5 Ekim 2010 Salı

ada' da





3 gün üstüste arkadaşımın sahaf dükkanında çalışmıştım, bacaklarım "dinlendir biziiiii" diye bağırmaktaydılar. Ama güzeller güzeli ablam, taaa yaşadığı şehirden kalkıp beni ziyarete gelmişti ve pazar günü adaya gidelim demiş idi. Havanın, sabah kalktığımızda gri ve ardından şakır şakır yağmurlu olacağını bilseydim elbette "tamam gideriz" demezdim amma demiş bulundum. Dolayısıyla mızmızlansam da, ayak diremeye çalışsam da aslında hava sadece yağışlıydı, serin değildi ve yola çıktık. Şemsiyelerle çıktığımız evden otobüse binip de Bostancı' ya vardığımızda kuru ve güneşin cayır cayır yaktığı bir ortama geçince durum tamamen değişmişti benim açımdan.

İskeleye yakın çay bahçesinde bir ada ritüeli "ada çayı" ısmarladım ve sırt çantama attığım 3 çekirdekli galetayı yanında çıtır çıtır yedik. Sonra biraz yürüyüş yapalım dedik, çünkü midemiz güzel kokulara, ürettiği özsularla cevap veriyordu ve biz de oturacak güneşli ve keyifli bir yer arandık.


Dolaşma esnasında ne kadar hoş kare varsa vizöre hapsetmeye çalıştım. Bir sokak, bir evin çatısının bulutlarla dansı, bir kapıdan sarkan saksılık, dondurma külahları vs vs....













Şimdi ben ne içtiğimiz buz gibi birayı, ne de eşliğinde enfes kalamar, midye, patates kızartması, patlıcan ezmeyi anlatmayacağım burda (!) Evde bacaklarımı uzatma düşüncesi sabahın yağmurlu havasında ne kadar iyi geldiyse, adaya ayak bastığımda kendimi bir o kadar cennette hissettim. İspatı mı?? Buyrun başımda bir hale ile dolaşırken çekilmiş kareyi sunarım efendim.







{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-



not: görseller M©MENT©S arşivindendir.


6 yorum:

  1. efendim, fotoğraflara bakınca burasını Büyükada'ya benzettim :)
    Eğer öyleyse, Büyükada'ya gidip de papazın çayırına (aya yorgi) çıkmadan olmaz. Eh biraz zorlu bir yoldur ama, çıktığınıza mutlaka değecek güzellikte değil mi?

    Bendenizde geçen hafta çarşamba akşamı Heybeli'ye gittim. Aşıklar tepesi diye bir yer var orda. Oraya oturup, bir iki kadeh parlattık arkadaşlarla. Sohbet öyle güzeldi ki son vapuruda kaçırmış olduk. Bir motorcuyu aradık. Tamam ben sizi bırakırım dedi. Saat 23.45 sularında kalktık yürümeye başladık. Daha 10 dakika geçmemişti ki bir rüzgar bir yağmur... Veee, adada kaldık... Planlansa böyle güzel olmazdı sanırım... Hayatımda ilk kez adada konakladım.. çok güzeldi...

    Selamlar, sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Evet, evet ! burası Büyükada Tomrukcan. :)) O adayı karış karış bilirim, trek grubumuzla uzak bir yerlere gitmek istemediğimiz zaman karda kışta nevalelerimizi alır, o tepeye çıkardık. Cidden adalar ne kadar şehirden bağımsız, farklı bir dünya gibi değil mi? Adeta ordan dönüşlerde tazelenirim. (laf aramızda benim en sevdiğim Burgaz.) Ama sizin Heybeliada macerası da tam macera olmuş :)) Hayatımızda ani gelişen olaylara ihtiyaç oluyor ara sıra.. Adadaş ilan ediyorum sizi ve bir şarkı hatırlatmak istiyorum :)
    "şu ada senin, bu ada benim... yelkovan kuşlarının peşisıra..." Sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. efendim, kesinlikle aynı fikirdeyim sizinle. Şehre bu kadar yakın olmasına rağmen, şehirden bu kadar ayrı kalabilmiş başka bir yer yoktur sanırım.
    Hatırlattığınız şarkıyı dinliyorum ve peşinden de size "düşlerin parlayıp söndüğü yerde" diye başlayan şarkıyı gönderiyorum :)
    Sanırım ikisi de aynı albümde idi bu şarkıların :))

    Selamlar, sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. Cidden güzel bir albüm çalışmasıydı bu "ADA" albümü.. açıp baktım ve ordaki tüm şarkıların incelikle sıralanmış olduğunu gördüm. Eee zaman geçmiş unutmuşuz haliyle :)) çok teşekkürler şarkıya. Farkında mısınız? Bu tam bir ADA çalışması oldu, fotoğraflarıyla, şarkılarıyla, yazıları, yorumlarıyla, kendi içindeki ayrı ayrı hikayeleriyle :)) Şarkı yükleyebilseydim iyi olacaktı belki değil mi? Neyse, bu seferlik böyle olsun.
    Bugün de güzel bir perşembe olsun :)
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
  5. Teşekkürler hkki,

    Saygılar,

    YanıtlaSil

{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...