10 Temmuz 2010 Cumartesi

goodbye



(James Blunt - Goodbye My Lover)
**************************************



Tam kapıdan giriyordu ki, telefonun sesini duydu,  "telesekreter devreye girmeden yetişebilsem" dedi.. birinci düdük çaldı ve voleybolcu olmasının verdiği hisle telefona doğru plonjon atlayışı yaparak parmakları ahizeye yetişti ve canhıraş şekilde bağırdı; "alooo alooo alooo..." karşı tarafta Leo vardı ve kahkayla gülerek "heeyyy bir yere gitmedim.. burdayım, telaş yok güzelim" diyordu. Alora da eşlik etti kahkahasına ve eve şimdi girdiğini, telefona ancak yetiştiğini söyledi. "bak seni niye aradım, antrenmanlardan yorulmuşsundur, bu akşam bizim çocuklar ve bir kaç yeni arkadaşla pubta buluşuyoruz. Bugün cuma !!" dedi sesini melodilendirerek. Alora "tamam ben 20.30 da hazır olurum" dedi. Leo onu gelip alacağını söyledi ve kapattı.

Hemen elindeki paketleri yerlerine yerleştirdi, ardından carlos' un yemeğini, suyunu kontrol etti. Carlos, sahibini görmenin verdiği mutlulukla bir sürü şey sıralıyordu.. "carloooooossss, oğlum, aşkııım..." ve kendi dilinde gevelemeler.. bu muhteşem hint saksağınıyla yaşadığı için öyle mutluydu ki, hiç bir şeye değişmezdi. Arada sağlam küfürler de ediyordu, maç izlemek üzere eve topladığı arkadaşlarının ağzından kaçan her kelimeyi hafızaya emiyordu adeta Carlos. Her ses tonunu hiç sektirmeden taklit etmesi de cabası. Bir keresinde annesi televizyonda bir şey izlerken çok ses çıkardığı için, bir kaç kez üstüste "suuuussss" diye seslenmişti Carlos' a. Ve hemen hafızasında bu ses ve kelime kilitlenmişti çıkmamacasına. Akşam yalnız olduğunu bildiği bir ortamda birden annesinin sesini duyunca evde kendisinden başka biri mi var korkusuna kapılmasına yetmişti bu durum. Telefon sesi taklidi yapıp bir kaç kez boşa ahize kaldırdıktan sonra da kahkahalarla gülmüştü bu duruma. Carlosla akşam yemekleri de muhteşem oluyordu, kafesinden çıkarınca doğruca tabağının kenarına konup yemeğine gagasını batırıp nasipleniyordu. Vakti olsa belki bir kaç sohbet kelimesi de öğretebilse karşılıklı diyaloglarını  duyanların iki insan sohbeti diye yemin edeceklerine emindi. Onu parmağıyla okşayıp, şefkat seramonisini sunduktan sonra süratle kendisi için dolaptan birşeyler çıkardı, ocağın altını yakıp içeri gitti. Yemekten sonra duş almalıydı. Hemen akşam giyebileceği kıyafetleri yatağın üstüne serdi, parmağı ağzında biraz dolandı, renk kombinini sevmeyip başka bir bluz seçti ve eteğiyle uyum sağladığını düşünerek "bu uygundur işte" dedi ve mutfağa gitti. Tabağını hazırladıktan sonra masada Carlos' a yakın yerde oturup, müziği de açtı ve keyifle yedi. Radyoda yine sevdiği dj vardı, yaptığı bir iki espriye güldü, sorduklarına cevap verdi ve şarkılara eşlik etti. Yemek bitince bulaşıkları kaldırdı ve doğruca banyoya gidip hazırlanma evresini başlattı.

Herşey tamamdı ama saçlarına ne yapması gerektiğini bulamadı. Dalgalı ve uzun saçları vardı, toplasa ya da örse.. yoksa serbest mi bıraksaydı? Tam o esnada kapı çaldı, daha erkendi, Leo gelmiş olamazdı.

Kapıyı açtı, bir mektup ve bir adet gül vardı paspasın üstünde. Şaşkınlık ve korku duygusu geçtikten sonra eğilip aldı ve içeri girdi hemen. Zarfın üzerinde herhangi bir yazı yoktu. Açtı ve içinden çıkan kartta "Seni çok üzdüm biliyorum ama içimdeki sevgi hiç bitmedi. Kalbinde bir zerre duygu varsa bana karşı ve beni dinlemek istersen seni her zaman buluştuğumuz yerde güneşin ilk ışıklarına kadar bekliyor olacağım... sevgiler Rob.."

Şaşkınlık yerini anlamsızlığa bırakıyordu... elindeki notla koltuğa oturdu.Gözünün önünden bir sürü sahne geçmeye başladı. Voleybol takımına seçilişini, antrenörün göz bebeği oluşunu, okulda ve takımda yıldızının nasıl parladığını, profesyonel takımların sık sık kapısını çaldığını, o dönem okula yeni gelen Roberto' yla birbirlerine aşık olduklarını, mezun olurken kral ve kraliçe seçildiklerini, bir süre sonra Roberto' nun kıskançlıklarını ama her seferinde af dilemesini ve her seferinde onu affetmesini, bir gelecek kurmak üzere olduklarını, tüm hazırlıkların tamamlandığını ve herkesin bu iki gence gıpta ile baktığını, nikah günü ortadan kaybolmasını, Roberto' nun bu dünyada hiç varolmamış gibi aniden ortadan yokoluşunu ve hastahanede aylarca tedavi gördüğünü, bir bebek gibi adım adım yeniden hayata tutunduğunu, yakın ilgisiyle kendini toparladığı doktoru Leo' yu bir çırpıda yaşadı.. Geçmişte bıraktığı bu an' ların hepsi şimdi ona, sanki bütün bunları tanımadığı biri yaşamış hissi veriyordu. Ve şimdi kapısına bırakılan bu notta, "kalbinde zerre kadar bir duygu varsa" diye yazıyordu... kaybettiği zamanları düşününce, şu an bile oturup geriye gitmesinin ne kadar gereksiz olduğunu kuvvetle algılıyordu. Kalbini yokladı... Roberto isimli birisine zerre duygusunun kalmadığını farketti.

Saate takıldı gözü ve süratle kalktı, elindekileri çöpe attı, arkasından banyoya gidip saçlarına Leo' nun hediye ettiği tokaları taktı, parfümünü sıktı, dudaklarına parlatıcıyı sürdü. Herşey tamamdı. 


Banyonun ışığını kapatıp çıkarken kapı çaldı... artık gelenin kim olduğunu biliyordu ve yüzüne bir gülümseme yerleştirerek kapıya yöneldi. Hayatını anlamlandıran adama sıcacık öperek "hoşgeldin" dedi.. arabaya binerken, "hoşçakal Rob" dediğini kimse duymadı.








{ಠ,ಠ}
|)__) 
-”-”-




not: görsel Google' dan alıntıdır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

{ಠ,ಠ}
|)__)
-”-”-

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...