan yağmur gibi, genç kızın da yol boyunca gözünün yaşı dinmez. Yeni bir hayat, onun için kocaman bir kalp ağrısından başka bir şey değildir artık. Yüreği yaralıdır ama bu konuda tek söz edemez. 

Üstünden yıllar geçip çoluk çocuğa karışsa da, hüzün kalbinden gözlerine, pencere kenarından sokağı gözetleyen kafesteki kuş gibi yerleşir ve yağmurlu göç gecesinden geriye kalan bu şarkıda sevdiceğini hatırlayıp, hala sessizce ağlar.




{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: Kullanılan görsel google' dan alıntıdır.

 

13 Ekim 2011 Perşembe

atıl aşklar (3)







Hırpani kılıklı adam, kendi hayatından oldukça uzak olan tüm bu kavramlarla beraber, kalbinde yeniden bir şeyler hissetmeye başladı. Çok uzun zamandır en diplere gömdüğü hissiyatla birlikte, yaşadığı hayattan çıkıp bambaşka bir hayatın kapısından içeriye girmişti. Yeniden hissetmemekte kararlıydı. Silkelendi ve gecenin soğuğuna aldırmadan, önündeki yığına rasgele elini daldırdı.

1970 li yılların sonuna doğruydu. Bir aile, şehre yakın sayfiye yerinde yazlık ev kiralamış, ailecek yazın keyfini çıkarmaktaydılar. Ailenin küçük kızı, her fırsatta mendirekten denize girmeye gidiyordu. Sevimli ve gelişmekte olan bir kızdı. Yüzünde masumiyet, yüreğinde ve davranışlarında samimiyet vardı. Çabucak kendine yeni arkadaşlar edindi. İki sene sonra üniversite sınavına girecekti, büyük hayalleri vardı. 

Karşı apartmandan bir arkadaşı onu epey kalabalık bir grupla tanıştırdı. Hemen kaynaştı onlarla. O yaz tavlayı öğrendi ve bu konudaki başarılarını sergilemeye başladı. Bu arkadaş grubunun içinde, üniversitede okuyan biri ilgisini çekmişti. Onu her gördüğünde heyecanlandığını farketti. Bir gün genç adam, kızla sohbet edip, ona sorular sordu. Neler yaptığı, hangi okulda okuduğu, üniversitede ne okumak istediğiyle ilgili bir sürü sorular. Kızın kalbi, ağzından çıkacak gibiydi ve her soruya cevap vermeye çalışıyordu. 

Ona bazı yazarların kitaplarını tavsiye etti. Kız o kitap listesini özenle sakladı. Ve şehre gittiği ilk fırsatta o kitapların hepsini edindi. Farketti ki, kalbi ona aşık. Oysa onun bundan haberi bile yoktu. Genç adamın ailevi sorunları vardı. Anne babası ayrıydı ve çocukluğundan beri tatsız zamanlar geçirmiş, gençliğine de sinirli bir hal olarak yansımıştı bu durum. Çok fazla konuşkan biri olmamasına rağmen genç adamın o gün nasıl olup da onunla sohbet ettiğini yıllar sonra bile düşünmüştü kız. 

Bir gün topluca diskoya gitmeye karar verdiler. Ailesi kızı yalnız göndermeyecekleri için yanına ablası ve onun nişanlısı da katıldı. Sitenin önünde epey kalabalık bir grup toplanıp, 4 km uzaktaki diskoya gitmek üzere araçlara bindiler. Kız, müziğin ve dansın onları yakınlaştıracağını hayal ediyordu. Gece boyunca çok eğlendiler ama o, hep onun gelip kendisini dansa kaldırmasını bekledi ve nihayet beklenen oldu. İnanamıyordu kız, yüreği vücuduna sığmıyor, nefes almakta zorlanıyordu. 

Ne zamandır beklediği andı bu. Onun kollarındaydı, arada gözlerine bakmaya çalışıyor ama çarçabuk kaçırıyordu, yüzünden bütün duygularını anlamasın diye. Dans ettikleri parçayı hafızasına kazıdı. "Nights in white satin". Kendini şarkıdaki gibi beyaz saten gecede hissetti, onun kollarında uçuyor gibiydi. 

Gece bitti ama genç adam alkolü fazla kaçırmıştı ve davranışları biraz daha kontrolsüzleşmişti. Dönüş için araçlara bindiler. Genç adam, kızın oturduğu koltuğun hemen arkasına yerleşti. Onun orda olduğunu bilmek kızı daha da heyecanlandırdı. Bir ara saçlarında gezinen bir el hissetti ama hiç ses etmedi. "Onun da kalbi benim için atıyor mu acaba?" diye düşündü o gece sabaha kadar kız. Ertesi gün onu göremedi ama diğer arkadaşlardan alkol yüzünden zor bir gece geçirdiğini öğrendi. 

Sonraki günlerde onu görebilmek için çırpındı. Yaz bitiyordu. Herkes yavaş yavaş yazlık evleri kapatıp dönme telaşına girmişti. Onu son bir kez daha gördü kız ama oldukça ilgisiz davrandı, o gece hiç yaşanmamış gibiydi. Kendisinin hissettiği duyguların birazını hissetseydi, şehire dönmeden ona yakınlığını belli ederdi diye düşündü kız. O geceye ait yaşadıklarının, sadece alkol zafiyeti olduğunu anlaması için hayatında bir kaç tecrübe edinmesi gerekecekti. 

Yaz bitti, herkes normal yaşantısına döndü. Kız ise bu platonik aşkı 2 sene daha içinde burgu gibi taşıdı.



{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


(Kullanılan görsel google' dan alıntıdır.)



11 Ekim 2011 Salı

atıl aşklar (2)







Adam bağdaş kurduğu kaldırımda iç geçirdi ve elini yeniden önündeki yığına uzattı. Bu sefer 1990 lı yıllardan yaşanmamış bir öykü geçti eline. Adamla kadın aynı şirkette çalışmaktadır. İkisi de evlidir. Kadının evliliği bir çocuktan sonra kopma raddesine gelmiştir. Aralarında hiç bir sevgi kırıntısı olmadan, yıllardır aynı evde yaşamayı sürdürmektedirler mecburiyetten. Adam ise yeni evlenmiştir ama evlilik öncesinde aileler arasında, son derece yıpratıcı ilişkiler yaşanmıştır. Gizli bir kızgınlığı sürdürmektedirler birbirlerine farkında olmadan.

Tam bu esnada kadınla adam, şirket için çok önemli bir projede birlikte çalışacaklardır. Daha önce birbirlerini tanıdıkları halde, ilk yanyana gelişlerinde müthiş bir elektriklenme hissederler. Gittikçe birbirlerine duygularını hissettirerek yakınlaşırlar. Çalışma saatlerini mesai dışına çıkartarak daha fazla birlikte zaman geçirmeye, sohbet etmeye başlarlar. 
Kadın uzun zamandır biriyle bu kadar sıcak bir sohbeti paylaşmadığını farkeder. Adam da, bir kadının ilgisini ne kadar özlediğini. Akşamları ne kadar geç gidiyorlarsa, sabah da o kadar erken çıkmaya başlarlar evlerinden. Heyecanları yaptıkları işe de yansır ve proje müthiş başarı sağlar. Şirket onları ödüllendirmek için haftasonu tatili verir aileleriyle birlikte. İkisi de hafta sonu tatilini birlikte geçirmek istemekte ama birbirlerine itiraf edememektedir. 

Kadın, bu aşamada evlilik bağının kalbini bağlayamadığını görmekte ama adama bir adım attığında yükü taşıyıp taşımayacağının muhasebesini yapmaktadır. Adam ise bunca zamandır birlikte olduğu kişiyle bir imza atarak, ilişkiyi bu denli yıpratmasının hayal kırıklığı içinde, yorulan ruhunun sevgiye ne denli muhtaç olduğunu düşünmektedir. Yapılacak tek şey vardır, hayatlarının tatsız gittiği şu günlerde, kendilerine bu ödülü vermek kaçınılmazdır. 

İşyerinde öğlen yemeğindeyken, ailelerinin bu tatile gelemeyeceğini söylediklerinde, artık kendilerini neyin beklediğinin farkındadırlar. 

Hafta sonu geldiğinde yüreklerindeki çarpıntı artmıştır. Kaldıkları otel, onların farklı bir bedene, farklı bir sevgiye uzanışlarının başlangıcı olacaktır. Tek kelime etmeden   birbirlerine gözleriyle aşkı vaad ederler. Yemek arasında,  bedenlerini dans müziğine bırakıp, yakınlaşırlar. Adam kadının kulağına yaklaştırdığı dudaklarından sıcak nefesini üfleyerek, "Bu anı hayal ettim uzun zamandır" der. Kadın iç geçirir ve "Tıpkı benim gibi" diyerek, adamın gözlerine mühürler bakışlarını. Herşey içiçe geçmiştir artık ve hazırdır tek bedende yanmaya bu iki yürek.

O esnada garson yanlarına yaklaşır ve "Hanımefendi telefonunuz var" deyip bir rüyayı sonlandırır. Zorla uyandırılmış gibi şaşkınlıkla bakar kadın. Garson ona yol göstermektedir. Beraberce telefonun yanına giderler. 

Telefon evden gelmektedir. Çocuğun gece boyunca ateşi düşürülememiş ve hastahaneye kaldırılmıştır. Kendisini dişi bir kadın hissettiği rüyanın içindeyken, aniden annelik vasfıyla yüzleşince dengesini kaybeden kadın, hemen dönmek için eşyalarını toplar ve yola çıkarlar. Yolculuk boyunca hiç konuşmazlar. İkisi de yaşanan bu olayın, kendilerini girecekleri yanlış yoldan döndürmek için bir uyarı olduğuna çoktan inandırmışlardır. 

O akşam orda veda ederler ve ondan sonra aynı şirkette olmalarına rağmen karşılaşmamaya özen gösterirler.



{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-


(fotoğraf google görsellerden)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...